Sanatta Öznellik ve Nesnellik

Sanat, ilgi duyma mecburiyetidir. İnsan, tarih boyunca sanata ilgi duymuştur. Çünkü ölümsüzlüğe, duyguya, üstün olmaya, kendini göstermeye, kendi içine dönmeye, bir şey bilme, bildiğinden farklı bir şey yapmaya, kavramayı daha öteye götürmeye, hayal gücünün denetimini öne çıkarmaya meyillidir. Sanatı nesnel formlarla sınırlandırmak imkânsızdır. Sanat, düşünsel bir itkidir. Toplumun ve bireyin ilerlemesinde, eğitilmesinde, eğlenmesinde, olmasında ve kendine ermesinde ciddi etkisi var. Sanat, bireysel ve toplumsal mutluluğun da sürecini başlatır. Bu yüzden sanatın öznel erkleri geniştir Sanat eserinde; üreten öznenin kendi özüyle karşılaşmasını görürüz. Dahası, mutlâk öz’ün, kullî öz’de tecellisidir, zamanla kendi tekâmülünü tamamlamasıdır sanat. Üretenin, kendi “özünün” analitik bir seansını temsil eder, sanat. Aristo’nun poetikasının özündeki taklidin karşılığı da mutlâk öz’dür. İnsan, sanatsal tekâmülünü tamamlamak için her zaman yaratanın eserlerini taklit etmiştir. Sanat, mutlâk “öz”ün taklididir. Üretmenin merkezinde, bireyselliği tamamlayan temel edimler var. Üretilen bir metin, sadece “düş gücünden” ibaret değildir. Zekâ; çağ, kültür, medeniyet, toplum, siyasî ve fikrî erkler, düşünce, sosyal dokular, beslenişler ve besleniş kanalları, psiko-sosyal bağ gibi onlarca nitel edim var. Tek başına bireyin düş gücü, zekâsı, yazma duruşması yetmez. Ortaya çıkan “ürünün” onlarca ortak etki ve itkisi var. Sanat, onlarca çıkarımın ürünüdür. Edebî eserler için de aynı şey geçerlidir. Her insanın özel mizacı vardır. Bu mizaç; kelamlarına, kalemine, sanatına da yansır. Sosyal kimlik, sosyolojik çevreyle, psiko-sosyal dönemle oluşup şekillenir. İcra, en zor kısmıdır. Burada başlar sanatkârın meziyeti. Düş gücü, duyarlılık, zekâ, ilham, besleniş ve hayata bakış, yazma gerekliliği gibi temel amaçlar zinciri sanatın ilgasında hatta eserin tekâmülüne yansır. Sanatın amacı ise nitel olanı estetize edip üst akıl ve kalbin süzgecinden geçirip üst zevki sunmaktır. Sanatın amacı, duygudaşlığı harekete geçirmektir. Sanatın amacı, nasıl sorusundaki nitel sonu bulmaktır. Bu yönüyle nedenin sonunu arayan bilimden ayrılır. Bilim, sonuç ve sonucun tezini arar. Sanatın öyle bir tezi yok. Bir son, bir sonucun sayısal verisine sığınmaz. Estetik zevki arar. Sonuçlardan çok sonucun etkisi üstünde durur. Ruha, kalbe, iç huzura, iç tezlere doyurucu hamleler yapar.

Düşünsellikle beraber, dil ve sanatın diğer öğeleriyle birikimleri, deneyimleri kendi süzgecinden geçirip nitel aynada insana sunmak eylemidir, sanat. Sanatkâr ya da edibin farkı; kendine özgürlüktür. Her eser, aynı zamanda psikolojik ve sosyolojik bir bakıştan süzülür. Sanat, “üretenin” bilinç ve bilinçaltı parametresinde şekillenir. Aldığı ve sakladığı verilerin besin gücüyle yoğrulur. Düş ve düşünce gücü bireyselliği kısmen yansıtmayabilir. İnsanın, düşleri, düşünceleri, biyo-sosyolojiktir. Bireysel olan “üretenin” kendine özgü aktarış ve duyuş tarzıdır. Üslup kısmen bireyseldir. Çünkü sanatın temeli “öz” ve “nesnedir”. Bu iki temel, tarih boyunca devam etmiştir. Öz(tema) her devirde, sosyal doku ve olaylara göre değişmiştir. Nesne(form) poetik atlasta her dönem farklı şekillerle karşımıza çıkmıştır. Ama ana kökler aynı kalmıştır. Sosyal, kültürel, epik, didaktik, düşünsel lirizmi temsil etmiştir. Manzum, lirik, coşku ve duyguların rastlaşması, aktarımı olarak devam etmiştir. Peki, şaire, sanatkâra ne düşüyor? Bireysellik, nitelik, estetik zevk, poetik duyum, özgünlük, farklılık. Belçikalı ressam René Magritte, gerçeğine çok benzeyen bir pipo resmi çizmiş, altına da “Bu, bir pipo değildir” yazmıştır. İki gerçekliği es geçemeyiz. Tabiatın gerçekliği ve sanatsal gerçeklik. Üretenin sanatsal gerçeği, bireyselliği, niteliği, özgünlüğü, farklı bakış açısını, sosyo-etkiyi verir. Sanat, burada başlar. Sanatı, tek itkiye indirmek doğru değildir. “Üreten” renkli, farklı, yenilikçi, öz’e ve nesneye yakınlaşmalıdır. Başka ifadeyle sanatı bilimleştirir. Bu da sanata zarar verir. Sanatçı yeniliğin sosyo-antropolojik boyutunun da farkında olmalıdır. Ne yenidir? Yeni bir şey nedir? Ne ilktir? Ne değişimdir? Temel değişimlerin sosyal normlarıyla yürümeli sanatkâr. Ya da André Gide’in dediği gibi: “Sanatta ulaşılan güzellik doğadakinden ayrıdır.” Şimdi, biz bu ayrılığı kendimizce yorumlamalıyız. Aynı ağacı çizmek değil. Ya da ormanın verdiği Sinematografiyi dizelere aktarımımız bize özgü olmalıdır.

