iflah olmaz ahımız

244
Görüntüleme

Ey gökyüzündeki ebem kuşağına kanat çırpmak isteyen yürekler, asumanda gördüğünüzü gökkuşağı mı sandınız? Yoksa Ali Kuşçu’nun güvercinleri mi? Ali Kuşçu’yu arıyorsanız, o öleli yıllar, hatta asırlar oldu. Bizler bu karabulutları ebemkuşağı belliyoruz diyorsanız, bu tümden bir muammadır bilesiniz. Mevsim her ne olursa olsun, biz kendi mevsimimizi arıyor, onu istiyor ve onu izliyoruz. Gönül dimağımızın, lezzetini vermiş olduğu tadı tüm çevremize, evrenimize yaymaya çalışıyoruz. Ve olsun istiyoruz. Oysa bizden daha galip gelen o kadar çok unsurlar vardır ki, galiba bizler bu konuda biraz bencil davranıyoruz. Biz dediğin de kimler diye sorabilirsiniz. Biz; yani yürek işçilerinden bahsediyorum, daha mı açık söyleyeyim, yüreğinin sesine ayarlı, ama topluma karşı duyarlı olan şairlerden bahsediyorum tabii ki… Ey yarım yürekleriyle avuç içlerinde baharlar biriktiren , pörsümüş bedenleriyle bu kenti sağanak sağanak dolaşan yufka yürekler! Her ne kadar sevginin ummanın da küreklerimiz kısa olsa da kulaçlar atan yine bizleriz. Ve Kaf Dağı’nı aşabilecek umudu her gün yeşerten de, her an besleyen de, sönmüş közlerde âşk ateşi arayan da ve o yanan közlerin küllerinden bir dünya yaratma derdinde olan da yine bizleriz. Çilekeş ve inleyen nalanlar, sizlere söylüyorum! “Her dem yüreğimizi kanatan yine bizler değil miyiz?” Bir tek kişinin kalbini kıracak olsak, yüzlerce defa kendimizi yargılamaktan alıkoyamayan, kendine karşı en acımasız olan, zalim davranan, özeleştiriden başı hep duman duman olan bizler değil miyiz? Sehpayı kuran biz, ipi çeken yine biz. Bir başkasının yargısına meyil veremeyecek kadar asil davranan da yine bizleriz. Çünkü yüreğimizin sesiyle yaşıyoruz. Bir başkası için eğlence iken gece, “gecenin iplerini çektim” diyen yine şairden başkası olmuyor. Ey yürek işçileri! Bizler ne zaman uslanacağız? Bu kaçıncı yürek dalgası, bu kaçıncı gönül fırtınası, bu kaçıncı oluyor bilemiyorum gönül şehrimizin sürgünü. Bu kaçıncı kendimizden kaçış; bir başka yerde kendi özümüzü arayışımız? Siz biliyor musunuz? Bendeniz henüz bunun çetelesini tutmuş değilim. Her sürgünü vatana çevirme derdine düşen yaralı yürekler, merhemini yarasından yaratan Lokman mısınız? Eczalarımızın bizden başkasına yaradığını biliyoruz da, neden bize yaramadığı ise meçhul bir vak’a değil mi? Kanayan bu yanımızın şifasızlığı ve nâçar oluşumuz, ıstırabımızı yüreğimizin en kuytu yerlerinde arayıp duruşumuz, yüreğimizin sesine kulak kesilmemiz: İşte sermayemiz.. İflah olmaz âhımız… Bu caddeler, bu sokaklar, bu dar geçitler ve çıkmaz sokaklar neden? Sevdamızın kara rengini beyaza ve maviye çeviremeyişimiz ve bunun hesabını kendi adına sormaktan aciz olan bizler, oysa bir başkasının yerine kemer kuşanmak, siper almak, savaşa durmak ne de kolaymış, değil mi? Bizler kendimiz için isteyemeyiz, insanları anlamaya çalışır ve emek harcarız. Kendimize gelince bu bir haysiyet meselesi olur, oysa anlaşılmak, algılanmak en doğal hakkımız olmalı. Neden mi? Bu türlüsü bizi mutlu eder de ondan. Bırakın dostlar sizi anlasınlar, anlamazlarsa yıkılmayız. Biz küllerimizden sevdalar yaratmaya alışmışız. Varsın âşk pervâne dolansın etrafımızda, biz şem’iz çünkü. Bizler, ne yer altındayız ne de gökte. Kabul buyurunuz ki, bizler de varız bu evrende. Ve toprakla, havayla, suyla, ateşle, yedi kıta dört mevsim kıyama durmuşuz. Evren, düzen ve intizamını bir ahenk içerisinde tutturmuş gidiyor. Tutup bu gidişatı terse akıtmaya çalışsak, adımız “aykırı”ya çıkacak. Hep olamayacakları düşlemez miyiz? Ve gerçekleşmesi olanaksızlar için yazıp çizmez miyiz? Bırakalım dostlar, ipin ucunu da hep bülbül gelip güle ötmesin. Bırakalım da hep yağmur toprağa gelmesin. Bırakalım da dalga sahile koşmak zorunda kalmasın ve bırakalım da voltalar mahpûslukta atılmasın. Adımız aykırıya çıkacaksa çıksın. Bir kez tersine dönsün devran; Bülbül yerinde dursun da gül ona varıp açmaya heves etsin, bir kez tersine dönsün de toprak buluta varıp yağmur istesin, bir kez tersine dönsün de sahil dalgalara koşsun ve mahpûsluğu voltalara mahkûm edelim. Bir kez olsun insanı anlamak adına evren yürüyüşe geçsin…
 

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

yoksa ben de mi ahfeş’leşiyorum / Talip Çukurlu
yeleleri kabarık atlarla geçtiğimiz Tunadan köhne ... / İhsan Aktaş
yediveren / K. Topkar
siyah keçi ve buz dansı / Salih Temiztürk
şişeye koymadan denize bıraktıklarım / Bülent Gündoğan
Tümünü Göster