Gül Yetiştiren Adam

Bazı somut örneklerden hareket ederek yazarın “ruhun malzemeleri’ni ele almak suretiyle evrensel bir edebiyat yapabileceğini ileri sürmek istiyorum. Ruhun malzemeleri, Faulkner’a bakarak söylersek insan kalbini yüceltmeye yarayan malzemelerdir: Aşk, feragat, fedakarlık, saadet, hidayet, merhamet, şefkat, ve bazen de bunların karşısında yer alan olgular; ihanet, korkaklık, zulüm, nefret, buğz… Bu karşıt değerler bazen aynı insanın kalbinde çatışmaya girebileceği gibi, bazen de farklı insanların çatışmasına yol açar. Buradan trajik olana yol bulunabilir. Öte yandan “ruhun malzemeleri”nin, “malzemelerin ruhu” ile tamamlanması gerekir. Ruhun malzemelerinin neler olduğunu söyledik. Malzemelerin ruhu ise, ruhun malzemelerine ruhlarını veren temel ve aslî bakış açısını dile getiriyor. O bakış açısı, bizim içinde yer aldığımız konuma göre müslümanca veya herhangi bir fikriyatın görüngüsünden dile getirilebilir. Biz, kendi edebiyatımızın bağlamında, bu bakış açısının müslümanca olması gerektiğini ve öyle olabileceğini ileri sürmek istiyoruz. Rasim Özdenören’le“Ruhun Malzemeleri”Üzerine Söyleşi(Ay Vakti-Sayı 4.Ocak 2001)

23 Temmuz 2022’de, gönül göğümüzden bir yıldız daha kaydı.
Güzellik bağının gülleri solgun şimdi.
Üstad Sezai Karakoç’un göçüne alışamadan Rasim Özdenören’in ayrılık haberini aldık.
Mahzunuz…
Ömrünü “insana ve İslam’a” adayan “güzel bir adam”dı Özdenören.
“Müslümanca düşünme” hususunda da büyük gayret gösterdi, yol açtı, yol gösterdi.
İsmiyle müsemmaydı; “özü örmeden” hiçbir şeyin gerçekte inşa edilebileceğine mahal vermezdi.
Tanzimat’la başlayan modernleşme macerasının gerçekte nasıl bir çözülmeye sebep olduğunu en veciz haliyle “hayattan tablolar” şeklinde göz önüne serdi. Gerçek hayatın içindeki “insanı” ne bir eksik ne bir fazla rikkatiyle resmeden Özdenören, kendine, topluma ve çağa yabancılaşan bireyin travmalarını anlatarak/göstererek aslında ne olduğunu anlatmaya çalıştı.
Tahkiye, derdi ifade etmenin en kolay yoludur. Zordur aslında bir hikâyeye sığdırmak bir hayatı. Ancak aynı zamanda toplum nezdinde kabul gören en kullanışlı yöntemdir hikâye.
Anadolu insanını merkeze alan Özdenören, kentin marazî yapısını, kasabanın yokluk ve yoksulluğunu hayattan küçük kesitler/sahneler vasıtasıyla anlatma çabası içine girdi. Bunu yaparken asla bir tebliğci gibi davranmadı, sakin ve sade bir telkindi bu. Bu bağlamda toplum ve birey arasındaki ilişkileri çok boyutlu bir sorgulamayla anlatmaya çalıştı.
Özdenören, hüküm vermeden okura olguyu gösterme amacındaydı.
Topluma dair tespit ve önermelerinde özellikle kültürün ve iktisadî yapının etkileyici rollerine vurgu yaptı. Onun için edebiyat, topluma tutulmuş bir aynaydı. Bu ayna vasıtasıyla olan biten her şeyi görmek, anlatmak, göstermek mümkündü. Ancak asolan sanatı araç haline getirmeden bunu başarabilmekti. O, bu zoru başarabilmişti.
Rasim Özdenören, birdenbireliğin hayata kâim olan yanını hikâyeye taşımak suretiyle çağdaşlarından ayrılmış, Hemingvay’in anlatım tekniğine -belki de- farkında olmadan yaklaşmıştı.(Salih Uçak) O, anlatılarında daima bireyin kendini keşfetme/bulma arayışını önceledi.
Gelenek ve modernizm çatışması etrafında ördüğü edebî kalesine hâkim olan iki başat unsurdan biri ‘bilinç’ (şuur) diğeri ise ‘değer’di. Toplumun millî ve mânevî yapısını değer kavramı etrafında sorgulayan Özdenören, kökü mazide olan âtiyi yeni nesle göstermeyi arzuladı. Eğlenceye yenilen neslin trajik halleri onda kanayan bir yaraya dönüşmüştü. Mazi konusunda hassas olan Özdenören, politik bir muhafazakârlıktan çok bütün boyutlarıyla bize ait olanı muhafaza etme anlayışını sürdürmüştü.
Bir nesil onun eserlerini severek okudu, okumaya devam edecek.
Üstad Necip Fazıl, Sezai Karakoç ve Nuri Pakdil.
Cahit Zarifoğlu, Mehmet Akif İnan, Alaeddin Özdenören, Erdem Bayazıt ve şimdi Rasim Özdenören ustamız, ağabeyimiz.
Ayrı zamanlarda aramızdan ayrıldılar.
Bu izleğin elbette aynı dönemde ve öncesinde başka kalem ve kelam erbapları da vardı ve bu gün de devam ediyor.
Ahirete irtihal edenlere Allah’tan rahmet diliyoruz.
Ne demiştik, hakikat önden gidecekse biz arkadan yürümeye hazırız.
Bu yolun müdavimlerine selam olsun.
Rasim ağebeyimizin ruhu şad, son söz onun olsun.
Biz, edebiyatı, amacı kendinden ibaret kalan bir çalışma alanı olarak görmüyoruz. Tarihte hiçbir uygarlık, ilkin bir edebiyat hazırlığı geçirmeden, kelam eğitimini tamamlamadan, yani düşünce söze, söz de eyleme dönüşmeden, var olma ortamına kavuşmamıştır. Her uygarlık kendi değer yargılarının, erdem anlayışının ilkin yerleşmesini, sonra da yayılmasını ve yaygınlaşmasını edebiyatın aracılığına borçludur.

                                                                                                                             Ay Vakti
Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

Mevlid-i Nebi Üzerine Birkaç No / Ay Vakti
Mahallede Şenlik Var / Ay Vakti
Gül Yetiştiren Adam / Ay Vakti
Ağaç Baskı / Hatice Bengisu
Ayca / Ay Vakti
Tümünü Göster