‘Yalnızız’ Romanıyla Simeranya’ya Bir Seyahat

Cumhuriyet dönemi yazarlarından olan Peyami Safa, Türk edebiyatında romancılığıyla tanınmış ve kendini kabul ettirmiş sanatkâr kuşağının –haklı olarak- en başında gelir. Ancak onun en son ve mükemmel eseri olarak Türk romanına seviye kazandırmış “Yalnızız” romanı üzerine müstakil bir inceleme ve araştırma yapılmamıştır.
“İnsan ruhunu anlamadan atomu izah etmek mümkün değildir.” diyen Peyami Safa, ruh tahlillerine kazandırdığı büyük bir derinlik ve insana açtığı yeni ufuklarla Yalnızız’da kendi türünün aşılması güç bir doruğu olur.
“Yalnızız” romanı, psikolojik tahlil romanı olduğu gibi aynı zamanda bir çok sosyal meseleyi de tahlil eder. Yeni bir dünya kurma hülyasıyla yaşayan, fikir adamı, ana kahraman Samim, “Simeranya” ismini verdiği hayali ülkesiyle ve aynı ismi taşıyan kitabıyla önemli sosyal ve psikolojik problemlere ışık tutup aydınlatmaya çalışır. “Sanatkâr ister istemez sosyal bir görüşün temsilcisidir.”diyen Peyami Safa’yı Yalnızız romanında Samim temsil eder.
Samim “güzel idealler için yanan ve rahat yaşadığı halde kendisinden başkaları için, memleket ve dünyası için bedbaht olan” biridir.
Samim, bütün doğruluk ve güzellik hasretini duyduğu şeyleri realitede değil, “Simeranya” adını verdiği “ hayalinin ilk çocuğu olan” ülkede bulur. “Simeranya bir roman olmayacaktır. Sadece bugünkü insanın kendi kendisi hakkındaki telakkisinden, bilgisinin temellerine, metodlarına ve bütün müesseseleriyle değer sistemine kadar baştan başa inkılâba muhtaç yüz elli yıl sonraki tekâmül imkânlarını düşünerek tasarladığı muhayyel bir ülkedeki hayat,  bir seyahatname olacaktır.”(s.111)
Simeranya’da hadise ve problemlerin değerlendirilmesi müstakil değildir. “Birbirinden ayrı vakıa serileri yoktur. Bu hadiseler bütünün ışığı altında incelenir. Bir şeyin içinde her şey mevcut olduğu için bir mesele, bir meseleyi bünyesinde taşır. Mesela insan ruhunu anlamadan atomu izah etmek mümkün değildir.” (s.50)
Simeranya’da insan, “bir makine adam ve bir otomat değil”, “ manevi bir şahsiyettir.”
Simeranya ‘da eğitim, bütün sosyal meseleleri kuşatan, insanlara yüce bir şahsiyet veren olgudur. “Eski dünyada, yani Simeranya’ya göre bugünkü dünyamızdaki okullarda çocuklara ve gençlere  öğretilen şeylerin, muayyen istidat  ve ihtiyaçları karşılamadıkça, hayatta hiçbir işe yaramadığı anlaşılmış ve klasik mektepten eser kalmamıştır.(s.33)
Samim, aşkı imparatorluğa benzetir. Sömürgeyi kesinlikle kabul etmez. Cinsî tabiatımızı aşağıda ve uzakta bırakan üstün manevi değerler sistemi içinde bir aşk olduğuna inanır. “Ne cinsiyete, ne menfaate, ne de gurura bağlanması mümkün olmayan bir aşk.”(s.37)
Samim’e göre yalan, “olmak dramına karşı aciz insanın elindeki geçici bir silahtır.”Bu, tabiatın ve hayatın içindeki zıtlıkları barıştıramayan  insanın bir görünüş ahengi yaratmak için kutuplardan birini örtmek ihtiyacıdır.” (s.58) Simeranya’da yalan tamamen lüzumsuz bir hale gelmiştir. Eğer insan ruhundaki ve hayattaki zıtlıklar ortadan kalkarsa yalana hiç lüzum kalmayacağına inanılır.
Simeranya’da hastalıkların sebebi çok ilginçtir. Orada hastalıklar her şeyden önce psikolojik ve manevi platformda ele alınır. Hastalığın “kaderin ve hayatın aksiliklerine karşı bir intibaksızlık” sebebiyle ortaya çıktığı ifade edilir. “ Her hastalık, evvela ruhta başlayıp sonra vücuda sirayet etmiş bir isyandır.”(s.60) “Çok defa da hiçbir çaresi olmayan ümitsiz bir aşk, çok sevilen birinin ölümü, namus lekesi, vicdan azabı gibi çaresizlikler… Ve bu ağır ıstırap yükünü kaldıramayan ruhun sıkıntısı ve isyanı.”(s.61)
