Özgül Şiir ve Diyoloji

Şiiri; kavramsal-kuramsal müktesebatın içine hapsetmek doğru olmaz. Mitostan, logosa evrilmiş bir türün her daim lirik özü vardır. “Lirik özü “bilimselliğin tekeline teslim edemeyiz. Şiirin merkezi içerik(öz) ve nesnedir(biçim).Biçim, tekniktir, birikimdir, ilmidir. Yani şiirin bir merkezi ilmidir. Estetik, poetik ikilem ilmidir. Fakat şiir tarih boyunca söze, sözlü kültüre, söyleşmeye, sese manaya daha yakındır. Şiir, bir yönüyle fikir, bir yönüyle histir.
Şiir, poetik mühendislikten ibaret değildir. Şiiri oluşturan özgül değerler birbiriyle o kadar bağlantılı ki onları ayrıştırmak mümkün değildir. Lirizm, imge, dize, ilham, imgelem, nazım, metafor, alegorik yapı gibi birbiriyle o kadar bağlantılı temel öz var ki onları salt kuramsal –kavramsal ilmi merkeze çekemezsiniz. Şiirin özgül yapısı, insanlıktan itibaren devam ediyor. Öz ve nesne. Öz, tematik, lirik çizgidir. Nesne, poetik, ahenk unsurlarıdır. Bu iki özgül yapının etrafında şiir ilerlemiş, değişmiş, dönüşmüştür. Hiçbir zaman merkez özgüllüğünü kaybetmemiştir.

Şiir, gerçeklikle düş arasında kendince estetik bir yol çizer. Gerçekliği tematik ve poetik düzlemde değerlendirmeliyiz. Sanatsal gerçekliğin temel çizgisi elbette estetik, poetiktir. Sanatsal gerçekliğin dış yapısı estetik bağ ve poetik temellerdir. Kuramsal-kavramsal çizgi sosyal verilere, bilimselliğe, sistematik bir mühendisliğe gidebilir. Fakat öz gerçekliği de es geçemeyiz. Şiirin özgül damarı lirizmdir. Tematik özün gerçekliğinde anlambilimsellik vardır. Metonimik yani kurgusal betimlemeler, vaka kurgusu, lirik kurgu gibi ise metaforik kurgu da benzerdir. Şiirdeki tahkiyeci anlatım ile şiirdeki metaforik bağlam birbirini tamamlar. Şiirin özgüllüğü derin ve farklıdır. Gerçekçi şiirin patolojisi nettir. İlmi sınırlarla şiir bilimin merkezine çekilse de şiir özgür ve özgül kalmaya devam etmiştir.

Düş, ilham, imgelem, estetik ve semantik bağ ile şiir mündemiçtir. Lirizm, düşsellik, dize, imge, ilham, imgelem gibi temel edimlerle kendi özgül ağırlığını oluşturur. Şairin düşsel yolculuğu bir sürü besleyici, dönüştürücü, etkileyici, psiko-sosyal zorluklarla doludur. Düşsel yolculuğun bitiminde lirik dimağ kendini oluşturur. Olan ile olacak arasındaki düş yolculuğu bir mecra çizer. Oluşmak, başlamak, olgunlaşmak, ustalaşmak, ermek gibi kendince oluşumları izler. Bu olma izleğinde düş, lirizm, ilham, imge en önemli kayralardır. Düşle gerçeklik arasındaki şiirsel izlek şairin besleniş kaynaklarına göre şekillenir. İnsan, Çağ, zaman, dil, din, kültür, medeniyet, coğrafya gibi şairi ve şiiri etkileyen, dönüştüren, değiştiren, özgül değerlere götüren bu temel merkezlerle olan bağıdır.
Düş, lirizm, ilham, imgelem arasındaki diyoloji şiirdeki temel özgüllüğü pekiştirir. Şiirdeki estetik bağı anlamak için bu diyolojik derinliği kavramak gerekir. Anlamlar arasında karşılıklı etkileşim ve diyalog olmasını kapsar diyoloji. Yani, şiir anlam bilimsel olarak iç anlamların etkileşimidir. Anlamlar arasındaki iç diyaloglar zaten şiirseldir. Bir başka deyişle şiirdeki anlamlar arasında anlam ve ses bağı vardır. Şiiri oluşturan seslerde, sözcüklerde iç bir anlam kurgusu var. Lirik kurgunun içinde anlamlar arasında diyalog var. Diyolog iki kişi arasında yapılır. İç diyalog, kurgucu karakterin kendisiyle konuşmasıdır. Diyoloji, anlamlar arasındaki anlamların birbiriyle olan diyaloğudur. Semantik konuşmadır. Anlamın, anlamı konuşturmasıdır. Anlamın, anlamı anlatmasıdır. Şiirsel gerçekliğin özgül bir yapısı da bu diyolojik yapıdır. Bu yüzden şiirde en güçlü yapı anlambilimdir, manadır. Şiirin poetik patolojisini anlamak için düşle gerçekliğin ontolojik çizgisini kavramalıyız.
Şiirin gerçeklik alanını kuramsal-kavramsallıkla çözmek de mümkün değildir. Bilinç, bilinçaltı gibi çok farklı derin merkezlerde bekletilen birikimler, şairin ambarıdır. İki merkez, şairi ve dolayısıyla şiiri besler. Bilinci ve bilinçaltını besleyen her şey şiir ve şair için önemlidir. Şiirsel gerçeklikte bu iki merkezi es geçemeyiz.
Şairin genetik bağı, genleri, yaşadığı çağ, yaşadığı çevre, toplum, kültür, coğrafya, medeniyet, medeniyet öncüleri, beslendiği ilmi, sosyal erkler gibi uzayıp giden bilinç ve bilinçaltı dinamikleri var. Şair de yaşadığı coğrafya, toplum ve devrin sosyolojik ortalamasıdır. Şiir, salt düş ve gerçeklik arasında değildir. Şiiri besleyen, değiştiren, dönüştüren birbirine bağlı çok edim var. Teknik anlamda, bir sınır getiremeyiz. Şiirsel sınır yok. Her şeyle bağı var. Her sosyal bilimi ve her edebi ve sanatsal türü besleyen şiiri kuramsal-kavramsallıkla sınırlandıramayız. Poetik bir metodoloji de çizemeyiz. Şiiri ilgilendiren her özgül kavramın ontolojik bağını iyi bilip ona göre bir yol çizmeliyiz.

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

Bir-İki Erzurum-III- / Şeref Akbaba
Ümit ve Korku Arasında… / Ay Vakti
Keçecizâde İzzet Mollâ’ya Göre Edirne’nin Mânâ Kut... / Selami Şimşek
Aforizmalar / Naz
Ruh Çiçeği   / Muhammed Korkmaz
Tümünü Göster