Şehadetnâmedir

Esselâmu aleyküm ve rahmetullahi ve berekâtühü ebeden ve daimen
Pek muhterem ağabeyciğim,
Hatırlarsınız: toprağın rahmetten vicdanların merhametten yoksun olduğu günlerdi.” Son karakol”un silahlı ablukadan kurtulduğu lakin diliyle kültürüyle değerleriyle top yekûn muhasara altında olduğu günlerdi. Medeniyetin ve çağdaşlaşmanın taklitte, ilerlemenin geçmişi tahkirde arandığı günlerdi. Köyünden kasabasına şehrine varana kadar kesif bir inkisarın efkâr-ı umumiye mabeyninde derinden hissedildiği günlerdi. Oysa bu inkisar altında inleyen yalnızca Anadolu değil, baştan sona bir Müslüman coğrafyasıydı. Devr-i Tanzimat ve Meşrutiyet’te soru sormayan ama; her soruya cevap vermeye muktedir, “kışta gelmiş…” nefesiyle baharı soluklayan ve soluklatan sultanın etrafında onu anlama saadetiyle bahtiyar, halelenmiştiniz. Büyük sevdaların bedeli de büyük olurdu ya “çirkini tasvir ile..” kalplerin karartılmamasını siz O’ndan (r.a.) öğrendiniz, biz sizden öğrendik. Yapan yaptığını vicdanında ve kendi zindanında yaşıyor. Siz şimdi dostlarla “o günleri yâd” a hazırlandığınız demlerde, bu satırların sahibi de bir ömür dua ile de olsa ahde vefa adına bir dirhem bir şey yapamayacağını bilerek, yalnızca varlığınızdan haberdar olmakla şerefyap olmayı kayda düşmek adına bu satırları kaleme alma gayretine düştü.
Hatırlarsınız: bir gün O’nunla (r.a.) bir ağaç altında oturuyordunuz. O (r.a.) size: “Ben iki yaşımdayken anam tandırda ekmek pişiriyordu o esnada baktım ağaçtan bir yaprak koptu ve yere düştü, şimdi dikkat ediyorum bu yaprak o yaprağa benziyor.” Demişti de siz de ondaki “Sanat-ı İlahi’ye” o yaştan beri gelen dikkat ve hassasiyete dikkatlerimizi celp etmiştiniz. Küçük bir zerrenin dahi boşuna yaratılmadığını ve yaratılamayacağını siz O’ndan biz sizden öğrenmiştik.
Sungur ismi “yirminci asrın minaresi başında duran…”ın ikliminde, cehaletin zulmetini, “elmas düstûr”ların kılıcı keskinliğinde yırtmanın diğer adıydı. Kavganın, fitnenin, ayrılıkçılığın, ırkçılığın, kin ve öfkenin, güft ü gûnun, riyanın, mukaddesat istismarının sokak sokak, ev ev dolaşıp pençelerine kurban aradığı günlerde, “evlâd u ıyâlim Allah’a emanet” diyerek yola çıkmaktı “muhabbet fedailiği” denilen asrın vazife-yi kutsiyesi. Hem öyle bir vazife ki kâinattaki cümle zerrâtı kendine muavenetkâr telakki etmiş bir vazife… Bu vazifeye huzurunuzda paye biçme cüretinden hakka sığınırım lakin şahadet makamında derim ki siz hâzâ muhabbet fedaisiydiniz…
Bu meselenin yegâne mirasçısı olduğunuzu, nurdan katrelerin sadeleştirme adına basitleştirmeye götürüldüğü bir zeminde “sadeleştirilemez” diyerek bir kere daha hakikatlere sahip çıktınız. Şahidim, hâzâ hâmî idiniz.
Arz makamında derim ki
Hatırlar mısınız?
İlkbahar yağmurlarının “gökten asansörlerle” indiği bir geceydi. Uyumaya hazırlandığım vakitlerde, geldiğiniz haberini alınca koşa koşa gelmiştim ikliminize. Her zamanki gibi gene yer bulamamış ve gerilerde kalmıştım. Sesiniz binlerce güft ü gû ile dolmuş paslı kulaklarımın viranesine teşrif etme gereği duymamıştı. Muhabbetle gülümseyen “dırahşan çehreniz”de SÂİDÂNE bir duruş vardı. Ve hamdolsun ki o saadete fakir bile muvaffak olmuştu.
Ertesi gün bir saidenin cenazesinde yanınıza kadar gelip bu çehreyi fotoğraflamak için ardınızca koşan ve ömrü de hep ardınız sıra düşüp kalkmaktan çamura bulaşıp silkelenmekten ibaret bu fakiri hatırlar mısınız? Kardeşiniz diyemem zira size kardeşlik dava etmek haddimin fevkindedir, efendim.
Ama hiç yoktan arayış adına rotayı ardınızda ve ardın en ardında da olsa o istikametinizde tutmaya gayret etti. Bakışı bulandı. Ayağı dolandı. Ama “kışta gelen…”le baharı soluklayan ve soluklatan sizlerin adeta “kışla işimiz kalmadı” dercesine gidişiniz, ardında ışıktan sineler bırakışınız bu asırda şahit olduğumuz en mühim hakikattir. Herkes hissesi ve çapı kadar şahadet eder. Zira güneş “bir filin gözüne de bir sineğin gözüne de nüfuz eder.”
Hatırlar mısınız?
Bu şahadete şahadet eder misiniz?

Çok aciz, günahkar ve muhtâc-ı himmet kardeşiniz…

HÜVEL BAKİ

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

142. SAYI / OCAK – ŞUBAT 2013 / Ay Vakti
Ay Vakti, Yeni Ajansla Yürüyüşe Devam… / Ay Vakti
İnşirah / Şeref Akbaba
İstanbul / Mehmet Baş
Estetiğin Anlamı-II / Necmettin Evci
Tümünü Göster