Adıyaman’da Depremin İlk Günleri

Heyelan, deniz taşkınları, fırtınalar ve benzeri doğa olaylarının, tabiatın akışında olağan bir devinimi vardır.  Çığ düşebilir, toprak kayması ve sel olabilir. Kasırgalar ortalığı kasıp kavurabilir. Rüzgarın esmesi, güneş ve ayın doğup batması gibi bunlar da tabii olaylardır.  Bu ve benzeri olayların bir türevi de şüphesiz depremlerdir. Bunlar sünnetullahtır.

 İnsan ise tedbirle mükelleftir.

On bir ilimizde yaşanan deprem göstermiştir ki; tedbirsizlik, duyarsızlık, liyakatsız sorumluluklar acının katmerlenerek yaşanmasına sebep olmuştur. Fay hattı üzerine, kuralları sayfalarca yazılmış deprem yönetmenliğine uymayan binalar inşa edilirken, depremin tarihi seyri bilinirken bu felakete maruz kaldı şehirlerimiz.

Deprem haberi her birimizin yüreğini dağladı. Biz de ilk andan itibaren haber kaynaklarından süreci takip ettik. İlk günün akşamı, bir grup arkadaşımızla deprem bölgesine yardım için gitmeye karar verdik. 

Ne götüreceğiz, hangi bölgeye gideceğiz,  ne yapabileceğimizle alakalı istişareler yaptık, sonrasında İstanbul’dan hareket ettik. Ankara’da kış lastiklerimizi taktık.  Mont, yağmurluk, atkı, bere, termal malzemeler ve bilumum yiyecek – içecek malzemeleriyle araçlarımızı doldurduk. Tahmini olarak gerekli gördüğümüz araç – gereçleri temin ettik. Bir miktar nalburiye malzemesi, iş ekipmanları alarak Adıyaman’a gitme kararı aldık.

Kahramanmaraş’a geldiğimizde tereddüde düşerek, acaba daha gecikmeden Maraş sınırlarında bir bölgeye yardım çalışmaları için katılsak mı düşüncesiyle bölgeyi izledik. Adıyaman’a gitme kararı baskın geldi ve yollarda göçükler, irili ufaklı çeşitli yol engellerine şahit olarak Adıyaman’a eriştik.

Şehrin girişinde yeni imal edilmiş bazı binaları görünce galiba Adıyaman’da ağır bir sorun yok zannına kapıldık. Valilik ve AFAD ekiplerine ulaşmak için merkeze doğru devam ettik.

Merkeze vardığımızda gördüklerimiz, karşılaştıklarımız..Aman ya Rabbi dedik; bir mahşer alanı, sanki savaş olmuş, toplar bombalar patlamış gibi binalar yerle yeksan. Koşuşan insan kalabalıkları. Herkesin yüreğinde bir acı, gözyaşı, yüzlerinde korku…

Kimi annesini, kimi evladını, kimi kardeşini enkazdan çıkarmak için bir yardım eli arıyor. Kendi imkanları ve el yordamıyla enkazdan insanları kurtarmaya çalışıyorlar. Kimi iş makinası, kimi de yol- yöntem gösterecek bir kurtarıcı bekliyor.

Valilik ve etrafındaki ekipler kilitlenmiş vaziyette, her yandan bir şey talep eden kalabalıklar meydanı doldurmuş…

Arabamızdaki malzemeleri indirmek için bir kamp alanı aramaya koyulduk. İstanbul ve çevre illerden gelecek tanıdık gönüllülerle irtibat halinde onlara derhal ulaşması gereken malzeme listeleri oluşturduk. Tüm kurumlar, gönüllüler, asker, polis ve tüm eli iş tutacak kişiler bir yerlere yetişme gayretindeydiler.