Simeranya’da hastalıkların tedavi metodu ise, “sabır” ve “tevekkül” ile yapılan bir “ruh sporu”dur. “Simeranya’yı derin bir sükun ve tevekkül havası sarmıştır… Herkes bu ruh sporunun  yollarını bilir, hastalandıktan sonra, kendisine isyandan tevekküle yol açacak telkinlere uygun bir hazırlık bulur.”(s.61)
Simeranya’da gelir dağılım problemi de halledilmiştir. Çünkü sosyal adalet bir sistem içinde tecelli etmektedir. Sermaye sahibi, sömüren patron değil, sadece “ riziko hakkı alan biridir.” Devlet “kazanç kanunu” ayarlamasını büyük bir titizlikle tatbik eder. “Simeraya’da işsizlik yoktur. Sermaye sahibi tarafından da istismar edilmek de yoktur. Fakat herkesin liyakatine göre mülkiyet vardır. Fakir bugünkü dünyamızda olduğu kadar fakir değildir. Zengin de prensler sınıfının şımarık çocuğu değildir.”(s.72)
Simeranya’da “estetik ölçüler” adi taklit yoluyla kendini kabul ettiren örneklerden doğmaz. Aksine olarak bütün Simeranyalılar, her biri kendi yaratma kabiliyetinin derecesine göre bir gayretle güzelliğin ilahi arşetipini sezerek mekana ve zamana uygun bir sosyal prototipin gelişmesine amil olurlar.”(s.113)
Simeranya’da “stratosfer kadar temiz bir manevilik havası içinde nefes alanların şeffaf vicdanı” her yerde ve mekanda hissedilir.(s.215) “Orada insan devamlı mana atmosferi içinde yaşar. Sanki her an, bizi her şeye bağlayan sessiz bir musikinin içindeyiz; bütün zıtlıklarımızı tasfiye eden bir ahenk.”(s.365)
Yalnızız romanının kahramanı Samim, hayallerini, ideallerini, ruhunu besleyen “Simeranya” kitabının önsözünde, eserini bütün insanlara ithaf ettiğini ifade ederek mesajını iletir. İnsanların asıl özüne ve kaybolmuş ruhlarına kavuşabilmesi için kördüğüm olan madde-benlik kaosundan arınarak  manevilere inanması gerektiğini telkin eder. “Bırak şu maddeyi, koy şu ölçü dehanı, doy şu fizik ve matematik tecessüsüne, kov şu kemiyet fikrini, dal kendi içine, koş kendi kendinin peşinden, bul onu, bul kendini, bul ruhunu, bul, sev, bil, an, gör, kendi içinde gör Allah’ı …Aptalca bir konfor aşkından doğduğu halde her biri daha korkunç bir dünya hazırlayan teknik mucizelerinin yanında, senin iç zıtlıklarını elemeye yarayacak, seni kendi kendinle boğuşmaktan kurtaracak ruh mucizelerini ara. İnan manevilere ve mukaddeslere.”(s.379-380)
“ Yalnızız” romanı bir “yalnızlık dramı” esası ve teması üzerine  kurulmuştur. Romanda bu dramı bütün nüanslarıyla derinden hisseden ve trajik bir sonla hayata veda eden, diğer bir önemli karakter Meral’dir.
Samim’e göre “Bizim ebedi kalmaya namzet tarafımız, herkese, her şeye, her zamana, her mekana şamil ve Allah’a bağlı bu “şuur üstü” bölgemizdir. Onu geliştirdiğimiz nisbette “yalnızlık dramı”mızdan kurtuluruz.”(s.364)
Gerçekten de kapitalizm, ateizm, nihilizm, sosyalizm vs. sistemlerin zulüm çarklarında madden ve manen ezilip bunalan insanlığın, bir “Simeranya”ya  seyahat etmeye şiddetle ihtiyacı vardır.

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

Vav Halinde Uçan Kuş / Yunus Emre Tozal
Seyir Defteri Öyküleri… IV / Naz
Şirâze’den Şirâze’ye Saklı Mektuplar -44 / Şiraze
Osmanlı Şiirinde İran / Şadi Aydın
Müseferet / Bahattin Yıldız
Tümünü Göster