Yedi Asırlık Medeniyet Hazinesinin Sandığını Açan Anahtar*

Tarihin belirli dönemlerinde dünya siyasetine hükmedip ömrünü tamamlayarak sahnenin gerisine çekildiğinde hayırla yâd edilmesini sağlayacak bir medeniyet inşa etmiş her devlet gibi Osmanlı İmparatorluğu da arkasında kendi yaşam tarzını, hayatı ve olayları algılayış biçimini ve inanç dünyasını ortaya koyan birçok yadigâr bırakmıştır. Her biri birer kimlik belgesi olma özelliği taşıyan bu eserler arasında Osmanlı’nın dünyayı kuşatan medeniyetinin bir simgesi olarak sancağının dalgalandığı her coğrafyadan  bir şeyler alan, gerek sahip olduğu ahenk gerekse girmesi her okuyucuya nasip olmayan anlam sırlarıyla dolu dünyasıyla dünya edebiyat gelenekleri arasında ayrı bir yerde duran Divan Edebiyatı her daim dikkat çekmiştir. Dîvân Edebiyatı, Klasik Edebiyat yahut Eski Türk Edebiyatı olarak adlandırılan bu edebî dönem ve bu döneme ait eserler sadece estetik güzellikleriyle değil, halkın inanç ve görüşlerine dair taşıdıkları izlerle de birer tarih vesikası olmaları bakımından işin ehli olanlarca araştırılmayı ve topluma hak ettiği değerin görkemiyle birlikte sunulmayı beklemektedir.

Osmanlı’nın kültürel ve dinî zemininden geriye kalanlar üzerine inşa edilmesine karşın tepeden inme bir anlayışla, bir milletin nesilleri arasındaki bağın en önemli unsuru olan dile yapılan müdahaleler neticesinde mâzi, hâlihazır ve âti arasındaki bağ kopmuş ve insan topluluklarını yığın olmaktan bir millet vücuda getirmeye taşıyan kültür varlığı giderek zayıflamıştır. Resmî ideolojinin, temelleri üzerinde yükseldiği Osmanlı’yı ve onun medeniyet izlerini yok etme anlayışının bir neticesi olarak dilde Öz Türkçecilik adıyla gerçekleştirilen yıkıcı faaliyetler hem Klasik Edebiyatımızın yeni gelen nesillerce anlaşılmasını neredeyse imkansız hale getirmiş hem de yedi kıtada hüküm sürmüş bir medeniyetin diliyle yazılmış bu eserlerin Arapça ve Farsça yazılmış, bize ait olmayan bir edebiyatın ürünleri olarak görülmesi gibi yalan yanlış tespitlerle etiketlendirilmesine sebep olmuştur.

Dîvân Edebiyatı metinlerinin günümüz okuyucularınca anlaşılabilmesi ve geçmişle gün geçtikçe zayıflayan bağların yeniden sağlam bir şekilde kurulabilmesi için bu edebiyata ait metinlerin tahlil edilmesine katkıda bulunup şiirlerde geçen mazmunların ve kültürel unsurların üzerindeki sis perdesini aralayacak çeşitli çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır. Bu çalışmalar arasında ilk yapılması gerekenlerden bir tanesi, şiirlerde geçen kelime, kavram ve terkipleri açıklayan sözlüklerin yazılması ve bu sayede okuyucuyla şair arasına giren zaman, mekân ve kültür mesafesinin kısaltılmasıdır.

Şair, yazar, edebiyat araştırmacısı, politikacı gibi birçok kimliği yetmiş bir yıllık yaşamına sığdıran Ahmet Talât Onay, on yıllık bir emeğin ürünü olarak ortaya çıkan Eski Türk Edebiyatında Mazmunlar ve İzahı adlı eserinde sadece şimdiki zaman okuyucusunun kendisinden asırlarca evvel yaşamış Fuzûlî, Bâkî ve Nef’î’nin dilinin anlam perdelerini aralamasına yardımcı olmakla kalmayıp aynı zamanda Eski Türk Edebiyatı’na ait kavram ve kelimeleri açıklarken bu edebiyatı en güzel yansıtan beyitleri de işin içine katarak zengin bir antolojiyi de vücuda getiriyor.

Ahmet Talât Onay, eserini hazırlarken yedi kıtaya hükmetmiş bir milletin kültürünü tüm cepheleriyle yansıtabilmek için tarihimiz ve kültürümüz üzerine kaleme alınmış Divânü Lûgati’t Türk, Kamusu’l Â’lam, Tarih-i Peçevî, Marifetnâme, Evliya Çelebi’nin Seyahatnâmesi gibi birçok eserden faydalanmış ayrıca dönemin tarih ve edebiyat sahasındaki önemli otoritelerinin görüş ve tavsiyelerine başvurmuştur. Bu açıdan bakıldığında; Mehmed Fuad Köprülü, Tahir Olgun, Veled Çelebi gibi isimlerin eser konusunda müspet fikirler ileri sürmeleri hatta kitaba birer takriz yazmaları eser hakkında fikir edinebilmek için birer referans noktasıdır.

