Belirleme IV

Yaşadığımız her şeyin tanığımız olduğunu düşünüyoruz. Öyle kabul edince insanın içi ürperiyor. O zaman her şeyin anlamı bir başka şekilleniveriyor. Bu durum, fıtraten insanın hoşuna gitmiyor. Çünkü insanı disipline eden bir durumla karşı karşıyadır. Dahası tanıkların bu kadar çok ve yoğun oluşu insanı cidden ürpertir. İnsan o zaman daha dikkatli, daha hassas olmak durumundadır. Yaşadığımız dünya ve bütün insanlar birbirlerinin tanığıdır. Nasıl ki, insanın bütün organları bizatihi tanıklık edecekse insanın kendisine -yani elimiz, ayağımız, gözümüz, kulağımız tanıklık ettiğinde yapacak hiçbir şeyimizin olmadığını göreceğiz- bu müthiş bir otokontroldür aslında insan için. Ne var ki insan, ne de çabuk unutuverir. Gafletin tuzaklarından kurtulmak içindir bütün çabamız. Öyleyse tutunalım Rabbimize. Rahmet bakışlarımızla bakalım.
Olup biten her şeyin kendi içerisinde bir mantığı vardır. Çevre bilincini biz bugün kazanıyor değiliz. Varoluşumuzun bir bilgeliği olarak sunulmuştur bu bilinç bize. Bütün sunumlar sonuçta aynı makamdan bize gelmektedir. Bu belirlenen bir vergidir. Ve teşekkür gerektirir. Gördüğümüz her şeyde bir sanat ve estetik bakışı yakalayabiliriz. Bu bizim bakışımızla doğrudan ilgilidir. Bakmanın, görmenin, duymanın ve hissetmenin de kendi içerisinde farklı bölümleri bulunabilir. Ne var ki, biz detaylardan daha ziyade belirleyici vasıflarımızı öne çıkararak insan oluşumuzun özellikleriyle estetik yönlerimizi hayata aktarmak niyetindeyiz. Burada bilge Pascal’ın bir sözü uygun düşüyor: “Asıllarına hayran olmadığımız şeylerin benzerlerine hayran olmamız şaşılacak şeydir.”
Aslında her birimiz biliriz ki her şey aslına rücu eder. Sonuçta geldiğimiz makama tekrar dönücüler değil miyiz? Gök sofrasının açıldığı bir mevsimdeyiz. Makamlar, mevkiler bir anda kalkıverir orta yerden. Orucun esenliğiyle kalplerimiz yumuşar. Merhamet damarlarımız kabarıverir. Gözlerimizden sevginin ışıkları süzülür. İçimizde besleyip büyüttüğümüz aşkı evrensel kılarak gök sofrasının konukları olduğumuzu yakalamaya çalışırız. Bu sofrayı nasıl karşılamışsak o denli soylu o denli bereketli uğurlanırız ya da uğurlarız. Şimdi bu belirlemelerin ışığında uğurladığımız sultanın bize bıraktıklarına bakabiliriz.
Şöyle düşünelim; Sultanı karşılamak ona yaraşır hazırlıklarla mümkündür. Nasıl karşılamışsak o şekilde ağırlanmış ve ikramlarımızı almışız demektir. Böyle kadim bir ayı bırakmanın -kaybetmenin- hüznünü yaşayabiliriz. Oruç, karşılığını bize bir ikram, bir müjde anlamında bayramı bırakır. Hak etmiş bir inançla şenliğe gireriz. Bu insanın hak etmesinden daha çok Sultanın bir ikramıdır. Bu da bir belirlemedir.
İmdi, şiirsel bir anlatımla:
‘şimdi o çok uzaklarda
tutanaklarıyla
bir sonraki mevsimde kimler onunla
o kimlerle bilenimiz yok..’

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

Üçgül / Özcan Ünlü
Kayıpsız Bekleyiş / Recep Garip
Dağlara Doğru / Arif Dülger
Taş Yarası / Abdullah Yıldırım
“Batsın Bu Dünya” / Adem Özbay
Tümünü Göster