saklı mektuplar – XXXVII

247
Görüntüleme

ben Şiraze,üç harf ve üç hece…bu arahüzün ekiyorum şeydâ hâlelerin şûlesineağulanmış yüreğim ikincil kuşkular büyütüyorara ara… kimsin sen Şiraze? kaç hecesin, kaç katresin, kaç gecenin dualarına işlenmişsin…kimsin sen Şiraze, söyle sen benim kimimsin?bir münâsib câh bulup yerleştiremediğim; adını sırlayıp müstehzî nazarlardan, her duyandan çalakalem kaçırdığım, her okuyan ve her anlayandan hiddeteda sakındığım; tahtlara yakıştıramadığım, saraylara sığdıramadığım, nere gitsem yanımda taşıdığım, istesem de hoyratlığıma denk duruşla atamadığım, bin geceye hür ve özgür salamadığım; sensiz yapamadığım, senle ebeden olamadığım…kimsin sen Şiraze?söyle sen benim kimimsin? lebâleb sen fikrim ve cismim diye caydım bütün meşgalelerden; oldum pinhân, oldum nihân; zîşân yokluğunun savtıyım bilir her duyanbu örselenmişliği değil sana kendime bile anlatamam inanGeyve’den çık yola, var Gence’ye… oradan dilersen uç boylara, en uca değin uzanNarın’da sarp dağlar kessin yolunu aş üzerlerinden, Ölgey’e dayankupkuru çöl nasıl yakalar yalnızları kıskıvrak, nasıl yakalar akbabalar yaralanmışları gör ve pus ve kaç oradanBuryat’tan geç, insan yanın kıvransın yokluğa belenmişlerin acısından…yüreğin donar, kanın donar, hayat donar soğuğa kayarken sıcaktanfantazyamın içine düştüğün an Şiraze, yum gözlerini de öyle uyan   yaşamakla ölmek arasıdır hayat, ne olduysa o arada olduartık iyi değilim, korkuyu yaşattıklarından beri artık cesur değilim; verdiğim kayıplardan arta kalanlarda güce dair emâreler ölgün, artık kendimden emin değilim; ben iyi değilim Şiraze.bir şehrin anatomisini çözecek kadar içine daldık, bir adam belli belirsiz izimizi sürdü diye orman oyunlarına ara verdik,ruh nedir bir türlü çözemedik,şiire ve felsefeye karşı duranlar yüzünden ne olacağımıza karar veremedik…aşk yasaktı, yasak olan ağza alınmazdı… bu yüzden aşkı gizli karşıladık, simgelerle yazdık, sembollerle andık ve aşkı aşk ile tartamadık Şiraze, ben ateşin sıcaklığını yüzümde hissediyorum, buradan. alevler çevremde dans ediyorlar çoğu zaman. önce ellerim yanıyor, sana uzanıp dokunan ellerim Şiraze. sonra gözlerim yanıyor, sana bakmaktan sıkılmayan gözlerim Şiraze. sonra saçlarım yanıyor, kokusunu duyuyorum. ben Şiraze, ateşin sıcaklığını yüzümde hissediyorum. feryadım büyük, utancım ondan da büyük, kendime öfkem onun da fevkinde. ister anla beni, ister anlat kendine bir sâyenin mahkûmiyetini; “vakitsiz geldi, vakitsiz gitti”lerden biri sayıp kız bana içi doldurulmuş cümlelerle. istersen en sevdiğin köşede beklet beni döneceğim güne ait masallarla. Şiraze, uyan artık. biz treni, istasyonu olmayan menzillerden birinde kaçırdık. zamanı kovalamaktan başka değildir bütün yaptığımız.koy noktayı, bu sonda efsun erisinçek kılıcını sesi beni biçsinben seni içimde büyüttüm ve içimde alıp götüreceğim ebedekimsin bilmiyorum, bilseydim ki bu kadar kalmazdın bendesen Şiraze, hatıralarımda kalmış birkaç parçanın eserisin kimsin sen Şiraze?söyle sen benim kimimsin?kaç uzun gecem, girizgâhında takılıp kaldığım kaçıncı kasidemsin? Şiraze’den Şiraze’ye…
 

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

yoksa ben de mi ahfeş’leşiyorum / Talip Çukurlu
yeleleri kabarık atlarla geçtiğimiz Tunadan köhne ... / İhsan Aktaş
yediveren / Kevser Topkar Terzioğlu
siyah keçi ve buz dansı / Salih Temiztürk
şişeye koymadan denize bıraktıklarım / Bülent Gündoğan
Tümünü Göster