Üç Balon Bir Mutluluk

“Üç tanesi bir lira, alır mısınız yavrum?” sözcükleri ile pembe boyalı, güneşten iyice rengini atmış, büyük camlı demir kapıyı bir elinde naylon torba, diğer elinde bastonu ile yavaşça araladı.
Uzun boylu, zayıf, saçları yanlarından açılmış, bıyıklı esmer genç adam; ninesi yaşında gördüğü, beli iyice bükülmüş, bastonuna dayanarak yürüyen bu ihtiyar kadına:
– Buyur anacığım, dedi.
– Balon alır mısınız oğlum, üç tanesi bir lira?
Daha önce birçok seyyar satıcının sözünü bitirmesini beklemeden “İhtiyacımız yok!” deyip kafa sallayarak göndermesine rağmen; bu yaşlı, yılların izleri tüm vücuduna yansımış kadına:
– Hele şuraya bir otur anacığım. Soluklan hele bir.
– Sağ ol oğlum, Allah razı olsun.
– Âmin anacığım, cümlemizden.
Elindeki naylon poşetten üç adet renkli balon çıkararak tebessüm ve ciddiyetin ortak olduğu bir yüz ifadesi ile:
– Evladım, balon alır mısınız?
– Balon almasak da parasını versek olur mu teyzeciğim, dedi ellili yaşlardaki derviş gönüllü esmer adam.
Bakışlarındaki merhamet, yüzündeki tebessüm, hafiften sertleşerek kararlı bir şekilde:
– Olmaz oğlum, asla olmaz, dedi.
Bunu, o kadar net ve kararlı söyledi ki, iki adam da biraz önceki tekliflerini tekrar etme cesaretini göstermeyi bırakın, akıllarından bile geçirmediler. Hayranlık ve içinden gelen suskun bir coşkunlukla:
– Peki anacığım, 15 adet değişik renklerden ver, dedi genç adam.
– Olur oğlum, olur, dediğinde elindeki naylon poşetten üçer üçer yaparak balonları uzun boylu genç adama vermeye başladı. Beş grup yaptıktan sonra da dünyanın en merhametli bakışlarından birisiyle:
– Tamam mı yavrum, dedi.
– Tamam anacığım, tamam, deyip renkli balonları alarak yandaki masanın üzerine bıraktı genç olanı.
– Teyzeciğim, yaş kaç, dedi yaşlı adam.
– 82 oğlum.
Seksen iki sözünü duyduklarında ayakta duran iki erkek, birbirlerinin yüzüne baktılar. Akıllarından, birbirlerine yakın birçok şeyler geçirdiler. Bu yaşına rağmen bir yardım talep etmeden dükkân dükkân gezerek nafakasını sağlamaya çalışması, büyük bir hayranlıkla kendi dünyalarına bir nasihat olarak düştü.
– Maşallah, ne güzel bir uğraş veriyorsunuz, dedi yaşlı olan adam gözleri buğulu, kafasını sallayarak ya ya mırıldanmalarıyla.
– Teyzeciğim, çoluk çocuk yok mu?
– Var oğlum; iki kızım, bir oğlum var.
Arkasından gelecek acı hikâyenin merakı ile acelece:
– Onlar sana bakmıyorlar mı, sorusunu yöneltiverdi.
Oturduğu sandalyeden hafif doğrularak küçük bir tebessümle gözleri buğulu bir şekilde:
– Oğlum, hatırına bir şey gelmesin ama orayı ne sen sor ne de ben söyleyeyim. Lakin şunu diyeyim: 82 yıllık ömrümde; aha bir dün var bir de bugün, işte her şey o kadar oğlum.
– Mal da yalan mülk de yalan; var biraz da sen oyalan, sözünü yabana atmayın oğlum. Ne geçmişte takılı kalın ne de geleceğe atın; bugünün kıymetini bilin, en gerçek yaşadığınız zamandır. En az bir tebessümle var olma mücadelesini ve azmini hiç eksik etmeyin hayattan. Benim için her şeyin en’i benmişim oğlum. Bu sözümü zihninizin bir köşesine iğneleyiverin; yıllar sonra size küçük bir tebessüm olarak görünüverir belki de. Onlar, yerlerinde mutlu olsunlar. Allah acılarını göstermesin, başka bir şey istemem oğlum. Şükür, elim ayağım tutuyor. Bundan büyük nimet var mı?
“Ben bir anayım oğlum, bu sözüm bir izahat gerektirmez sanırım.” demesiyle iki adam, bir fırtınalı hikâye dinleyeceklerini zannettikleri bir yerde, fırtınalı bir açık denizde buluverdiler kendilerini. Alabora olmak üzereydiler; sessizce yutkunuyorlardı. Can simidi olarak gördüğü sözcüğü fırlattı ağzından genç olan:
