İyilik Varlığın Esası, Asil Ruhların Erdemidir

-Ey dünyanın bütün iyileri, birleşin!-

İyi olmak, iyi kalmak gittikçe zorlaşmaktadır. Kötülüğe odaklanmış, enerjisini kötülükten alarak dönen dünyada iyi olmak, iyi kalmak gittikçe zorlaşmaktadır. Kötülük, bütün entelektüel, askerî, siyasî, ekonomik gücüyle iyiliği yok etmeye çalışmaktadır. İyilerin aklını, duygusunu, niyetini, tercihini, en nihayet bütün varlığını hedef alan, açık, örtük, kanlı, kirli bir savaş amansızca sürmektedir. Bir yandan tür olarak başkalaşarak tuhaf bir varlığa dönüştürülen diğer yandan bu tuhaf varlığa özendirilen diğer insanlara iyilik, eskimiş, köhnemiş, modası geçmiş, gözden düşmüş, manası, albenisi kalmamış değer olarak telkin edilmektedir. Doyumsuz azgınlığından başka ne bir sınır ne bir değer tanıyan tanrısız, dinsiz, imansız bu ideoloji, doğrudan insan varlığını, insan onurunu, fıtratını yok etmeyi amaçlamaktadır. Kötülük, yaratılışımızdan bu yana, bu boyutta, bu dehşette evrensel yaygınlık kazanmamış, fesada, bozgunculuğa ayarlı ideolojik içeriğini bu kadar etkin, yaygın kuramamış olmalıdır. Görsel ve yazılı medya, ekranlar, vitrinler, spotlar, afişler, reklamlar, sokaklar, eğitim sanat, kültür kurumları, eğlence merkezleri gibi daha birçok araç, düzen ve düzenekle küresel egemenliğini kurmuş gözükmektedir. ‘Bütün bir insanlık yalana teslim.’ Bütün bir insanlık yanlışa, kötülüğe, hiçliğe, saçmalığa, anlamsızlığa teslim!

İyiler, iyi olduğunu var sayanlar ne yapmalıdır? Bu korkunç gidişata karşı, bu gidiş karşısında iyiler, iyi olduğunu var sayanlar ne yapmalıdır? İyiler sanat, siyaset, düşünce zeminlerinde seslerini çıkarmakta, itirazlarını yapmakta, tezlerini, çağrılarını ortaya koyabilmekte midir? Fert veya birlik olarak kötülüğe karşı kalemleriyle, kelamlarıyla, söylem ve eylemleriyle direnebilmekte midir? Kim bilir belki de kötülerin sesinin bu kadar yüksek çıkması iyilerin sessiz kalmasındandır. İyilik ve kötülük arasında çok net bir ayrışmayla süren savaşta iyinin, iyilerin safında yer almamızın ilk ve en önemli gerekçesi insan olmamızdır. Çünkü bütün politik, ekonomik çıkar hesaplarının üstünde, fevkinde en yüksek idea olarak iyilik, varlığın ontolojik kodu, temel, evrensel değeridir. İyiliğin şu bilinen tarzda politikası olmaz. Hesabı olmaz. Basit, bayağı hesaplar, gündelik kaygılar, manasız koşturmalar, moda zevkler, geçici ilgiler, konjonktürel yönelişlerle, varlığımızın güzelliği gölgelense de, iyilik duygusu bütün bu katları, mesafeleri aşıp geçen imanın gerçek hamlesidir. Varlık özümüzün en yüce yönelişi olarak iman, iyilikle yaşam biçimine dönüşür.

İyilik, varlığın esasıdır, temelidir, özüdür; varlığın kuvveti, cevheri, enerjisidir. İyilik varoluşun, vicdanın temel değeridir. Ölçümüz, amacımızdır. İyilik bozulmamış insanın vicdanında varoluş cevheri olarak vardır, var olmalıdır. Hangi inanışa sahip olursa olsun her insanın varlık derinliğinde ona anlam ve hayat kazandıran işte o öz, o cevherdir. İlahî rabıtası tartışmasız bu cevher bütün bir insanlığın benimseyeceği ortak iyilik zeminini oluşturur, oluşturacaktır. Hılfu’l Fudûl kastımızın en ideal tarihsel örnek ve pratiğidir. Değil mi ki, ten renklerimiz farklı olsa da terimiz aynıdır. Göz renklerimiz farklı olsa da gözyaşımız aynıdır.

