Alâaddin Soykan ile Kuytu Konuşmak: Doru Özlem

Şiir, yürekte mayalanan söz buğusudur.
Şiir, kelimelere hükmeden şairin itibarî dünyası, metafor durağı ve ben ülkesidir.
Şair, söz meydanının yılmaz savaşçısı… Kalp ve kalem kıyısında yeminler bozan bir sahir, Harut’un saçlarında geceyi, İfrit’in göz kapağında Belkıs’ı ağırlayan müstesna dilbazdır.
Tarih, kalbiyle söyleşmeden -daha doğrusu sözleşmeden- söz meydanında kaleme sarılan nice nâdânın helak olduğuna şahittir. Zira kalbiyle kavi sözleşenlerin ülkesidir şiir. Bu tekinsiz vahanın olmazsa olmazı dil kılıcıdır. Onu kuşanmadan, kavice sözleşmeden, aşka boyanmadan burada baki kalmanın imkânı yoktur.
Şiirin eflatun ufku Alâaddin Soykan, söz ülkesine girerken bu tekinsiz havayı sezmiş olacak ki, daha işin başında ikircikli ruh halini beyan etmek zorunda kalır. İç sesi ona vaktin geldiğini söylese de bu amansız dünyaya istifhamla girmenin gerekliliğini ortaya koyar:

Kuytu haykırmalar tuttu deşti gönlümü
Ya sussam mıdır
Çıra gönlüm vakti midir hadi de bana
Muştu yanmaktaysa eğer
Tutuşsam mıdır (s.11)

Doru Özlem’in hemen başında yer alan bu şiirin ismi “Usul Sesli Sözcüklerle Kuytu Konuşmak”tır. Ehli bilir ki, şiir isimleri alelade bir seçim değildir. Başlık, şiirin özü, özeti olduğu kadar şairin de tözüdür. Sadece bu başlıktan yola çıkarak Soykan’ın nasıl bir mizaca sahip olduğunu anlamak mümkündür. Dikkatli bir okur, onun şiirde kalbiyle söyleştiğini hemen fark eder. Bağırmaz, nara atmaz o, sabrın içtenlik yokuşunda sözünü pınar eyleyerek kuytu konuşmayı tercih eder.
Şiir söylemek, kendince bir dil geliştirmektir. Her şairin bir sesi, rengi, tınısı vardır. Taklit eden, bocalayan ve kendine has bir üslup yaratamayanların şairlik payesi alması olası değildir. Soykan, özellikle Doru Özlem’de Fransız şiirinden bize geçen anjanbman üslubunu kullanır. Şiirlerinde bendin tamamına yayılan bir anlam bütünlüğünü dener. Bu aynı zamanda onun belirgin poetik özelliklerinden biridir:

“Bir ela yağmur sonrasında
Beliren alkım mavisine
Çalan imge adımlarla
Şiir ilerledim durdum
Eğiminde sabrın içtenliğin” (s.9)
Soykan, şiiri şuurla buluşturan bir şairdir. Yukarıdaki örnekte görüleceği üzere bütün kelimeler bilindik olmasına rağmen anlam hermetiktir. Bunun nedeni poetik bağlamda kendince geliştirdiği şiir dilidir. Denilebilir ki şiirinin hiçbir yerinde parabasis yoktur, ancak kendini hemen ele vermeyen dizeler, yeni tamlama ve ifadeler vardır. Daha önce “vay sevdam kara” (Ay Vakti, 2018, S.174) üzerine yazdığım yazıda “şiirin eflatun ufku” tanımlaması yapmıştım. Bu tanımlama onun bu poetik duruşuyla ilgilidir. Renkler ve görüntüler onda apayrı bir imgeye dönüşür. “Bir ela yağmur sonrasında beliren alkım mavisine çalan imgelerle şiir adımlayan” bir şair mizacını düşlediğimizde onun gerçekte neler tahayyül ettiğini anlayabiliriz. Aslolan da bu değil midir? Özge bir dil, alışılmamış imgeler ve uzak çağrışımlar vasıtasıyla şiir mayalamak…
Kudema, şiir mevzuunda “her şey daha önce söylenmiştir” düsturuyla hareket eder. Bu ön kabul şairi, tekrardan korur. Ebeveyn şiirin ne olduğunu bilerek davranır. Özgünlüğün “nasıl” sorusuyla ilgili olduğunu bilir. Soykan’ın şiiri şuurla kaleme alır dememizin nedeni budur:

