Deprem 2023

“Yine beni karşıladı gülünen / Benim sâdık yârim kara topraktır’’ diyor Âşık Veysel ama, bu kez gül ile karşılamadı toprak, güllerimizi kopardı aldı. Geride kalanlarda soldu, sarardı, örselendi, yaralandı, ayrılıp kopup dağıldı. Her biri bir yerde dağınık ve yaralı. Depremden önceki günleri anımsamak da ağır bir yara oldu. Çünkü tablo eksik. Tablodakiler eksik. Gece mamur şehirlerde uyuyup, sabahına varmadan viran şehirlerde molozların altında uyanmak… Ve beraber uyuyanların uyanamadığını görmek. Bölünen mekânla birlikte bir zaman bölünmesi, dünyalarını karıştıranların yanında dünyalarını değiştirenler… dünyalarını değiştirenlerin yanında dünyalarını karıştıranlar…

Bölünen mekânla birlikte bölünen zaman ki, geçmişle şimdi arasında, geçmişle gelecek arasında derin uçurum açıldı. Yıkılan, yarılan, çöken,  yaralayan, öldüren, şehirleri ve ülkeyi umumi bir matemhaneye çeviren koskoca bir çaresizlik tablosu. Titreyen dağa, yarılan yola ve yıkılan asırlık kalenin burçlarına bakarken, sığınak olabilecek bir kale kalmadığını görmek. Olmadığını görmek. Felaketin büyüklüğü ölçüsünde acı. Sümmani, “Bu gama müşterek ölüler, sağlar / Görenler ah edüp yürekten ağlar / Sarsıldı dereler, söküldü bağlar / Her taraf boğuldu toza dumana’’ demiş ki, o toz dumanda, bir toz acziyetini duymamak ve büyüyen elemle yanıp duman duman tütmemek mümkün değil. Acı hepimizin, yas hepimizin. İsyanlarımız, eleştirilerimiz belki kendi yetersizliğimize, kendi acziyetimize, kendi çaresizliğimize ve kendi hatamıza.

Yaklaşık iki dakikanın böldüğü zamanı artık birbirine bağlamak zor. Maraş depremi öncesi ve sonrası diyebileceğimiz bir kırılma ve bölünme var. Bilhassa o bölgedekiler için zamana bağlanmak öncesi ve sonrası tabirleriyle olacak. Ve yine o şehirlerde sağ kalanlar için, o matemhanenin yasını bir nebze açmak, gecesini gündüze döndürmek için, yanımızda olan bir parça aydınlığı onlara götürerek olacak…  Aydınlansın şu kara gök, hayırlı sabahlarına kavuşsun yine. Yine mi? Fakat yazık! Yinesi olamayacak çok fazla şey kaybedilmiş durumda. Mesela kimileri, yine annesiyle uyanamayacak sabaha, yine akşama varamayacak babasıyla, yine evladını kucaklayamayacak, yine evinde oturamayacak, yine evinde uyuyamayacak, deprem öncesi sokağını, deprem öncesi şehrini bulamayacak. Araya giren sarsıntılı bir iki dakikanın, bütün araları açıp, bütün hayatı ve düzeni altüst etmesi. Yine diyebileceğimiz olağan bir günün, hatta birbirine benzerliğinden tekdüze diye şikâyetçi olduğumuz bir günün, yokluğu ne dehşetmiş meğer! Ve ne nimetmiş olağan günlerde yaşıyor olmak! Nimetin kıymetini bilemedik mi? Ne nimetlere, ne imkânlara, ne varlıklara sahipmişiz meğerse! Varlıklarından yüzde yüz emin olup, yoklukları hiç aklımıza gelmeyen şeyler çoğu. Evimiz yerinden kalkıp nereye gidebilir, gitti. Ailemiz, biri değil, annemiz babamız, kardeşlerimiz hepsi birden bizi yalnız bırakır mı, bıraktı. Hele şehrimiz, şehirlerimiz saniyeler içinde bir yıkıntıya dönüşebilir mi, dönüştü. Bir kişinin ölümü aklımıza gelebilirdi belki ama bir ailenin, bir mahallenin, mahallelerin, kentlerin gelmezdi. O, depremde sağ mı kalmış? Yani ölüler ve harabeler içinde sağ kalmış demek bu. Hiçbir şey eskisi gibi değil. Kimileri için dünya bitti. Kimisi yapayalnız kaldı ve hayatta tek başınalar. Her şeye yeniden başlanılacak, ama daha dursun bu, dursun, önce günü kurtarmak gerek. Sonra, epey sonra, bilmem ne kadar zaman sonra yaralar biraz sarılınca, belki her şeye yeniden başlanılacak; ama düz bir girişten, beyaz bir sayfadan değil, ölülerin, kayıpların, ayrılıkların, yıkıntıların, özlemlerin, yasların kara sayfası üstünden. Ağır bir darbe aldı hayatlar, doğrulup kalkmak o kadar kolay olmayacak. Travması belki yıllarca sürecek. Hiçbir şey eskisi gibi değil, hiçbir şey yerinde değil. Yer yerinden oynarsa ne kalır yerinde? Âşık Veysel’in “Benim sâdık yârim kara topraktır’’ deyişindeki sadakati nerede yerin? Kendisine olan sadakatimizi yerle bir eden toprağın kendisi olunca, ne kalır yerinde? Kalmadı da zaten. Yazık ki çok acı bir şekilde, her şeyin bir kez daha bir hiç olduğunu gördük. Gerçeğe mi uyandırıldık? Tekrar uyumasak bari. Âşık Veysel, “Bütün kusurumu toprak gizliyor’’ diyor. Gizlediği kusurlar kadar açığa çıkardıkları da oldu. Temeller sağlam olmalı ki toprakla aramız bozulmasın. Yine sadık yârim diyebilelim ve hazinemiz diyebilelim. “Hakikat istersen açık bir nokta / Allah kula yakın, kul da Allah’a’’ dörtlüğünün devamını getirerek “Hakkın gizli hazinesi toprakta / Benim sadık yârim kara topraktır’’ diyebilelim.