İyiliğin kaynağı sınırsız merhamet sahibi olan rabbimizdir. O mutlak iyidir. Mutlak, sınırsız, sonsuz iyi O’dur. Formel olarak tutun ki bir insan Allah’tan habersiz olsun; temizlik gibi, hayâ gibi ruhunda iyiliğe karşı bir kıpırtı varsa, ruhunun özlem ve heyecanına uyumlu ritim tutan kalbi iç sesiyle harekete geçiyorsa, o kişi senden benden iyi inanıyordur, senden benden daha ahlâklıdır, daha samimidir. Örneğin iyi bir insan, iyi bir hanımefendi olarak Rachel Corrie, üstelik din adına iyiliğin gevezeliğini yapan kimi zaman da bu işi şahsi kazanca dönüştüren milyonlarca çoğumuzdan daha mümin, daha inançlıydı emin olun. Bunları iyiliğin kaynak ve mahiyetinin hiçbir inançla daraltılamayacak, sınırlandırılamayacak evrenselliğini hatta cihanşümulluğunu ifade etmek için söylüyorum.

Kutlu Nebi’nin insanlara hayırlı olanın insanların en hayırlısı olduğu şeklindeki kelâmı, eylemde ve söylemde temel doğrumuz, doğrultumuz olmalıdır. Ve yine bizlere ne mutlu ki, bu hususta sınır tanımaz bir milletlin evlatlarıyız. İyiliği evrenselleştirmiş bir kültürün, iyiliği yeryüzüne yaymış bir medeniyetinin duruma göre varisleri, temsilcileri, öncüleriyiz. Son tahlilde biz bir iyilik birliğinin, iyilik yolunun, iyilik milletinin, iyilik hareketinin, iyilik medeniyetinin, iyilik dininin mensuplarıyız. Elimizle, dilimizle, kalbimizle, bütün imkânımızla iyilik. İnsanlara dillerini, dinlerini, renklerini sormadan iyilik. Eylemle, söylemle, felsefede, yaşayışta, yardımlaşmada, hayatın her anında, alanında iyilik. İnsanımızın iyilik yapmayı hayatın ve düşüncenin merkezine koyan duyarlıkla hayırlarda yarışma çabası, her türlü takdir ve övgünün fevkindedir. Kaybedeni, zararlı çıkanı olmayan bu yarışta, tereddüt etmeksizin ‘Ben de varım’ diyerek öne çıkanlar, evvela Allah ve hakikat nezdinde ödüllendirilecektir.

İyilik, bizim için varoluşsal bir mecburiyettir, hayatımızın asıl gayelerinden biridir. Durum böyle olunca iyilik sosyal yarar ve yansımalarından önce varlık amacının üst ideali, üst anlamıdır. Varsak ve yaşıyorsak iyiyiz, iyi olmak zorundayız. Varsak ve yaşıyorsak bin nimete erdirileceğiz, bin imkâna kavuşacağız demektir. Varsak ve yaşıyorsak ümit vardır, ümitle birlikte esenlik, serinlik, güzellik ve zenginlik vardır. ‘Ümitsizliğin ardında nice ümitler, karanlığın ardında nice güneşler vardır…’
Var olmak evvela varlığı hissetmekle, ona inanmakla, varlığımızı idrak etmekle, varlığımıza güvenmekle mümkündür. Kimsesiz ve yalnız da olsan, yoksul da düşsen, aç da kalsan, tok da olsan, sevinsen, üzülsen veya acı da çeksen varsan, varlığı, var olduğunu idrak ediyorsan, imkân var demektir, imkân çoğalıyor, çoğalacak demektir. Bütün bu inançlar, duygular, hissedişler, arzu etmeler iyilikle ve iyilikten beslenir, onunla büyür. İyilik döner devinir bütün bu duyguları besler. Ruhunu, aklını, vicdanını besler. Bütün bu değerler varlığının özüne yani benliğine, yani vicdanına, yani ruhuna ilahî bir lütuf olarak bahşedilmiştir. Yani varlığın özünde, mayasında, ona canlılık veren nefeste iyilik vardır. Bu iyilik en temel amaç, idea ve ideal olarak dış ve nesnel şartlara bağlı değildir. Bir anlamda konjonktürel değildir. Hesaba kitaba bakmaz, matematiğe, politikaya gelmez. Hakka ve hakikate en yakın yerde anlamını bulur, hakka ve hakikate en yakın yerde anlam kazandırır.

