Ay Vakti
facebook

PSİKOLOJİK SPOTLAR ve EDEBİYAT

ZARARSIZLIK VE FAYDALILIK-I-

Edebiyatta, edebin iki umdesi; zararsızlık ve faydalılıktır. Yani, sanatsal kurgunun temellendirmesinde bu ikilemin spotu yanmalıdır. Bilinç ile bilinçaltını besleyen temel dinamikler bu iki bağı güçlendirmeli. Zaten edebiyat kurgucusunun metinleri de bilinçaltı ve bilincin süzgecinden derlenir. Dahası, bilinçdışı yadsımaların merak ve sanat gerçekliğin içine akmasıdır.

Elimize, dilimize, gönlümüze, bağrımıza,  kendimize, düşlerimize, düşüncelerimize, hükümran olmayı hedefler zararsızlık. Yani, temel beslenişlerin doğru, kaliteli, ölçülüsüdür.Bu ölçü, inanç, ilim, hikmet, erdem, sanatsal gücün tüm unsurlarıyla donatılmış ve nöro-biyolojik akışla bilince ve bilinçaltına yollanan verilerin sağlamlığıyla oluşur.. İyi metinler, zararsızlık ilkesinin içinde paklanmışsa çıkar. İyi metinler, zararsızlığın kurgusunda dirimleşir. İyi metinleri ,besleyen yüzlerce algı, düşünce, olgu, içsellik var. Zararsızlığın temelinde, içsel mecranın doyum noktasında olması gerekir. Keza, yazmayı tetikleyen şeyler içimizdedir. İçimiz sadece biz değil, içinde yaşadığımız çağın psikolojik, sosyolojik temelleri de vardır. Yani, yazan biri sadece kendisi değildir. Yazmanın temelinde  kendimizi bulmak, kendimizi anlamlandırma vardır.Bu  anlamlandırmalarda  toplumsal  erklerin  etkilerini  görmezden  gelemeyiz.

Merak, hırs, azim, beğenilme, tanınma, fikrini dışavurum, kendinsellik gibi yüzlerce iç çatışmanın ürünüdür metinler. Nöro-biyolojik bağı tetikleyen de psiko-sosyal  köprülerdir. Metin yazarının sorgulayışları, kendi içinde  iç çatışmaların hedefinde belirir. Her yazılan metin ; nefsin,ruhun, aklın, bilincin, bilinçaltı gibi temel  merkezlerin  iç içe çatışma ve doyum hesaplarıyla gün yüzüne çıkar.Metin yazarının kalitesi, içinin zararsızlığa kıyı olması ve kıyıda sürekli yenilenen, gelişen, temel bağlara yani  inanç, gelenek, ilim, irfan, tefekkür, hikmet, erdem, gibi onlarca üst algıya açık olmasıdır.Açık olmasının yanında bunlarla  beslenmesi gerekir.

Nefsin doyumsuz raylarında makinist olmak ve sonsuz durağa ulaştırmak zararsızlık değil midir? Şair de yazar da nefsinin yolculuğunda sosyolojik ortalamaları, psikolojik toplamalarla uzun yolculuğu yaparak kendini bilmeye, kendine gitmeye ve sonrasında kurguladığı metinlerin gerçekliğinde en doğru olanı sunma yarışı değil midir?

 Her dizenin, her cümlenin mühendisidir edebiyatçı. Ve kurduğu algısal mühendislikle faydalılığa, zararsızlığa giden düşünceler, düşler, algılar, haller, hayaller, çağrışımlar üretmek değil midir? Metin yazarı, önce kendisini okur yapmışsa başarılıdır. Yani, kendini zararsızlığa ulaştırmışsa, toplumsal zararsızlığın sızısı olarak akmayı başarmıştır. Faydalılık işte burada başlar. Kendi nefsine, tokluğuna, zekâsına sahip çıkıp daha verimli, daha üst insancıl, daha ehil ve farklı olanı sunmaktır. Zaten, yazar ya da şairin amacı da üst dile, üst çağrışıma, üst olan onlarca şeye ulaşmak değil midir?

ZİHİNSEL PARADOKS SPOTU-II-

Zihin, sürekli karmaşa ve kaosunu denetletir. Keza, doğadaki etkileşimler yansımalarını sunar zihne. Zihin anımsama merkezidir. Gelen, tüm verileri süzgecinden geçirir. Anımsamak, yeniden yaşamaktır. Yeniden, yaşanılanı canlandırmaktır. Anımsamak, yaşanılanların hissi  resim  atlasıdır.

-Hayatın özünde bir karmaşa var. Ve karmaşayı besler ,insan. Hayatın her adımı bir karmaşa sınırında. Ve bizler karmaşa mayınları sınırı geçip amaçlarımızın yurduna gitme savaşını veririz. Sürekli kendisini yenileyen ve çoğaltan istemleri sistemimiz var. Bu doyumu zor olan sisteme kendimizi kurban ederek karmaşayı normalleştiririz. Ve sistem bizi iki paradoksun içine hapseder. Merak ve amaç. Merak ve doyumsuz amacı besleyen nefsin dinamiği bizi sürekli farklı düşüncelere götürür. Mitoz bölünmesi gibi bölündükçe çoğalan ve farklılaşan düşünceler ağına takılırız. Her düşünceyi besleyen yüzlerce duyusal mecra ortaya çıkar. Ve bedendeki milyonlarca zihinsel faaliyetler, hücre uçlarını canlandırır. Hücre uçları, aklın damarlarına sızar. Akıl bedenin tüm unsurlarına hâkimiyet mekanizmasını çalıştırır. Farkında olmadan düşünce ve algıların çatışması içinde tüm amaçlara amade oluruz. Burada düşünsel karmaşa ve kaotik deprem başlar. Sarsılışlarımız olur.Bu sefer,derin bağlarımızın açlığıyla karşı karşıya kalırız.