“Bizim anlayışımızda metafizik, temel bir kavram, bir ilkedir, anlayış ve görüştür. Bizim metafiziğimiz, Tanrı ve âhiret inançlarıyla şahdamarında gürül gürül canlı bir kan akan bir metafiziktir: İslam uygarlığının temel ilkesi olan bir mutlâklık âleminin bu dünya penceresinden görülen manzarasıdır. Bu dünya, aslında o dünya metnine bir çıkma, bir dipnotudur.” der Sezai Karakoç, Edebiyat Yazıları’nda. Yani, sanatı metafizikle izah eder. Metafiziğin gizli öznesi de İslâm’dır. Sanatın, yeniliğin “benzemezlik” ilkesine bir kapı açar. Hatta daha ileri gider. “Şairin, hakikatle temasına dem vurur. Şiirsiz, sanatsız bir manevi âlemi de fakir bulur. Hikmet, hakikat, metafizik çizgide birleşen estetik dünya olan sanatın önemini uzunca anlatır. “Benzemezlik” ilkesi yolunda, kendi benzerinin de zor bulunacağı özgün üretimlere yönelmeliyiz. Farklılaşma, bireyselleşme, nitel edimi coşturur. Sanatsal renklilik getirir. Mesele, yansıtmak ya da kâğıda dökmek değildir. Bu süreç zordur. Dünyanın en zor olayı sanatsal üretimlerdir. Bu yüzden itkisi ve etkisi farklıdır.

Resim, şiir, heykel, müzik gibi duygu imparatorluğunun üretimleri her zaman önemlidir. “André Gide’e göre “Sanat ve doğa birer hasımdır.” Bence hem hasım hem hısım hem de hışımdır. Dengeyi altüst eden edimlerden bahsediyoruz. Simgeler, eğretileme, betimlemeler, musiki gibi farklı nitel unsurlar tek başına üretilen metnin gücünü besleyemez. Hepsinden beslenmek daha doğru olur. Bireysellik burada başlar. “Öz ve nesne kadar insanın bireyselliği “öz” mü, gerçek mi, taklit mi? Estetik bilgi, poetik gücün alanı bellidir. Öz ve nesne’nin çevresi de bellidir. Benzemez olanı aramak. Kendine ait benzemezler bulmak ve bunda ısrar etmek. Benzemezleriyle kendine özgü bir tarz oluşturmak. Bu tarzı sürekli yenilemek, üstüne koymak, özüne yakın olanla “öz”e yakın olan arasında bir bağ oluşturmak. Sanatsal ruh ve biçem sanatı belirleyen iki öğedir. Sanatkârı, yazarı da belirleyen kendi öz’ünün özgünlüğüdür. Yazdığı, biçimlendirdiği, ürettiği şeyler bu temel öğelerle olan ilişkisi bizi ilgilendirir. Herkesin ürettiği farklıdır. Her şair, her ressam, her yazar ayrı kendi kuramından hareket eder. Ortak bağlar bellidir. Osman Hamdi’nin çizdiği “ Kaplumbağa Terbiyecisi “ eseri, eser olmaktan çıkmış, artık onun “kaplumbağası” olmuştur. Sanat böyle, özgünlükleri sever. Oğuz Atay’ın Olric’i artık, O’nundur. Küçük Prens’in evcilleştirdiği tilki de O’nun tilkisidir. Yani, orijinaller önemlidir. Mehmet Akif’in Asım’ı, artık O’nundur. Sezai Karakoç’un Taha’sı, dirilişi, artık, O’dur, O’nundur. Yunus Emre’nin sevgi ve dili, artık O’nundur. Raskolnikov, yazardan daha çok hayatımızda. Yazar, öldü ama o yaşıyor.

Yazmak, etki gücünü ölümsüzleştirmektir. Öz’den oluşmuş taklitten uzak, arınmış özgünlükler. İşte, sanatın en üst seviyesi budur. Herkesten farklı sıra dışı bir düşünce ve yaşam çizgisine yakın olup sanatsal ve düşünsel dengeyle devamı sağlanmalıdır. Sanat; dönüşümü, birleştiriciliği, duygu aktarıcılığını, estetik etkiyi ortak, evrensel bir “ben”de toplar. Her” ben” kendi başkasını taşır. Tolstoy’un dile getirdiği gibi “İnsanları sanata benzeyen şeylere alıştırmak, onları gerçek sanatı anlamaktan uzaklaştırmaktadır.” Tolstoy’un haklılığına katılarak sanatsal güveni, etki ve itkiyi üst seviyesine taşımalıdır sanatkâr. Güven uyandıran sanat, kalıcıdır. Duyguların da hücreleri var. Bu hücreleri harekete geçiren sanattır. Estetik hazzı her şeye rağmen doyurmalıdır. Sanat; bireyselliğin dışavurumları, tasavvurları, olguları, algıları, ilgileri, itkileri, kendi benzemezine akarak devam etmelidir.

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

Arayış / Şeref Akbaba
Nasıl da Zormuş / Nurullah Genç
Vefatının sene-i devriyesinde Alafortanfonik Lafla... / Necmettin Evci
Dağ İle Konuşmak Üzerine Bir Deneme / Mücahit Koca
Sanatta Niteliksiz Nicel Sorunu / Salih Uçak
Tümünü Göster