– Maşallah anacığım, sevgi dolu görünüyorsunuz.
– Onsuz olur mu yavrum, sevgisiz nasıl hayat devam eder? Şükürler olsun, önce Allah’a sonra Peygamberimiz’e olan sevgim yetiyor bana. Daha ne isteyeyim, ondan ötesi var mı oğlum?
Bu iki adam, alaboradan kurtulmadan buzul dağına çarpıyorlardı.
– Ne güzel bir sevgiye teslim olmuşsunuz, dedi yaşlı adam bu sevgiye gıpta ederek.
Bunları söylerken gözleri aydınlanıyor, yüzü derinlerden bir müjde getirmişçesine parlıyordu. Bir insanın duyabileceği en samimi sevginin; sözcüklerine ve bedenine bu derece yansıdığına ilk defa şahit olmuştum. Bir an içimden, ben de herhangi bir varlığa veya bir şeye bu kadar samimi sevgi duyabilsem, diye geçirdim.
Baloncu teyze, bunları o kadar içten söylüyordu ki; huzura ermiş bakışları tarif edemediğim, kelimelere sığdıramadığım bir dünyaya kapı aralamıştı benim için.
Fırlatılmak üzere çekilen oklar, kendi kalplerinin üzerine doğru çevrilivermişti bu iki adamın.
Biraz önce acımak üzere dinledikleri ve baktıkları teyzenin yerine, kendileri oturuvermişlerdi.
– Oğlum, şükürden ve teslimiyetten büyük huzur bulamazsınız; ben, çok aradım, başka yerde bulamadım. İsterseniz siz de arayın, dedi.
Bazı insanlar, kendi yaşam mücadelesini verirken başkalarına nasihat olarak düşerlermiş. Kendileri için verdikleri mücadele küçükken, başkalarına verdikleri pay, kocaman oluverirmiş.
Aslında içinizde, iyi yanınızda bir yerlerde saklı olan; fakat nasıl ve ne zaman dediğinizde cevabını veremediğiniz tarafınız oluverir baloncu teyze.
– Yavrum, ne biz başlatıyoruz ne de biz sonlandırıyoruz. Güzeli için mücadele ediyoruz. Yaratan sizinkini de güzel kılsın. Bana müsaade, biraz daha balonlarım var; onları da satayım.
– Anacığım, biraz daha otursaydın; sana bir şeyler ikram etseydik.
– Sağ olun oğlum, Allah sevdiklerinizle ağız tadı ile yemeyi nasip etsin.
– Âmin anacığım, âmin, dediler iki adam da aynı anda, baloncu teyzeye hayranlık ve büyük bir hürmetle bakarak.
“Bana müsaade oğlum, daha satacağım balonlarım var.” dediğinde; bir yoksulluğun içine düşüvermişlerdi orada kalanlar. Balonların hepsini alarak heybesi hikmetle ve nasihatle dolu arifi yormamak düşüncesi, akıllarından geçse de hem cesaretleri buna yetmedi hem de nasihate gönülleri aç olanların hakkını yemek istemediler.
Üzerinde, açık kahverengi pardösüsü, bedenini taşımakta zorlanan ayakları, hafif bükülmüş beli ile yavaş yavaş uzaklaşırken yaşlı teyze, öğüt alacak yanlarımı kanatarak uzaklaşıyordu huzur.
Baloncu teyzeden aldığım, görünürde balondu. Ama esasen onun sattığı; teslimiyet, şefkat, kanaat, merhamet ve hikmetti. Hem de bir liraya, yanında üç de balon hediye.
Hani şair demiş ya: İiyi adamlar, atlarına bindiler ve gittiler.
Benim için de olsa iyi teyzeler ellerinde balonlarla geri geldiler
İlk gördüğümde ve kendime doğru geldiğini hissettiğimde, hangi hikâye ile ne kadar isteyecek, diye düşünmüştüm. Şimdi ise gelse de rengârenk balonlarla; mutluluklar ve nasihat hikâyesi getirse, diye ümit ediyorum.
Balonu dışında bana verdiklerinden haberi olsa, bedelini ister mi baloncu teyze?
Ya da esas onları vermek için geldi de balon bahanesi miydi sadece?

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

Malumat / Ay Vakti
Şirâze’den Şirâze’ye Saklı Mektuplar -75 / Şiraze
Sen De Tozlu Yaşasana / Kâmil Eşfak Berki
Uyanış / Nurullah Genç
İkinin Peşine Düşmek / Semra Saraç
Tümünü Göster