Malzemelerimizi indirdikten sonra yanımıza kırk yaşlarında bir abla geldi, kıyafetimden dolayı beni uzman bir personel sanarak sekiz yaşındaki oğlunun göçük altında olduğunu ve sesini duyduklarını söyledi. Kendilerini teskin ederek gönüllü olduğumuzu, ama yıkılan binayı görmek istediğimizi, elimizden bir şey gelecekse var gücümüzle yapacağımızı söyledim. On beş sene evvel yapılmış ve beş bloktan oluşan bir siteye götürdüler bizi. Sitenin dört bloğu tamamen yıkılmış, bazı binalar yana devrilerek, bazıları orta noktadan çökerek yıkılmışlardı. Küçük kardeşimizin olduğu tarafa annesi bizi heyecanla götürdü ve muhtemel bulunacağı yeri bize anlattı. Babası ve annesi can havliyle çocuk odasına girmeye çalışırken bina yıkılmaya başlamış, Allah’ın lütfu olarak bir şekilde o tamamen çökmüş binadan çıkmaya bir geçit kalmış, üzerlerindeki taş ve demir yığınlarından komşularının desteğiyle kurtulduktan sonra çocukları için çabalamışlar ama ulaşamamışlar.

Küçük kardeşimizin adı Asaf. Daha ilkokul talebesi… Sabah uyandığında annesi kahvaltısını yaptıracak, beslenme çantasını hazırlayacak, annesiyle ve babasıyla kucaklaştıktan sonra okula gidecekti muhtemelen.  İnşaat ve yapı statiğinden anlayan birkaç kişi Asaf’a nasıl ulaşacağımızla alakalı binayı hızlıca etüd ettiler. Hep bir ağızdan seslendik Asaf’ın sesini duyabilmek için. Ufak tefek kıpırtılar gelir gibi, sanki bir şey var ama tam kestiremiyor, öteye gidemiyorduk.

Çocuk odasının balkonundan ilk müdahaleye başladık. Molozları kovalarla dışarıya attık, bir jeneratör bulup hiltiyle önümüzdeki beton tabakayı kırdık, demir makaslarıyla demirleri kestik. Biz enkazda çalışırken artçı depremler oluyor, aniden kendimizi dışarı atıyor, tedbir alıyor ve biraz durum yatıştıktan sonra kurtarma faaliyetlerine devam ediyorduk.

On saatlik zorlu bir mücadeleden sonra bir beton duvara denk geldik. Onu da kırdıktan sonra maalesef Asaf’ın cansız bedenine ulaştık. Battaniyesine sarılıp çaresizce kalakalmış… Yüreğim yerinden söküldü, elim ayağım tutuldu. Annesi umut dolu bakışlarla bizden haber bekliyordu.

Ekipten bir doktor kardeşimiz nabzını dinledi, gerekli tetkikleri yaptı. Asaf’ın dünyasını değiştiği haberini ailesine haber vermek üzere yanlarına gitti. Son hatırladığım şey ise hep beraber ağladığımız…

Sonrasında uğradığımız her enkaz çalışmasında bir başka trajediyle karşılaştık.

Anadolu insanı; mütevekkil, tertemiz din anlayışıyla yine hamd ediyor, Allah’a yakarıyordu.

Her ağızda bir dua, her simada bu teslimiyet vardı.

Allah verdi, Allah aldı diyebilmek, bütün ailesi göçmüş bir insanın dilinden döküldüğünde; imanın ne tükenmez nimet ve cevher olduğunu daha iyi anlamıştık.

Şehrin zengini, fakiri, yöneticisi, yönetileni, şucusu, bucusu yok. Herkes aynı gemide ve bu geminin ne kadar önemli olduğunun farkındaydılar.

Allah vefat edenleri şehitlik derecesine erdirsin. Kalanlara sabr-ı cemiller ihsan eylesin. Böylesi büyük imtihanları göğüsleyen sînelerimizden iman eksik olmasın.

İbretâmiz bu hadiselerden ders çıkarmak  dileğiyle…

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

Muavenet / Şeref Akbaba
Büyük Acılar Dilsiz ve Sessizdir… / Ay Vakti
6 Şubat 2023 / Ali Yaşar Bolat
Yüzler / Şakir Kurtulmuş
6 Şubat 2023 Saat 4: 17 / Suat Tekin
Tümünü Göster