Zaman Zaman İçinde

Bir Ay

Zamanlardan bir zaman, bir ay. Kıymetsizce harcanıp gider, olur olmaz her işe. Bir, iki, üç derken on iki olur. Her on iki nihayete erdiğinde sabah hayıflanan dünya akşam gelene yaltaklanır. Vur patlasın çal oynasın başladığından her yeni yıl, aynı biçimde tükenir. Bir, beş, on derken yirmi olur…

An

Tek bir an, yaşanan tek gerçek zaman. Ayda, yılda, ömürde başarılamayan iş, tek bir anda gerçekleşir. Her hayırlı niyet için harekete geçilen o an, en anlamlı zamanı insan ömrünün. Öyle bir an olur ki, yirmi yılı durdurur. Donar orda zaman, ilerlemez olur. Dünya yeniden dönmeye başladığında ise yeni bir ömür biçilmiştir. O, an, yirmi yıla, yarısı kadar daha bir süre verir. İki kirpiğimizin birbirine değmesiyle geçen zaman, on yıla bedel olmuştur.

Gün

Bir büyük romanda uzayıp yüz yıl olmuş gün, bir başkasında sarı. Bir büyük şair, yarıya indirir günü, gündüzü yaşamayıp sade geceye övgüler düzdüğünden. Şair olmayan bir başka kişi, uzatır bir günü, geceyi ve gündüzü uyanık yaşayıp, yaşattığından. Parlak güneşli ama ılık bir sonbahar günü olsa da kararmıştır, ömürler, o tek günde. Tüm karmaşayı bitiren o gün, verdiği sükûnetle, huzuru özleyenleri huzursuz etmiştir. Bir sessizlik olan o günde uzayıp, uzayıp giden sessizlik, insanları lal eder. Yürekler ağırlaşırken, zihinler boşalır, o günden sonra. O, bir gün, çok sayıda insanın ömrüne bedel, sayısız insanın ömründen bir, beş, on, yirmi, otuz yıllara bedel olmuştur.

Yıl

Yılgınlık verir insana, üst üste biriken yıllar. İlerledikçe zaman, özlenen o mutlu an gelmemişse, boşa geçmişse yıllar, sade ömrünü değil ruhunu tüketir insanın. Gene de unutulmaz seneleri olur ömrün. Kimi güzeldir de… Mezuniyet senesi gibi evlilik senesi de milattır ya insan için, tüm olaylar onlarla içli dışlı örgülenerek anlatılır, anlamlandırılır. Çocuklarının doğduğu seneler de öyle. O yıllarda kışın nasıl geçtiği, baharın nasıl geldiği unutulmaz. Felaket seneleri ise bambaşka izler bırakır… Büyük depremin olduğu yıl… diye başlayıp, depremle alakasız ne hayat hikayeleri duyulur. Tarihte de vardır böyle zamanlar. Mesela mütareke yılları dendiğinde hemen kara,karanlık manzaralar canlanır zihnimizde. İşgalci askerler ve onlara korkuyla bakan çocuk gözler,yaşamışcasına belirir gözlerimizin önünde. Mütarekenin zorlukları,mücadeleyle aşılmıştır,şükürler olsun zafer kazanılıp,korkulu bakışlar tarihe gömülmüştür. Ne var ki, istiklal kazanılmış olmasına rağmen bulunamayan hürriyet, “esir-i aşkı” olan kimseye rastlamadığından mı nedir,kurtarmaz esaretten. Hele de bağrında kara bir günü saklayan bir senede doğmuşsa insan, kaçarı yok artı-eksi bir kaç yıl farkla hemen hemen her yuvarlak zamanlı senede karartır gönlünü. Nisbeten hür olsa da bedenler, ruhlar prangalara vurulmuştur. Zihinler uyuşuk, kımıltısız gün doldurmuş, zaman akıp gitmiştir.

Son rakamı sıfırlı yeni bir yıl daha gelirken, beklenen büyük an, gelmedi…Kaçan fırsatların habercisi olacak son ay gelip çattı. Kim bilir belki içinde sayısını hesap edemeyeceğimiz an barındıran o bir ay, değiştirir haberleri, felaketlerin yerini ümitler alır. Kim bilir belki…


Mevsimler

İlkbaharın yeşili var, yaşı işaret eder. Ümitle, coşkuyla yürekleri doldurur. Yazın sarısı, harmanı hatırlatır. Bereketi, kazancı, çalışıp başarmış olmayı anlatır. Sonbaharın kızıllığı, içine gömer, şair ruhluları. Sevdalıların ayakları altında çıtırdayan mevsimdir sonbahar. Hüznü ve ayrılıkları da getirir akla. Ama kış, kış çok farklı. Diğer mevsimler gibi değil. Kış çok renkli, çok kişilikli, bunalımlı bir zaman. Akı var, karası var. Fırtınalı grileri de buluruz onda. Kimi zaman dumanlarla kaplanır, göremeyiz. İslidir de üstelik izini bırakır tüm şehre. İnsanların eli, yüzü, burnu kışın kurumlarıyla beneklenir. Gönüller de öyle. Kimi benek benek, kimi bölük pörçük karalarla dolar, karalar bağlar, kara kışta. Ama bazen de sevinç çığlıkları getirir, beyaz bulutları yere indirip. O zaman, soğuk havaya inat ılık hevesler doldurur insanın ruhunu. Her insan, meşrebince, güzel duygulara gömülür, bütün dünyayı, secdeye hazırlanır gibi beyaz örtülere bürünmüş gördüğünde.

Yılın son, kışın ilk ayındayız işte gene geldi, hem çok özlenen hem hiç istenmeyen zaman. Kara veya ak ya da grilerle kaplı geçecek ve ömrü olan görecek. Belki art arda, umarsızca eklenip tüketecek bu ayı da dakikalar ve saatler ve günler… Belki de nice hayırlı işlere vesile, kıymetli anlar yaşanacak…

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

Neler Oluyor? / Ay Vakti
Aşk / D. Ali Taşçı
Düşünür Adam, Düşünen Adam / Necmettin Evci
Cezanın Başlangıcı / Naz
Semazen / Kitap / A.Vahap Akbaş
Tümünü Göster