“Kıskacına karınca yüreğin
Tanesi yerine o bir buğday
Kıyısında ırmak geçen
Bir ova iliştirdim mümbit
Eğiminde sabrın içtenliğin” (s. 10)

Şiir, imgeler vasıtasıyla anlam kazanır. Karıncayı, sabrı, buğday tanesini tenasüple bir araya getirip mümbit bir ova düşlerseniz, bu şiirdir işte. Soykan, batık imgelerle doğanın ritmini, anlam dünyasıyla ilişkilendirir. Şiirde bu bağlamda imgeler arasında diyalektik bir bağ kuran şair, kendi şiirini seleften ayırmış olmaktadır.
Soykan’ın şiirini tanımak için izleksel kurguya bakmak gerekir. Onun kuytularda konuştuğu şey, aslında hepimizin önce kendimize, sonra bütün herkese söylememiz gereken toplumsal mesajlardır. Didaktik bakımdan kimi şairlerin yüksek sesle haykırdığı bu durumu, Soykan “önce kendi nefsine” yönelttiği için içten bir sabır ve sakin bir sesle dillendirmeyi seçmektedir:

“Kuşku çürümüş yüreklere inanç sağalıp
Doluşsam mıdır
Yarasa karası bomboşluğa o
Sırt çevirip yoksa hepten
Savuşsam mıdır” (s.11)

Kuşku, şüphe ve hiçlik sanrısıyla bocalayan insanın bomboşluğu Soykan için pekâlâ bir meseledir. Yarasa karası tamlamasıyla verilen bu durumun iç karartıcı yanı ortadayken inançla sağalıp gereğini yapmak veya savuşmak: işte bütün mesele budur! Bundandır ki onun yüreğini “kuytu haykırmalar tutmuştur.”
Soykan, şiirin aynasında çağı okuyarak tespitlerde bulunur. Öyle ki bu okumalar kimi zaman ciddi bir sosyal eleştiri, satir olarak da görülebilir. Dünyada yaşanan olumsuzlukları değerlendiren şair, bunu bir tufana teşbih eder. Lakin kurtarıcı yani Nuh belli değildir:

“Hanidir asasıyla elde dağ bel çok Musa
Firavun arar
Yürürlükte olan acep bu ne zulüm ki
Nuh kim belli değil henüz
Salt tufanı var” (s.13)
Şiirin beslendiği kültürel kaynaklar, şairin hassasiyetini ve kimliğini ortaya koymaktadır. Her dönemin kendi zorlukları vardır. Şairi ve şiiri dönemden ayrı değerlendirmek pek mümkün değildir. Doru Özlem’in yazıldığı 80’li yıllar, bu çağrışımların doğal olarak kullanılmasını sağlamıştır.
Soykan, hisli bir yürektir. Gördüğü manzaralar onda derin izler bırakır. Bu yönüyle M. Akif’i hatırlatır. Akif’in “Seyfi Baba” manzumesindeki tabloyu betimleyerek değil, imleyerek anlatmayı tercih eden Soykan şöyle der:

“Duman olup yoksul evlerden aş aş
Tütsem hep tütsem
Öyle selvi endam yükselip göğe
Bulsam da kendimi o hiç yitmezde
Yitsem hep yitsem” (s.14)

Şair, ince hayallerle hakikati resmetmeyi başaran kimsedir. Yoksul evlerin bacasında aş olmak, daha doğrusu ocağın tütmesine vesile olmadan arınıp yükselmenin imkânsızlığını bilmek ne ağır bir duygudur? Komşusu açken yatanın seyr-i sulük’ü hakkıyla tamamlaması mümkün müdür? O hiç yitmeyecek olanda yitmek nice bahtiyarlıktır! Fenafillah makamı için öyle hırka giyip derviş olmaya gerek yok: yoksulun bacasında aş olmak yeterlidir… Mecaz ve imgelem bakımından basit gibi görünen – bir yönüyle sehl-i mümteni- Soykan’ın şiiri, gerçekte derin anlamlar manzumesidir.

