Savaş Edebiyatına Zeyl

Büyük kitapçıların aksine, köşe başlarında üç beş dua mecmuası, naat ya da şiirlerin de satıldığı mekanlarda bulunurdu Hz Ali’nin cenkleri veya Zaloğlu Rüstem öyküleri. Hz Ali’nin Düldülü, Zülfikârı; Zaloğlu Rüstem’in pehlivanlığı, olağanüstü anlatımlarla hayalini süslerdi okuyanların. Güç tarifi bu merkezde yer ederdi insanların zihninde. Kan kalesi yeniden fethedilecekse. Ali dahil, bu müştemilatın gerekliliğine inanılırdı.
Anadolu şehirlerinin birçoğunda, bugün CD değişimi gibi eski kitap değiştirenler vardı. Bu kitaplar genelde, gerilla savaşı kahramanlarının, batı kültürü donanımlı hayatlarıydı. Kovboyların, yardımcılarının, düşmanların profili özenle seçilmişti. Kahramanların ikinci serüvenlerini okuyabilmek için, alınan kitabı takasa vermek gerekirdi. Köşe başı değişimcileri, belki şehrin en çok kitap satanlarıydı. Fark etmedikleri şeyse; Amerikan kültürünün hamallığını yapmaktı.
Kurtuluş Savaşı ve Cumhuriyet’in ilanından sonra yazılan ve anlatılanlar, ülkeyi istila edenlerden çok iç oluşumla alakalıydı. Tarihi günlerde flimleri gösterime giren eserler, işgali değil, düşmanı değil, içeride düşman oluşturmayı kurgulamışlardı. Halide Edip’den Reşat Nuri’ye, seçtikleri kahramanlar, kurtuluş savaşının adsız kahramanı olan milleti ve inancını küçük gösterme basiretsizliğini, dönemin edebiyatı ve klasiği olarak takdim etmişlerdir. Ne Vurun Kahpeye ne de Çalıkuşu kurtuluşun romanı olamamıştır. Bu manifesto değişik versiyonlarıyla devam etmiş, hakikatle yüzleşme cesaretini gösterememiştir. Tarihi romanlarsa kendi kulvarında var olmuş ama yürüyüşlerini koşuya dönüştürememişlerdir.
Tolstoy’un Savaş ve Barış’ı dünya klasiği olarak önümüzde duruyor. Hacı Murat, Semerkant, Gulag Takım Adaları v.s gibi eserler ulusal sınırların ötesinde okuyucu buluyor. Bizdeki kurtuluş romanları ise, kısır döngü, uluslararası platform bir tarafa kendi ulusunu kamçılamaya devam ediyor. Bu ülkenin yazarlarının ele alacakları farklı konuların olduğunu düşünüyorum. İdeolojik ödül törenleri düzenleyenler, sosyal ve tarihi bakışı ön plana alarak değerlendirmeler yaparlarsa, genç kuşakları daha güzel yönlendirmiş olurlar. Onlar da açılan pencereden dünyayı ve Türkiye’yi daha objektif değerlendirme şansını yakalarlar. Birinci, ikinci, belki bugün yaşadığımız üçüncü dünya savaşı, kendi bakış açımız ve sorumluluklarımız göz önünde bulundurularak işlenmelidir. Barış kanatları mayın üfleyen uçakların sakat bıraktığı çocuklar, tas atmayı gül atmakla özdeşleştiren çocuklar, toplu mezarların büyüttüğü çiçekler anlatılmalıdır. Bir savaş annesi romanı yazılmalıdır. Çaresizliğini fotoğraflayanların milyonlar kazandığı bir babanın hayatı yazılmalıdır. Havayı, suyu. güneşi, rüzgarı, geceyi, gündüzü, doğayı insana bağışlayanın, rızık temininde yetki verdiği insanın ekonomik ablukalarla nasıl katliamlar yaptığı, acımasızlaştığı yazılmalıdır. Savaşın soğuk yüzünü tarif etmemize gerek yok. Kendi kendini tanımlayan kavramlardan biridir savaş. Nedense tarih boyunca hep huzur, hep barış için yapılır da yıkıntıları hiçbir zaman bu görüntüyü vermez. Şunu da vurgulamakta yarar var: Soğuk savaşın kurbanları da sıcak savaşın kurbanları da sebep ne olursa olsun, hep aynı coğrafyaların insanları. Mazlum kanı hiç bir zaman yaşama gerekçesi olmamalıdır.

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

Savaş Edebiyatına Zeyl / Ay Vakti
Afgani / Nurettin Durman
Yaşasın İnsan / Murat Soyak
“Bir Leyla Düşü” Üzerine Recep Garip&#... / Şeref Akbaba
Şuara Kıyameti / Özcan Ünlü
Tümünü Göster