Anlatı Ormanında Gezinmek Üzerine

Umberto Eko’nun olası ormanlar yazısı için yazarın anlatı üzerine örneklerle, okurla fikir alışverişi içine girdiği ve gerçek-kurmaca ikileminde çeşitli sorulara yanıt aradığı, aynı zamanda bu ikilemdeki belirsizliği durulaştırmaya çalıştığı söylenebilir. Daha yazının ilk kısmında ilerleyen sayfalarda derinleştireceği kavramları net bir şekilde ortaya koyar. Eco söyleyeceklerini metnin başlarında şöyle ifadelendirir bir bakıma:
Bir anlatı metniyle karşı karşıya gelmenin temel kuralı, okurun sessiz bir biçimde yazarla, Coleridge’nin  “İnançsızlığın askıya alınması” adını verdiği bir kurmaca anlaşmasını kabul etmesidir. Okur, kendisine anlatılanın hayal ürünü bir öykü olduğunu bilmelidir; ancak bu, yazarın yalan söylediğini düşünmesini gerektirmez. Bu açıklamaya iliştirdiği bir kural vardır; Biz, der Eco ve devam eder. Kurmaca anlaşmasını kabul ederiz ve yazarın anlattıklarını gerçekten olmuş gibi davranırız. Olmayan bir hadiseyi varmış gibi görmek de zaten “İnançsızlığın askıya alınması” ilkesini kabul etmeyi destekliyor. Yazara göre bu bir tür anlaşma. Bu anlaşmaya ilişkin olarak meseleyi daha etraflıca açar Eco ve aslında anlatının da bizi bir dünyanın sınırları içine kapattığını, sonrasında bizi bir şekilde onu ciddiye almaya yönelttiğini söyler. Bu ciddiye almak aslında anlatının büyüsüdür. Kafka üzerinden verilen bir anlatı bu büyüyü son derece net bir şekilde tanımlar:
“Bir sabah tedirgin düşlerden uyanan Gregor Samsa, dev bir böceğe dönüşmüş buldu kendini.  Bir zırh gibi sertleşmiş sırtının üzerinde yatıyor, başını biraz kaldırınca yay biçiminde katı bölmelere ayrılıp bir kümbet yapmış kahverengi karnını görüyordu; bu karnın tepesinde yorgan her an kayıp tümüyle yere düşmeye hazır, ancak zar zor tutunabilmekteydi.”          ( Franz Kafka, Değişim, 1991, s.5) Eco bu alıntıyı yaparak anlatının ciddiye alınmasına vurgu yapıyor. Şüphesiz kurmacalar birer yalanlama ağı değildir. Eco bu betimlemenin olayın inanılmazlığını artırıyor gibi görünmesine rağmen kabul edilebilir boyutlara indirgendiğini söylüyor ve ekliyor; betimlemenin devamı fantastik değil, mutlak bir biçimde gerçekçidir. Alıntının devamında ise inandırıcılığı güçlü kılmak için devam eden betimlemenin “Kafkaca” nasıl gerçek zeminde temellendiği doğrusunun altı çizilmekte:
“Düş falan değildi. Odası biraz fazla küçük olmakla birlikte tastamam bir insan odasıydı ve enikonu aşinası bulunduğu dört duvar arasında sessiz sakin duruyordu.”
Böceğin insan üzerinden değişmeyen biçimiyle (görünümüyle) tanımlanması Eco’ ya göre gerçeküstücülüğün değil, gerçekçiliğin bir örneğini oluşturmaktadır. Eco’nun alıntılar üzerinden daha belirgin hale getirmeye çalıştığı gerçek ve kurmaca kavramları okurun gözünde biraz karmaşıklaşıyor. Bu iki kavram tıpkı birbiri içine girmiş, anlamını kaybetmek üzere olan bir çehrenin bulanık bir suyun en derinine saplanıp kalması gibi. Eco yazısı içerisinde anlatıyı da şöyle izah ediyor: Ancak bir anlatı ormanında gezinmek, oyunun çocuk için gördüğü işlevi görür. Çocuklar oyuncak bebeklerle, tahtadan atlarla ya da uçurtmalarla, fiziksel yasaları ve bir gün ciddi olarak yerine getirecekleri eylemleri daha yakından tanımak için oynarlar. Aynı şekilde, anlatılar okumak, gerçek dünyada gerçekleşmiş, gerçekleşmekte ve gerçekleşecek olan uçsuz bucaksız şeylere bir anlam vermeyi öğrendiğimiz bir oyun oynamak demektir. Anlatı ormanında gezinmek, düşünsel planda bir kurgunun ( aslında var olmayan bir olayın) gerçekliğine inanmakla anlaşılabilir olacağını iyi kavrayabilmek, öte yandan gerçek dünyada gerçekleşmiş, gerçekleşebilecek bir takım olayları iyi ayırt edip anlamlandırmak anlamında düşünülmelidir. Yazının ilerleyen sayfalarında Eco’nun gerçek dünyada Doğruluk (Truth), anlatı dünyalarında ise Güven (Trust), ilkesinin egemen olması gerektiğini düşünürüz. Oysa gerçek dünyada da Doğruluk ilkesi kadar Güven ilkesi de önemlidir düşüncesi, anlatının ve gerçek yaşamın doğruluk ve güven kavramlarıyla açıklandığı gerçeğini ortaya koymaktadır.
Sonuç olarak Eco’nun altını çizerek söylediği üzere gerçek dünyanın temsilini kabul etme tarzımız, kurmaca bir kitabın temsil ettiği olası dünyanın temsilini kabul etme tarzımızdan farklı değildir. Okurlar hem kurmaca bilginin doğru olduğuna inanıyormuş gibi yapmalı, hem de yazarın verdiği tarihsel, coğrafi bilgileri doğru olarak kabul etmelidir. Alıntılarla zenginleştirilerek hazırlanmış bu fikirlerin okur zihninde kargaşaya yol açan kavramlara daha duru bir şekilde cevap verir mahiyette olması birçok soru işaretini ortadan kaldırmış gözükse de yaratılan karakterin yazar penceresinden bakılarak anlamlandırmanın olanaksız olması gerçeği, okur zihninde bulanıklıkların tam anlamıyla giderilemeyeceğini işaret eder.

Kaynakça: Eco, Umberto (1992, Türkçesi:1995) Anlatı Ormanlarında Altı Gezinti içinde: ‘’Olası Ormanlar’’. Can Yayınları, İstanbul.

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

Önce Değer / Ay Vakti
Dar Kapıdan Geçerken / Şeref Akbaba
Ceza / Naz
Zor Olana Tutku / Mehmet Kızılay
Sevgilim Kıskansa da / Bahaettin Karakoç
Tümünü Göster