İyilikle anlam kazanır, onsuz anlam kaybederiz. O nedenle içselleştirilerek canlı kılınmış vasıf olarak iyilik, fıtratımızın temel dayanağı olmalıdır. Evvela kendimize iyi olmak, şahsımız özelinden bütün bir insanlığa, varlığa saygı ve hürmetin gereğidir. Kendine iyi olmayan, iyiliği içselleştiremeyenler, tekmil manada başkasına iyi olamazlar. Oluyorlarsa iyilik orada başka ve daha çok siyasî, ideolojik veya ekonomik çıkar hesaplarına aracı kılınmak içindir. İyilik kendinden başka bir amaç gütmez. Kendinden başka bir yol, kendinden başka bir menzil, bir araç edinmez. Onun için kötüden medet ummaz. Kötüden ne yarar ne çıkar umar. Hangi maksatla olursa olsun kötüye ve kötülüğe eğilim, onun asla asla asla tevessül etmeyeceği bir girişimdir. Esprinin anlaşılması için söylüyorum; oysa kötülük sonuna kadar iyi gözükmekten, dilini, tarzını, üslubunu, şeklini iyileştirmekten, sözün özü iyiliği kötü maksatları için sınırsızca, hoyratça istismar etmekten çekinmez. O nedenle iyilerin kandırılmaları az rastlanır bir durum değildir. İlginç, haklı ve beklenen şekilde iyiler aldatmaktansa aldanmayı, zarar vermektense zarar görmeyi, mağdur etmektense mağdur olmayı seçerler. İyi sadece içi, içeriği ile değil açısı, ölçüsü, yöntemi, yolu, yürüyüşü ile de, sesi, soluğu, söylemi, eylemi ile de iyi olur. Görünürdeki bu sınırlılık onun görülmez, fark edilmez sınırsızlığından kaynaklanır. Gerçek bir var oluş amacıyla sınırsız hakikatin içinde erimenin hazzına veya sınırsız hakikati içinde eritme zevkine nail olmuştur. Hiçbir hesap, elde edeceği hiçbir nesnel kazanç veya kazanım onun için bu hazzı, bu iç huzuru yaşamaktan daha muteber değildir, olmaz, olamaz. Haddizatında gündelik hayatta değer verilenler onun için değersiz, kazanç denilenler onun için kayıp olabilir. Sözgelimi iyi için, iyiler için önemli olan mevki, makam, para kazanmak değil dost kazanmaktır; sevgi, sevap, dua, gönül kazanmaktır. Hele para gibi değersiz şeyler kazanmak için dost gibi, gönül gibi değerli şeylerini kaybedenlere, dünyayı kazanmak için ahretlerini feda edenlere nasıl üzülünmez? Varoluşsal coşku ancak ve sadece daha fazla iyilikle artar, daha çok iyilikle çoğalır. İyilik gücünü kendinden, kendine inanmaktan, güvenmekten, kendini çoğaltmaktan alır; onun yansımaları olan güzellik ve doğruluk hakikatten hayata, hayattan hakikate bağlanışın armağanlardır. Gerçek iyilik asil ruhların erdemidir.

Varlığın esası iyiliktir. İyilik varlığın ontolojik doğasıdır. Kötülüğe araç kılınmamış varlık, tabiatıyla iyidir; iyiliğe hizmet eder, iyiliği artırır, çoğaltır, geliştirir. Kötülük ne varlığın esası ne unsurudur; arızi bir durumdur. Felsefî ve kelâmî bir derinlikle bakılırsa kötülük ancak iyiliğin izin ve müsamahasıyla gerçekleşebilir; ancak iyiliğin imkânlarını kullanarak var olabilir. Kötülük, geçerli, inandırıcı bir varlık tanımı yapamaz; iyiliği kullanmaksızın, arkasına gizlenmeksizin yapacağı her tanım ne inandırıcı, ne tatmin edici olacaktır. Bunlar düz mantıkla kolay anlaşılacak meseleler olmayabilir. Ancak her zaman iyiliğin arkasına gizlenerek veya kötülüğünü allayıp pullayarak tanımlama çabasına girmesi, sadece anlaşılmaz bir durum olmayıp ayrıca kanıksadığımız bayağılığıdır. Çarpıtma, özellikle de sıkça tekrarlanan çarpıtma, insanın fıtratını, zihni algısını, duygusal ilgisini bozar. Algı düzeneklerini bozamadığı insana zaten söz geçiremez, kendini kabul ettiremez. Varlığa başka içerik ve usulle zaten yönelemez. Bizatihi onun doğasında iyiliği yok etmek olduğu için giderek varlığı yok etmeye, varlığın imkânını azaltmaya, daraltmaya yönelir. O nedenle sadizmden, hasede kadar her seviyeden, her kademeden kötücül duygular, her zaman ifsat edici, yıkıcı olmuşlardır.

