Niyazi Mısri’nin “Gerek” Redifli Gazeli Üzerine Tasavvufi Bir Şerh

GAZEL

Derviş olan âşık gerek yolunda hem sadık gerek
Bağrı anın yanık gerek can gözleri açık gerek

Alçaktan alçak yürüye toprak içinde çürüye
Aşk ateşinde eriye altın gibi sızmak gerek

Zikr-i Hakk’a meşgul ola, yana yana ta kül ola
Her kim diler makbul ola tevhide boyanmak gerek

Eyven kişi yol alamaz maksudunu tez bulamaz
Yoğ olmayan var olamaz varını dağıtmak gerek

Dervişlerin en alçağı buğday içinde burçağı
Bu Mısrî gibi balçığı her bir ayak basmak gerek
                                                                  Niyâzî-i Mısrî

Tasavvufî şiir, insanı tefekküre ve düşünceye sevk eden şiirdir. Bu düşünme ve tefekkür hâli diğer şiirde olduğu gibi ideolojik ve dünya görüşü argümanlarını değil, aksine insanın içinde bulunduğu varoluş gerçeğini dillendiren manzumelerdir. İnsanlık ölçüsünde köklü bir değişmenin temelini atan tasavvuf, bu ulvî manzumelerle şiire en geniş yayılma imkânı tanıyarak, onu hiç tükenmeyecek kutsi bir kaynağa bağlamıştır.

Derviş olan âşık gerek yolunda hem sadık gerek
Bağrı anın yanık gerek can gözleri açık gerek

Sûfî şiirde, diğer şiirlerde olduğu gibi trajik ve dramatik tür de yoktur. Çünkü bu şiirde, insanın varlık olarak kabul ettiği‚tek hakikat ‘Allah’tır.  Hayat ise bir gölge oyunu gibidir. Bu şiirde şairin dili ilâhîdir; o, hafif kanatlı bir varlıktır, ilham duymadan, kendinden geçmeden, aklı başında iken hiçbir şey yaratamaz, ilâhî sevgi olmayınca kimse şiir söyleyemez. Ona göre, güzel şiirler ne insana yakışır, ne insan işidir. Bunlar Allah’a yakışır, Allah’ın lütfudur, şair de Allah’ın bu manada tercümanıdır.

Zikr-i Hakk’a meşgul ola, yana yana ta kül ola
Her kim diler makbul ola tevhide boyanmak gerek

Sûfî, bir ruhun sırrını, bir varlığı ve eşyaların hepsini görmesi mümkündür. Her tasavvufî şiirde, Allah’ın yankısı ve hikmeti okunur. Mutasavvıf şâirin perspektifinde, görülebilenlerin görünmeyen gerçeği vardır. Şiirinde, görünenin ötesinde görüntüler gören şâir, şiirindeki işaretlerle, Hakk’ın sıfatlarıyla ve her şiirin satırlarının arasında İslâm inancının tek ve değişmez cümlesi olan‚Tekliği/Tevhîd’i tekrarlar. Zira Kur’ân’da olduğu gibi, her şeyde Yaratıcının işaretlerini görmeye çalışan Sûfî için var olmak, geçici olan güzelliğin içinde ebedî olanı yakalayabilmektir.

Sûfî için kâinat, hakîkatin dış, yani görünen yüzüdür. Gerçek ise, kâinatın iç ve görünmeyen yüzü olduğu için, o, hep vadilerde dolaşarak derûnî güzellikleri ortaya çıkarmaya çalışır. Bu derûnî seyahatle sûfînin şiirindeki temel amacı; Allah’ın bizim öz hayatımıza katılabileceğini bize öğretmektir.

Eyven kişi yol alamaz maksudunu tez bulamaz
Yoğ olmayan var olamaz varını dağıtmak gerek

Tasavvufî şiir ‚düşünce şiiri olması hasebiyle, tefekkür ve düşünceyle hareket eden mutasavvıf şâir, önce kendini bilmek ve tanımak ile işe girişir. Kendi varoluşuyla hareket eden sûfîler, profan ve diğer şâirlerin aksine hem insanı, hem de bütün varlığı ve yaratılışı merkeze alırlar. Diğer taraftan felsefî şiirin insana salt düşünceyle yaklaşmanın yanında sûfîler, insanın varlığını ilâhî emir gereği ahsen-i takvim olarak telaki ederek, Mutlak Varlık’ı vuslatta en mükemmel varlık olarak görürler.

