Her Dem Yeniden Doğan Davetçi : Yunus Emre

Yunus Emre, XIII. yüzyılın son yarısı ile XIV. yüzyılın başlarında yaşamış olup yak­laşık olarak 1240-41 yılında doğmuş, 1320- 21 yılında Hakk’a vuslat etmiş, 82 yıllık bir ömür sürmüştür. Sivrihisar’ın kuzeyinde­ki Sarıköylü olduğu ifade edilmektedir. Sarıköy’ün adı yakın zamanda Yunus Emre olarak değiştirilmiş ve Mihalıççık’a bağlan­mıştır. Ailesinin Moğol İstilası sebebiyle Horasan’dan Anadolu’ya gelip yerleştiği, dil-fikir ve dönemin kültür özelliklerinden anlaşılmaktadır.

Yunus Emre, Yunus, Kul Yunus, Yunus Emrem, Miskin Yunus, Koca Yunus, Bî-çâre, Yunus Dedem, Tapduk Yunus, Derviş Yunus gibi mahlasları kullanmıştır. Emre kelimesinin emirden veya imrenmekten geldiğini söyleyenler olduğu gibi, âşık, şair, birader, kardeş, atabek, lala, ahî gibi mana­lara geldiği de ifade edilmiştir.

Hünkar Hacı Bektaş Veli’nin vasıtasıyla Tapduk Emre’nin hizmetine girmiştir. Daha sağlığında menkıbeleri bütün Anadolu’ya yayılan Yunus’un mezarı Mihalıççık Yunus Emre beldesinde bulunmakla birlikte, Bursa, Manisa, Erzurum ve Karaman başta olmak birçok yerde makamının olduğu görülmektedir. 27

Moğol istilalarının, Haçlı saldırılarının, taht kavgalarının yaşandığı, siyasi yapının tamamen bozulduğu ve her yerde anar­şinin kol gezdiği bir dönemde ilim, irfan, sevgi, güven, ahlak, iyilik, doğruluk, adalet, yardımlaşma, birlik ve beraberlik üzerine yazdığı şiirleriyle Anadolu halkının umudu olmuştur. Bu düşüncelerin özlemini çeken her insan da hangi mezhepten veya tari­kattan olursa olsun Yunus Emre’yi bugüne kadar “Bizim Yunus” olarak benimsemiştir.

Yunus Emre, İslam’ın akide ve temel ilke­leri yanında dünya görüşünü de edebî bir dille ifade etmiştir. Dünyanın değersizliği, faniliğini ve ölümün kaçınılmazlığını mer­keze almış, Allah’a kulluğu ve her dem O’nun yolunda olmak gerektiği üzerinde ısrarla durmuştur. Kurtuluşun reçetesi ola­rak ilim, ahlak, sevgi, birlik ve kardeşliğin zorunlu olduğunu belirtmiştir. Her daim İslam’ın iman, samimiyet, aşk, umut ve adalet üzerine kurulan zaman ve mekân üstü değerlerinin taşıyıcısı olmuştur.

Yunus Emre, XIII. yüzyıl Anadolu Türk İslam düşüncesinin öncü bir ismidir. Anadolu’nun manevi mimarlarındandır. Özellikle gönül mektebinin kurucusudur. Kısa, özlü ve etkili sözlerle dine, insana, ahlaka ve en önemlisi Allah aşkına dair düşüncelerini açıklamıştır. Sade ve göste­rişsiz bir hayat yaşamış, yaklaşık 800 yıldır sayısız insana yol göstermiştir.

Yunus Emre hayatı boyunca pek çok şiir yazmış olsa da onunla ilgili iki adet eser günümüze kadar gelmiştir. Eserler kap­samlı olup, derleme şeklindedir. Bunlardan birincisi Risâletü’n-Nushiyye adlı mesnevî tarzında kaleme aldığı eserdir. Dinî ve tasavvufî öğütler içerir. Anadolu’da yazıl­mış tasavvuf muhtevalı ilk özgün nasi­hatnâmelerden biridir. Diğeri ise henüz hayatta iken Anadolu’da dilden dile dolaş­maya başlayan şiirlerini içeren Divân’ıdır. Akıncı ocaklarında ve zâviyelerde Yunus ilahilerinin besteli olarak okunduğu tahmin edilmektedir. Günümüzde Anadolu’dan Balkanlar’a kadar geniş bir coğrafyada Müslüman Türk kültürünün izleri sürül­düğünde Yunus’un ilahilerinin büyük etki­sinin olduğu görülmektedir. Bu ilahiler, aynı zamanda asırlardan beri Anadolu’da ve Rumeli’de faaliyet gösteren tarikatların ortak düşüncesi ve sesi haline gelmiştir.

Yunus Emre yüzyıllardır şiirleriyle insan­ların gönlünü fetheden bir mutasavvıftır. Halkın seviyesine ve zevkine uygun bir Türk Tasavvuf Edebiyatı vücuda getirmiş­tir. Bu nedenle Türk Tasavvuf Edebiyatının Anadolu’daki kurucularından kabul edilir.

Tasavvuf Edebiyatını oluşturan başlıca iki esas bulunmaktadır: 1. Tasavvufi ve ahlaki esasları içeren unsurlar. Bu, esası teşkil eden bir öğedir. 2. Lisanını, edasını, veznini ve şeklini veren milli unsur. Bu, şekli ve formu teşkil eden bir unsurdur. Yunus Emre’nin sanattaki özellikleri samimiyetinin dize­lerine yansıması, düşüncesinin arı duru olması, şiirlerinin basit, anlaşılır ve çok güçlü olmasıdır. Yunus Emre kendine özgü tarzıyla Tasavvuf, Türk Edebiyatı, tekke şiirleri, Bektaşî şiirleri ve Âşık Edebiyatı alanında haleflerine önemli katkılar sun­muştur.