“Şimşeklerle çakan yer ile göğü
Çitsem de hep çitsem
Kendime yetmezken durup şiire
Çağa bile egemen olsam da söz söz
Yetsem hep yetsem”

Çağa söz ile egemen olmak bir şairin en büyük amaçlarından biridir. Şairseniz hükmünüzün çağa geçmesini isterseniz. Hz. Süleyman’ın hüthütü, yüzüğü, kuşdili bilmesi gibi imajlar, bu hükmün geçmesi konusunda kullanılabilecek telmihlerdir. Söz ile yetmek eylemi, en nahif isteklerden biri olarak okunabilir. Soykan, şiirde bir uyarıcı rolü ile seslenmektedir.
Soykan, bir Kur’an hafızıdır. Bu yönü, izleksel kurgu bakımından şiirine bir zenginlik ve desen olarak yansır. Doru Özlem’in birkaç şiirinde “hu hu”lara karıştığımız gibi, tasavvufî manada insan-ı kâmil’in portresine dair izler de görürüz. “Tevhit ufkunda” şiiri imaj ve sembol bakımından bu yönüyle güzel bir örnektir:
“Koyup başımı secdeye dalar giderim
(Var)da yok olup
Ram olma yayını ülfet gerince
Üzgü batar olur nefse
Sabrım ok olup” (s.17)

Secde, nefis, yay ve ok olmak… Kulluk yani Yaratana ram olmak, yeryüzünün halifesi olan insanın aslî görevidir. Ancak bir zahit olmak yerine rint olup Var’da yok olmak (fenafillah/bekabillah) her şeyden daha kıymetlidir. Secde ve rükû hallerini, imaj itibariyle ok ve yay olarak betimlemek, orijinallik bakımından oldukça önemlidir.

“Ah bir özgürüm ki, bir özgürüm ki
Hak tutsak olup
Gökkuşağı gönlün tevhit ufkunda
Yakarı dağlarını geçirir altından
Bir hoş tak olup”
Meseleye tevhit ufkuyla bakarsanız tutsak olmak, gerçek özgürlüktür. Soykan, işin nirengi noktasını derin bir tasavvurla dile getirmiştir. Paradoksal olarak tutsaklıkla özgürlüğün bir arada düşünülmesi olası değildir. Tezadın tamamlayıcı boyutu, tevhit burcunda altından geçilecek somut bir tak’a dönüşebilmektedir.
Soykan, şiir dili konusunda ilginç bir önceliğe sahiptir. Verdiğimiz örneklerde fark edileceği üzere belli kelime ve kelime gruplarını mısra başlarında ve sonlarında sürekli yineler. Aşina olduğumuz tekrarlar yerine zıt koşut yinelemeleri yaparak ahenk ve vurgu bakımından daha etkili olan yapıyı tercih eder: Çitsem de hep çitsem/ Yetsem hep yetsem/ Tütsem hep tütsem/ Yitsem hep yitsem/ bir özgürüm ki, bir özgürüm ki … gibi. Soykan şiirlerinde, günlük dilde kullanılan pek çok kelimenin anlamını, şiir sanatına özgü çeşitli sapmalar ve imgelerle değiştirmeyi başarmıştır.
Soykan, babasının vefatı üzerine kaleme aldığı şiirde şöyle demişti : “N’olur varın kuş seslerine gömün babamı / Toprak yas tutsun …” Bu hüzünlü vedayı bugünü gören bir şair olarak yine kendi sözüyle bitirelim: Yazıt şiiri, bir bakıma kendi mezar taşıdır:

İsmail oğlu usul Soykan
Çok dineldin yat bakalım
Yaşam guruptur ölüm tan
Sus, bunu anlat bakalım” (s.80)

Rahmetle…

Kaynaklar:
Alâaddin Soykan, vay sevda karam, Beyan Yayınları, 1997.
Alâaddin Soykan, doru özlem, Akabe Yayınları, 1985.
Ay Vakti, S.174. 2018.

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

Pınarhisar’dan Gelen Mektup / Şeref Akbaba
Saklı Mektuplar / 106 / Şiraze
Aforizmalar / Naz
Şehir ve Modern veya Eski Şehirlerin Yeni İşleri... / Necmettin Evci
Derin Çizgiler / Seher Özden Bozkurt
Tümünü Göster