Kelimeler ve kavramlar açıklanırken sadece iki nokta üst üste konup ne anlama geldiklerinin karşılarına yazılmasıyla yetinilmeyip o kelime veya kavramın geçtiği beyitlere de yer verilmesi eserin en önemli özelliği olarak göze çarpıyor. Bu sayede hem kelimenin manası okuyanın zihninde daha sağlam bir yer ediniyor hem de kelimenin derya-yı edebde hangi kıyılardan geçerek yol aldığını görmemizi sağlıyor. Bunun yanında kelimenin konunun farklı otoritelerince nasıl anlamlandırıldığına ve tarihi içerisindeki kullanım alanlarına da madde içerisinde yer verilmesi, tam bir el emeği göz nuruyla karşı karşıya olduğumuzu bize hissettiriyor. Ayrıca kelime ve kavramların geçtiği beyitlere yer verilirken sadece bu beyitlerin madde altına örnek olarak yazılmasıyla yetinilmeyip metinlerin kısa şerhlerinin yapılması da okuyucunun ilgisini çekecek bir diğer özellik olarak dikkat çekiyor.

Klasik Türk şiirini ele aldığımızda, bu metinleri anlamak için sadece mısralarda geçen kelime ve kavramların görünen manalarını bilmenin yeterli olmadığı açıkça görülür. Şiirlerin hakkıyla anlaşılabilmesi için kelimenin dinî-tasavvufî literatürdeki mânâsının, halk arasındaki kullanım biçimlerinin ve tarihî devirler içerisinde heybesine kattığı çeşitli anlam zenginliklerinin bilinmesi şarttır. Kelimelerin dil içerisinde farklı açılımlara imkân tanıyan bu kullanımları Dîvân Edebiyatına dair yapılacak çalışmalarda edebiyat haricinde birçok farklı disiplinden yararlanılmasını da zorunlu kılmıştır. Ahmet Talât Onay, Eski Türk Edebiyatında Mazmunlar ve İzahı’nda bu ağır yükün altından önemli ölçüde kalkmış gözüküyor. Eserde sadece kelime, kavram ve terkiblere yer vermekle yetinmeyen Onay; gerek hayatları gerekse eserleriyle tarihimizde mühim yer edinip bu yerin bir neticesi olarak şiirlerimizde yer alan İbn-i Sinâ, İskender gibi önemli şahsiyetlere de yer vermiş ve bunların klasik şiirimizde nasıl yer aldıklarını da açıklamıştır.

Bir edebiyatı millî yapan unsur, içerisinde doğup geliştiği coğrafyayı vatan haline dönüştüren milletin yaşayışını tüm cepheleriyle içerisinde barındırmasıdır. Bu açıdan bakıldığında belli bir kesim tarafından sürekli olarak halktan kopuk olması bakımından tenkit edilen Dîvân Edebiyatının aslında hiç de halktan kopuk olmadığını, halk arasında süregelen inançları, çeşitli merasimleri ve hikâyeleri şair Nedim’in tabiriyle “Haddeden geçmiş nezaketle” yansıttığını Ahmet Talât Onay’ın sözlüğünün sayfalarını karıştırırken daha iyi anlıyoruz. Yine özellikle Klasik Türk Edebiyatı’nda eser veren bazı şairlerin de sözlükte kısa biyografik bilgilerle yer alması eserin ansiklopedik bilgiler ihtiva eden sıradan bir sözlük olmaktan çıkıp alıntı yapılan şiirler de hesaba katıldığında bir antoloji hüviyetine bürünmesine de vesile oluyor. Hem kelimelere ve kavramlara ait kuru malûmatın ötesinde bir içerik taşıyan faydalı bilgiler hem de bu kelime ve kavramların şairler tarafından nasıl bir mana perdesinin altına gizlenerek kullanıldığını gösteren özenle seçilmiş beyitler ve bunların günümüz okuyucusunun anlayacağı şekilde kısa tercümeleri kitabı bir başvuru kaynağı yaptığı gibi okuyucunun da kitabı sıkılmadan okumasını sağlayan bir özellik olarak eseri benzerlerinden ayrı kılıyor. Bunun yanında kelime ve kavramların anlaşılmasında zaman zaman tablolara ve bazı görsel unsurlara yer verilmesi de alışılmış sözlük kalıplarının dışına çıkan eserin bir diğer müspet özelliği olarak açığa çıkıyor.

Her bir kelimesi ince bir işçiliğin ürünü olan, içerisinde barındırdığı anlam katmanları nasibi ve bilgisi olan okuyucusunun gözlerinin önünde yaprak yaprak açılan ve her unsuruyla Türk milletinin hayatından izler taşıyan Klasik Türk Şiirini tanımak için onun kodlarını açıklayan ve okuyucuya metinlerin kapısını aralayan giriş eserlerine büyük ihtiyaç vardır. Prof. Dr. Cemal Kurnaz’ın katkılarıyla hazırlanan, Ahmet Talât Onay’ın ilk basım tarihi göz önüne alındığında alanında ilk olma özelliğini de taşıyan Eski Türk Edebiyatında Mazmunlar ve İzahı isimli eseri, açıklamalı bir dîvân şiiri sözlüğü olmasının yanında millî köklerinden kopmak istemeyen, geçmişine duyarlı her ferdin başucunda durması gereken bir kitap olarak okuyucusunu bekliyor.

* Osmanlı’ca Türkçe Lugat, H Yayınları

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

125-126. SAYI / ŞUBAT-MART 2011 / Ay Vakti
Via Dolorosa / Fatih Külahçı
Bir Acılıya Önerimdir / Alâaddin Soykan
Ortadoğu’da Değişen Denekler / Ay Vakti
Numaradan Yaşamak / Necmettin Evci
Tümünü Göster