İyilik, iyiliği bulur. Başka iyiye, başka iyiliklere yönelir. İyilik iyilik biriktirir, iyilik dağıtır, iyilik yayar, iyilik saçar. Dağıttıkça artan, yayıldıkça çoğalan, çoğaldıkça canlanan bir hakikati vardır. O nedenle iyilik dışına, dışarıya, başkasına, diğerine yönelir, yönelmeyi arzular. Ulaşmayı, buluşmayı, kaynaşmayı, bir olmayı, birlikte olmayı arzular. Bütün bunları yapabildiği oranda, ölçüde teskin olur, rahatlar, huzura erer. İyilik bağnaz, cimri, tutuk, korkak değildir, olamaz. Özgürdür, cesurdur, cömerttir, temizdir, barışıktır. Tek başına ve yalnız kendine iyilik olmaz. Tek başımıza ve yalnız kendimize iyilik olmaz, olamaz. İyilik bir başkasına olan sorumluluğumuzun en bariz göstergesidir aynı zamanda. Hem bir başkasına iyi oluruz hem başkasıyla iyi oluruz. İyilik paylaşımcı, bölüşümcü, dayanışmacıdır. Hele ki, kardeşlerimize, kardeş saydığımız insanlara yönelen yardımlaşma duygusu, ancak iyilik ve onun da kaynaklandığı imanla açıklanabilir. İyilik insanın kendini aşması, başka insanların hak ve hukukunu, ihtiyaçlarını da en az kendisi kadar aziz ve mukaddes bilmesiyle mümkündür. Kendi içine kapanıp kalanlar, kendinden başkasını düşünmeyenler, iyiliği sadece kendisi için arzulayanlar, iyiliği zayıflatmış, zayi etmişlerdir. Kimi durumlarda da ruhlarının bir köşesine kötülük sinmiştir ve yaptığı kendi çıkarı için iyiliği kullanmaktan ibarettir. İyiliğin örgütlenerek gücünü, etkisini artırmasına duyulan ihtiyaç önemli bir husustur. Örgütlü kötülüğe örgütlü iyilikle karşı konulmalıdır. Artık tanrılığa soyunacak kadar şeytanı bile yaya bırakan sapkınlık, çıkar veya politikasına göre insanları ayırmıyorsa, bir şekilde ayrı düşen mağdur insanlar da birleşmeli, değil midir? Zulmünü hiçbir sınıf farkı gözetmeksizin yapan zalimlere karşı, mazlumlar hiçbir farkı ayırıcı unsur görmeksizin birleşmelidir. Dünyanın bütün iyileri birleşmelidir. İyiliğin hususen de hak ve özgürlük mücadelesinin örgütlenmekle anlamlı olması, kötülüğün örgütlü gücünü kırmanın en etkili yoludur.