Yunus Emre tefekkür ve akletmeye önem vermiştir. Risaletü’n-nushiyye adlı eserinde akla teorik bazda kısaca değinmiş, daha sonra da aklın pratik değerini açıklamıştır. Kur’ân-ı Kerim’in değerlendirme tarzına uygun bir şekilde akıl konusunu ortaya koymuştur. İnsanı, bütün negatif özellikler­den ve ahlâkî reziletlerden aklın kurtaraca­ğını ileri sürmüştür.

Divan’ında ise aklı gerekli görmüş ancak yeterli bulmamıştır. Aşkın akıldan daha üst bir bilgi ve duyuş yolu olduğunu ileri sürmüştür.

Yunus Emre birçok hususta insanı diri olmaya davet etmiştir, bu konuda birkaç örnek vermekle yetinelim: 28

Kendini ve Hakk’ı Bilmeye Daveti:

İlim ilim bilmektir
İlim kendin bilmektir
Sen kendini bilmezsen
Ya nice okumaktır

Okumaktan mana ne
Kişi hakkı bilmektir
Çün okudun bilmezsin
Ha bir kuru emektir

Hak’la Hem-hâl Olmaya Daveti:

Ne varlığa sevinirim
Ne yokluğa yerinirim
Aşkın ile avunurum
Bana Seni gerek Seni
Gönül Yapmaya Daveti:
Ben gelmedim dava için
Benim işim sevi için
Dost’un evi gönüllerdir
Gönüller yapmaya geldim
Sevgiye Daveti:
Gelin tanış olalım
İşi kolay kılalım
Sevelim sevilelim
Dünya kimseye kalmaz

Sevgiye Daveti:

Gelin tanış olalım
İşi kolay kılalım
Sevelim sevilelim
Dünya kimseye kalmaz

Ahlaklı Olmaya Daveti:

Evvel bize vacip budur
Hoş hulk ile amel gerek
İslam adı okunacak
Yoldaşımız iman gerek
Davranışın Özüne Daveti:
Dervişlik dedikleri
Hırka ile taç değil
Gönlün derviş eyleyen
Hırkaya muhtaç değil

Görüldüğü üzere Yunus Emre’nin bu ve benzeri dörtlüklerinde zikrettiği niteliklerle boyanan insan, her daim “kendini bilen Rabbini bilir” yolunda olduğundan kimse o insandan bıkmaz, usanmaz. “Her dem yeniden doğarız, bizden kim usanası” dize­siyle bu durum anlatılır.

Yunus’un düşüncelerinin hâkim oldu­ğu bir dünyada ne olur veya o dünya nasıldır? diye bir sual edilirse, kısaca şu şekilde cevap vermek mümkündür: Yunus Emre’nin düşüncelerinin merkezinde Allah’a ve Peygamberimize iman vardır. İslam’ın emirlerini yerine getirmek ve yasaklarından kaçınmak esastır. İbadet ve irfan çerçeveli bir hayat sürmek gerekir. Hayatının merkezinde sevgi, saygı, adalet, merhamet, hoşgörü ve umut yer edinir. Her daim nefsini tezkiye, ruhunu tasfiye etmeye çalışır. Her canlıya hizmet etmek, fedakâr­lık, yardımlaşmak ve gönül yapmak onun vazgeçilmez davranışlarıdır. Bu hususlara dikkat edilip, davranışa döküldüğü zaman Yunus gönüllü insanlar ortaya çıkar.

Toplumda ihtiyaç duyulan Yunus gönül­lü müminler, Yunus gönüllü dervişler, Yunus gönüllü anne-babalar, Yunus gönül­lü öğrenciler-öğretmenler, Yunus gönüllü işçiler-patronlar, Yunus gönüllü başkanlar-memurlar, Yunus gönüllü doktorlar-hemşi­reler vs. ortaya çıkar. Yunus gönüllü insan, Yaratan’dan ötürü bütün varlıkları sever. İnsanlar arasında ayrım yapmaz. İnsanları ötekileştirmez, her daim Allah’a yönelir ve yöneltir. İlişkileri Allah sevgisi üzerinedir.

O halde dün olduğu gibi bugün de Yunus Emre’nin çağları aşan ve her dem taze tutan davetini iyi okumalıyız ve davranışa dökmeliyiz. Özellikle çocuklara ve kadına şiddetin üst noktalara ulaştığı bugünler­de insanları sevgiye, birliğe ve kardeşliğe çağıran Yunus Emre’ye büyük ihtiyaç var. O halde Yunus’u sadece okul, cadde ve ens­titü isimlerinde değil, gönül ve arayış boyu­tunda yaşatmalıyız. İnanın, “Bizim Yunus” Anadolu İslam kültür ve medeniyet gelene­ğimizde yüzyıllardır olduğu gibi yeniden dini ve ahlaki inşa bağlamında çok önemli bir motive aracımız olacaktır.

Yunus’a ve Yunus gönüllülere selam ve rahmet ola…

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

Yol Oldur Ki Doğru Vara / Şeref Akbaba
Aforizmalar / Naz
Hanende Melek’in Hüseyin Avni’si / Mustafa Uğurlu
Çakır Gözlü Çocuklar / Müjdat Er
Yol Telaşı / Emrah Bilge Merdivan
Tümünü Göster