Tasavvufî şiir, insanın kendini bilmesi, Yaratıcıyla olması ve ilâhî benliğini oluşturmasını sağlayan şiirdir. Onun şiiri gönül dünyasına yansıyan işrâkın netliğidir. Bu şiir, insana gerçek insanlık kimliğini kazandıran mısraların bütünüdür. Bu şiirdeki felsefe, bir şiir bilinci kazandırma ve akıl yürütme anlayışı değildir. Bu şiir insanın varlığını, varoluşunu yaratılıştan gelen tabiat üzere ele alan şiirdir. İnsanı, insanın gerçekliğine aşkın olanla beraber içkin olarak da ele alır. Yani öyle bir yaklaşımda bulunur ki, hümanist, hümanist olmayan gibi ayırımlara yavan kalmaktadır.

Sûfîlere göre, âlemde var olan eşyanın varlığı serap içindeki serap gibi yok hükmündedir. Sûfînin nazarında, hakîkatte bütün nesne Allah’ın varlığı yanında‚ şey değerinde bile değildir. Zira Hakk, vechinin nuruyla bütün eşyayı yaktığından dolayı hiçbir değeri yoktur. Çünkü‚ her şey yok olucudur; O’nun vechi müstesna.

Sûfî için tek kârlı ve faydalı iş/âmel, insanın kendi varlığından vazgeçip, aşk ile Hakk’a bağlanmaktır. Onlara göre tek varlık vardır, o da Mutlak Varlık olan Allah’tır. Sûfînin vuslata ulaşabilmesi için kendi varlığını yok bilip muhabbetle her şeyde Allah’ı tefekkür ederek ona ulaşmaktır. Sûfîyi ateşlerde yandıran Mâ’şuk’a kavuşma düşüncesi olduğuna göre, sûfî de kendi varlığından vazgeçerek, kendini hiçleyerek ona gidecektir.

Sûfî düşüncesinde, Allah’tan başka gerçek varlık yoktur. Onun için Varlık, bağımsız ve kendiliğinden bir ünite değildir. Varlık bir anlamıyla Allah’ın kendisidir. Çokluk/kesret âlemi için hangisi kullanılırsa kullanılsın onun Bir dışında gerçekten varlığı yoktur. Evrendeki bütün değişmeler yok olmalar-var olmalar Bir’in bünyesinde değil, görüntü bünyesindedir.

Sûfîlere göre, tevhîd, Allah’ı bütün nesnede görme hâlidir, bu öyle bir görme durumudur ki, O’nu herhangi bir tereddütte, şüpheye mahal vermeyecek şekilde, varlık sahasına yaratıp gönderdiği mahlûkattan ‘ayn gözüyle müşahede ederek bilmektir. Ona göre tevhidin şuuruna varmak, gönül dünyasında aşk güneşinin doğuşu demektir.

Sûfîler, insanı, ilâhî aşk vasıtasıyla evrendeki harmoniyi kavrayarak, gerek topluma ve gerekse kendine düzenli, bütün bir varlık olarak bakmasına inanmaktadır. Kendi varlığının bu harmoni içinde sadece bir parça olduğu-nu öğrenerek, nefsi duygulara dayanan yanlış bir hareketinin, bu sonsuz harmoniyi ve dolayısıyla evrenin, yaşamın ve toplumun âhenginin ifsada uğrayacağını anlar. Sûfî, insan rûhunda ve evrende bu âhengi sağlama kuvvetini ilâhî aşk gücünden alır. Sûfî bu aşk sayesinde nefsin boyunduruğundan kurtularak kâmil/olgun bir varlık olur. Yani insan, varlık şuurunun farkına varmakla nefis köleliğini yenip, özgürlüğe kavuşur.

Kaynakça:
Mısrî, Niyâzî-i, Dîvân, Haz.: Kenan Erdoğan, Akçağ Yayınları, Ankara 1998.

Cebecioğlu, Ethem, Tasavvuf Terimleri ve Deyimleri Sözlüğü, 2. Baskı, Anka Yayınları, İstanbul 2004.

Chittick, W., Hayal Alemleri, çev.: Mehmet Demirkaya, Kaknüs Yayınları, İstanbul 1999.

Kılıç, Mahmut Erol, Sufî ve Şiir, İz Yayınları, İstanbul 2004.

Massignon, Louis, İslâm Tasavvufu, çev.: Mehmed Ali Aynî, Ataç yayınları, İstanbul 2006.

Nasr, Seyyid Hüseyin, İslâm Sanatı ve Mâneviyatı, İnsan Yayınları, İstanbul 1998.

Pürcevâdî, Nasrullah Can Esintisi (İslâm’da Şiir Metafiziği), İnsan Yayınları, İstanbul 1997.

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

Neler Oluyor? / Ay Vakti
Aşk / D. Ali Taşçı
Düşünür Adam, Düşünen Adam / Necmettin Evci
Cezanın Başlangıcı / Naz
Semazen / Kitap / A.Vahap Akbaş
Tümünü Göster