Zifiri

I.
sayıklar, öte kaldırımdaki yorgun.
suyun bulanıklığına benzer gizemli bakışları.
günü biliriz, içinde azar azar ölmeyi de
yok olmayı marifet biliriz sessiz odalarda
ve yaşarız gölgesiz, adımız anılmaz bir türlü
küçük de olsa, puntolarla.

zayıf bir ihtimal, akşamın
yeni bir baharı omuzlayıp getirmesi, kıyılarımıza.
bunu da biliriz. lâkin bilmek arzulanmaz göçebelerce
çünkü o dehliz, ayıklar bizi taşlarla dolu derelerden
ve işte bu yüzden yargılar bizi tarih
kendi kendimizle, uğramadığımız çağlarda.

bak bu zifirisidir şimdi,
her geceyarısı hayran bırakıldığımız göğün.
yıldızlar bizim yörüngemize savrulur,
biz, ötelerden haber beklerken.
alışkınız yanılgıya, yenilgiye ve pusa
kezâ kadrimiz bilinmez,
ölmeden önce.
II.
yürüsem, bunun bir anlamı var mı meydan larousse’de
şayet bir mânâ sahibiysek, bu çelişkiler bu zan
neden kapımızın önünde, bungun bir bilmece?
kimden neyi saklıyoruz, işte meçhul
kime ne anlatmamaya çalışıyoruz,
söyleyin, her yere saçılmış kelimelerle?

çok ağır bir yükün eski bir komşusuyuz
kapılarımız tanımıyor ingiliz anahtarlarını
cahilliğin derin yaralar açtığı dönemeçlerden geçiyoruz
ayağımız takılsa biliyoruz, gene de biliyoruz
bırakmaz bize, geçmişte kalan,
o derin mirasını, mucurlu yolların.
III.
insan en çok
mecbur kaldığı kalabalıklar içinde
maruz kalır yalnızlığa.
var ile yok arasıdır işte ora
var olmaktan kül olunca insan

-belki bir zümrüdüanka –
yokluk, var olmaya zorlar gövdesini,
can pazarında.

kendi içine düşmemiş bir insan
uçurumu anlayamaz
zirâ var mıdır insandan daha derin
bir uçurum, hiçbir atlasta?

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

Hangi Kitabı Yakıyorsunuz ?  / Şeref Akbaba
Deprem… / Ay Vakti
Taşlar Taş Üstündeyken / Yavuz Selim Yaylacı
Fahri TUNA’nın Gönlünden Kırklanmış Portreler... / Süheyla Karaca Hanönü
Sezai KARAKOÇ’u Yazmak İsterken – II / Semra Saraç
Tümünü Göster