İyiliği istismar ederek var olan kötülük, kendisini fazla gizleyemez. Çünkü iyiliğin ağır gelen yükünü fazla taşıyamaz. İyilik saflık içerir ama bu saflık her şeyin, bütün olup bitenlerin farkında bir bilinçle beslenmeli, desteklenmelidir. İyiler istismara açık ve müsait olabilir ama istismarı fark edemeyen iyiliğe de aptallık denmelidir. Bilinçten yoksun iyilik aptallığa dönüşebilir. Kötünün aldatmasına kurban gitmemek için kendi aklını, diyalektiğini, zekâsını, sorgulamasını oluşturması gerekmektedir. Doğrusu iyiliğe böyle bir bilinç, böyle bir bilince de iyilik yakışır, yakışacaktır. Bu konuda gözlenen esaslı eksikliklerin giderilmesi bizleri memnun, mutlu edecektir. Çünkü çoğu durumda da akıl ve muhakemeden yoksun iyiliklerin, mesela iyi niyetlerin, iyi amellerin kötü sonuçların doğmasını engelleyemediği gözlenmiştir, gözlenmektedir. Bu sebeple bir adım öne geçerek iyiliğin bir bilinç, idrak, değer olarak, anlayışımızda, bilgimizde, beynimizde başladığını söyleyebiliriz. İyilik düşünce ve diyalektiği bilincimizi, bilincimiz iyilik diyalektik ve düşüncesini oluşturmalıdır. Yoksa yardım sandıklarımız yıkıma, ilim sanılanlar cehalete, Hak sandığımız batıla, şuur sanılan gaflete hizmet eder, edebilmektedir. Yüzyıllar boyu böyle de olmuştur. Tarihimizde bu tür talihsizliklerin birçok örneği yok değildir. İlimden, bilinçten yoksun iyilik mücadelesi, eninde sonunda kötülüğe sebep ve ortak olur, kötülüğe hizmet eder. Bu sebeple iyilik önce bilinçte başlar, bilinçle başlar.

Sözün özü; kalpler iyilikle aydınlanır, sükûn bulur. Benliğimiz iyilikle güzelleşir. Ruhumuzu ve benliğimizi kötülüğün kokmuş, çürümüş, karanlığından çıkarıp çıkaracak olan iyiliktir. Kendi çıkarından, şahsi yararından başka bir şey düşünmeyen duyarsızlıkla gittikçe acımasız, yıkıcı olan dünyada, bizler, kadim medeniyetimizin değerlerini canlı tutarak, sürekli ve ısrarla iyi olmalı, iyilik düşünmeli, iyilik yapmalı, iyilikte yarışarak insanlara ümit, çare, çözüm olmak durumundayız. Dünya, insanlık iyiliğe o kadar muhtaç ki. Sadece çölleşen coğrafyalarımızın değil, çoraklaşıp kuruyan kalplerimizin de merhamet ve yardımlaşma duygularıyla yeşermesi için en kadim, en köklü değer olarak iyiliğin yaygınlık kazanması, egemen kılınması gerekir. Dünyayı hiç ölmeyecekmişiz gibi yaşasa da, hiç yaşamamış gibi bırakılıp gitmek kaderine mecbur olan insanın, sonunda kendine kalan tek değer yaptığı iyiliklerdir.

Kötülükleri yok etmek, iyilikleri çoğaltıp yaymakla mümkündür. Sizi aldatıyor olduklarını sansalar bile siz iyiliği her zaman ve her yerde hayat tarzı olarak sürdürün. Bu mümin ve mutmain olmanın sağladığı iç huzurun doyumsuz tadını yaşamak, iç dünyanızda cennette olmak gibidir. Bir mazlumun mağduriyetini gidermek, bir çocuğun gözyaşını dindirmek için, iyilik çağrısına coşku ve heyecanla verdiğimiz her cevap, bizim memnuniyetimiz, onurumuz, sevincimizdir. Kötülüğün politikaya, örgütlü şantaj ve baskıya hatta hayat tarzına dönüştüğü günümüzde, iyiliğin de örgütlü, güçlü ve cesur olması gerektiği şuuruyla hareket eden aziz milletimizin, nezih, ahlâklı, duyarlı, gayretli evlatlarına selâm olsun. Varlığının bilincini iyilikle anlamlı, önemli kılan insanlara ne mutlu. Gün kararmadan, vakit tükenmeden, ebedî hakikatin sınanmasını, iyilikle geçeceklerini bilerek hayırları çoğaltıp yaymayı faaliyetlerinin ilkesi edinenlere ne mutlu.
Yaşasın el ele, omuz omuza vererek bütün kötülere, kötülüklere direnen dünyanın bütün iyileri.
Yaşasın iyilik.

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

Bir-İki Erzurum-III- / Şeref Akbaba
Ümit ve Korku Arasında… / Ay Vakti
Keçecizâde İzzet Mollâ’ya Göre Edirne’nin Mânâ Kut... / Selami Şimşek
Aforizmalar / Naz
Ruh Çiçeği   / Muhammed Korkmaz
Tümünü Göster