-Milyarlarca fikir ve düşüncenin farklı bakış açıları, arzu ve yönelimleri arasında kendimiz olmaya, kendimizi aşmaya, aştıklarımızla meraklarımız gidermeye ve bitmeyen amaçların çatışmasında en iyileri isteme savaşımız devam eder. Ve bu erk mücadelesi içinde, kaç içimiz varsa harcarız. Çelişkili ve tutarsızlıklarının kaynağında bazen yeniliriz, bazen yenileniriz. Bizi ,bize eden erk savaşında kendi bağımızın gücünden koparız çoğu zaman. Bu  içsel çatışma nihai sonuçları olur.Çok çeşitli amaç ve merakın gölgesinde  bizi bir gücün etrafında toplayacak huzur ya da sükuta sarılırız.Kaotik durumdan, fırtınalardan bunalan zihnin dışına çıkarız.Kendimize  yeni bir zihinsel düşlem yaratırız.Zihindeki kargaşa ve kaosta yorgun düşen hücreler, kendini yenilemez.İç çatışmalarımızın mücadelesi de yorulur.Stresin doğurgan çocukları hüzün, vurdumduymazlık, kırıcılık, kaçış, küskünlükler,kızgınlıklar artar.Kaotik durum bizi  yeni arayışın içinde dinlendirir.

-Bilinç seviyemizi tetikler üst benlik. Eğer, inancımız, ilmi düzeyimiz, düşünce bağımız, geleneksel akışımız gibi temel dinamiklerimiz güçlüyse bilinç hücreleri yenilenir, bizi yeni bir yaşam çizgisine, huzura, dinginliğe, güzel şeylere götürür. Bilinç hücrelerinin tetiklenmesiyle tutarlılık, samimiyet, aidiyet, hakkaniyet, mecburiyetler zihne yüklenir. Bizi,  karmaşadan,gereksiz kaostan  uzak bir mecraya getirir.Hayat, zihne yüklediğimiz anlamların doyum ve besleniş aynasından akar.

Edebiyat ya da sanatsal gerçeklik bu kaotik bağdan nasıl beslenir? Üretimler bu kargaşa ve karmaşa mıdır? Yoksa tutarlılık ve samimiyet olan üst benliğin ürünleri midir?  Bir yazı ya da sanatsal bir ürünün kaynağı nedir? Evet, savaş, değişik felâketler  gibi  sosyolojik ve psikolojik  kaotikler yazar ve sanatkâr için besleniş kaynağı olabilir.

Fransız İhtilali, Rus İhtilali, Kurtuluş Savaşı, 15 Temmuz, gibi  psiko-sosyal olaylar beraberinde dünyanın en büyük metinlerini  hatta  kurgucusu yazarlarını  getirmiştir. Bu kaotik ortamdan beslenmiştir, şairler, yazarlar, diğer sanatkârlar. Fakat buradaki karmaşa, üretenin kendi düştüğü kaotik ortam değildir. Burada, hazır bir karmaşa var. Ve her üreten, yaşadığı çağın psiko-sosyolojik ortalaması olduğu için onlardan beslenmiştir. Dahası, toplumsal kaotik ortamlar herkesi etkiler. Keza, insan günlük aldığı binlerce verinin ortalamasıyla yaşayan karakter toplamıdır.Bilinci ve bilinçaltını besleyen bu verilerdir.

-Ancak, yazarın kendi kaotikleri sanatsal gerçekliğe malzeme mi? Elbette, içsel çatışmalar, bunalımlar, kendinden kaçışlar ürün olarak çıkmıştır. Fakat dünyan bütün üst metinleri, sanatsal metinleri üst bilinç, üst algı, üst benlik, üst tutarlılık, üst samimiyet ve oturmuş bir karakterden çıktığını görürüz. Mehmet Akif,Fuzulî,İkbal, Gazali, P.Valery, Edward Said ,Sezai Karakoç gibi yüzlerce  usta kalemin hayatını incelediğimizde  üst karaktere ulaşmış, tutarlılığın, samimiyetin, içsel çatışmaların arınışın  özneleri olduğunu görürüz.Kalite,” için” kalitesinden başlar.Hüzünler çok şey yazdırmıştır.Ama, hüzünler de tutarlılığın kıyısındadır.Yazmanın temel merkezi,tutarlılık,içsel  kalitenin ilim,inanç,üst bilinçlerle,pak bilinçaltıyla kendini bulur.

Hayrettin Taylan
GÜN AŞIRI
Elindeki fidanı dikmelisin.Çölde susamış bir köpe...
CUMA AKŞAMI
Metruk anıları artık uyandırmaktan vazgeçip bir şe
yazarlar
KİTAPLAR