Buraya alınacak depremle ilgili çok kare var. Aktarılabilecek çok perişan sahne var. Betimlenebilecek sayısız yıkım, sayısız depremzede var. Yalnız ikisini aktarayım. Biri (bu depremin sembolleşen görseli olduğundan yazıyorum): Bu, bir babanın, enkazın altında kalıp hayatını kaybetmiş kızının -sadece eline ulaşabildiği- elini tutup, bırakmaması ve öylece boşluğa bakıp kalması, ve o duruşta acının heykelleşmesi… Nasıl bırakır, son defa tutuyor o eli. Soğuğa rağmen, yıkıntılara rağmen, “Zaman dursun, gelmesin o elden ayrılacağım an’’ der gibi…

Sesli olarak da şu konuşma diyebilirim. Anlatanı etkilediği gibi beni de etkilediğinden ve bu sözlerin kalmasını istediğimden, hemen hemen aynıyla aktarıyorum:

“Beni en duygulandıran bir olay, arkamdaki şu bina (Arkasındaki yıkılmış binayı gösteriyor).  Anne elindeki iki çocuk, ikiz. İki eline almış, ara koridordan kaçarken, orada enkazın altında kalmış. Anne, kafa paramparça. Ama öyle bir evlatlarını kilitlemiş ki, onu evlatlarından ayıramadık, biliyor musunuz? Ceset torbasına üçünü bir koyduk. Hayatta kaldığımız için şanlıyız tabii ama… Şöyle, bir anlamı da kalmadı ya. Her şey bitti. Her şeyimiz bitti. Hayattan zevk alma diye bir şey kalmadı. Sadece günü kurtarmanın derdindeyiz. Geriye baktığımız zaman büyük yaralar içindeyiz. Herkesin evi dağıldı. Yuvası yıkıldı. Perişan halde. Hayatı idare ediyoruz şu an,  çok şükür yine Rabbime. Rabbim bir daha böyle acıları düşmanıma, düşmanıma göstermesin. Yani bir mahşerdi ya.. Bu hayattan, Türk milleti ders alması gerekiyor, özüne dönmesi gerekiyor.  Şu olayı yaşayıp da, bunlardan ders almayan… Ne deyim saniyelik bir şey olaymış,  mal da yalan mülk de yalan. Her şey…’’

Depremzedenin bu sözlerinden sonra diyebileceğim son söz, duasını tekrarlamak olacak: Allah bir daha böyle acılar yaşatmasın. Dilerim, bu son olsun.

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

Muavenet / Şeref Akbaba
Büyük Acılar Dilsiz ve Sessizdir… / Ay Vakti
6 Şubat 2023 / Ali Yaşar Bolat
Yüzler / Şakir Kurtulmuş
6 Şubat 2023 Saat 4: 17 / Suat Tekin
Tümünü Göster