Şirâze’den Şirâze’ye Saklı Mektuplar -37

272
Görüntüleme

ben Şirâze,
üç harf ve üç hece…
bu ara
hüzün ekiyorum şeydâ hâlelerin şûlesine
ağulanmış yüreğim ikincil kuşkular büyütüyor
ara ara

kimsin sen Şirâze
kaç hecesin, kaç katresin; kaç gecenin dualarına işlenmişsin
kimsin sen Şirâze, söyle sen benim kimimsin
bir münâsib câh bulup yerleştiremediğim
adını sırlayıp müstehzî nazarlardan, her duyandan çalakalem kaçırdığım
her okuyan ve her anlayandan hiddeteda sakındığım
tahtlara yakıştıramadığım, saraylara sığdıramadığım
nere gitsem yanımda taşıdığım, istesem de hoyratlığıma denk bir duruşla atamadığım
bin geceye hür ve özgür salamadığım
sensiz yapamadığım, senle ebeden olamadığım
kimsin sen Şirâze
söyle sen benim kimimsin

lebâleb sen fikrim ve cismim diye caydım bütün meşgalelerden
oldum pinhân, oldum nihân; zîşân yokluğunun savtıyım bilir her duyan
bu örselenmişliği değil sana kendime bile anlatamam inan
Geyve’den çık yola, var Gence’ye; oradan dilersen uç boylara, en uca değin uzan
Narın’da sarp dağlar kessin yolunu aş üzerlerinden, Ölgey’e dayan
kuru çöl nasıl yakalar yalnızları kıskıvrak
nasıl yakalar akbabalar yaralanmışları gör ve pus ve kaç oradan
Buryat’tan geç, insan yanın kıvransın yokluğa belenmişlerin acısından
yüreğin donar, kanın donar, hayat donar soğuğa kayarken sıcaktan
fantazyamın içine düştüğün an Şirâze, yum gözlerini de öyle uyan 
 

yaşamakla ölmek arasıdır hayat, ne olduysa o arada oldu
artık iyi değilim, korkuyu yaşattıklarından beri artık cesur değilim
verdiğim kayıplardan arta kalanlarda güce dair emâreler ölgün
artık kendimden emin değilim
ben iyi değilim Şirâze

bir şehrin anatomisini çözecek kadar içine daldık
bir adam belli belirsiz izimizi sürdü diye orman oyunlarına ara verdik
ruh nedir bir türlü çözemedik
şiire ve felsefeye karşı duranlar yüzünden ne olacağımıza karar veremedik
aşk yasaktı, yasak olan ağza alınmazdı
bu yüzden aşkı gizli karşıladık, simgelerle yazdık, sembollerle andık
ve aşkı aşk ile tartamadık

Şirâze, ben ateşin sıcaklığını yüzümde hissediyorum, buradan
alevler çevremde dans ediyorlar çoğu zaman
önce ellerim yanıyor, sana uzanıp dokunan ellerim
sonra gözlerim yanıyor, sana bakmaktan sıkılmayan gözlerim
sonra saçlarım yanıyor, kokusunu duyuyorum
ben Şirâze, ateşin sıcaklığını yüzümde hissediyorum
feryadım büyük, utancım ondan da büyük, kendime öfkem onun da fevkinde
ister anla beni, ister anlat kendine bir sâyenin mahkûmiyetini
“vakitsiz geldi, vakitsiz gitti”lerden biri sayıp kız bana içi doldurulmuş cümlelerle
istersen en sevdiğin köşede beklet beni döneceğim güne ait masallarla
Şirâze, uyan artık; biz treni, istasyonu olmayan menzillerden birinde kaçırdık
zamanı kovalamaktan başka değildir bütün yaptığımız

koy noktayı, bu sonda efsun erisin
çek kılıcını sesi beni biçsin
ben seni içimde büyüttüm ve içimde alıp götüreceğim ebede
kimsin iyi biliyorum, bilmeseydim bu kadar kalmazdın bende
sen Şirâze, anılarımda yaşattığım birkaç parçanın eserisin

kimsin sen Şirâze
söyle sen benim kimimsin
kaç uzun gecem, girizgâhında takılıp kaldığım kaçıncı kasidemsin

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

yoksa ben de mi ahfeş’leşiyorum / Talip Çukurlu
yeleleri kabarık atlarla geçtiğimiz Tunadan köhne ... / İhsan Aktaş
yediveren / Kevser Topkar Terzioğlu
siyah keçi ve buz dansı / Salih Temiztürk
şişeye koymadan denize bıraktıklarım / Bülent Gündoğan
Tümünü Göster