Fatma Balcı

8posts 0comments

Yazar: Fatma Balcı

Şefkat Rüzgârı

“Safran sabahların hicran gecesiGurbet kuşunun bitmeyen çilesi” Hazan yapraklarıyla birlikte bu iki mısra da sayfalara döküldü. Küçük yazı...

Güllü Yemeni

“Mabetlere ve duvarlara uzaktan bakan kadınlar gördüm. Ağlayan, bağıran erkeklere inat sükût kesilen kadınlar bildim. Yasaklara, tabulara karşı elif gibi dimdik kadınlar...

Yağmadır

Kalabalıklar sürüyor atlarını karanlıklara. Gölgelerini bile bırakıp gidiyorlar dörtnala. Burada kala kalıyorum içimde büyüyen “Durun, kalabalıklar!” nidasıyla. Yalnızlığın girdabında, hüznün köşe başında… Birbirine değdikçe infilak...

Anadili Selam Olan Kız

Gökyüzünün dingin maviliğinde bir gemi dolanıyor; belli belirsiz dumanını bırakıyordu. Leipzig’in metruk apartmanlarına demirliyor; Nietzche’nin Tanrı"yı kaybettiği sokaklara isyan dalgaları gibi vuruyordu. Doğunun limanları...

Müşfik Kanatlar

Gecenin demi yalnızlığa çökünce geçersin köşene. Yarım çayın, yetim şarkıların bir de kanayan yaraların…Gece daha da kanatır çünkü yıldızlar tuz serper yaralara… Kabuk bağlamaz...

Yitik Tohum

Turnikelerin tek tek saydığı insanlar, yığınlar halinde iniyor tramvaydan. Yolculuk boyunca tek kelime edemeyenler, şikâyetlerini savuruyor etrafa şimdi. Kimi engelli yerindeki pazar arabasına sayıyor, kimi de...

Oldu mu?

Güneş, ihtiyar bir pişmanlık gibi ak dağlar üzerinden kıpkırmızı doğdu, Eskişehir’in kar soğuğu gecelerine beyaz kelepçeler vurdu. Porsuk’un buzları çatırdamaya, dağların karları erimeye başladı....

Talebe, Hafız ve Hattat

Rahman ve rahim esmaları birer kandil olmuş besmele çeken dudakları nurlandırıyordu. Yüreklere sevgi ve aşk tohumları ekerek Rabbi'ne giden yolu buluyor, yolcu olmanın şerefini...
Copy Protected by Chetan's WP-Copyprotect.