KIRIM’A DAMITILMIŞ BİR HAYAT

34
Görüntüleme

Cengiz Dağcı’yı unuttuk. Oysa o bizi unutmamıştı.

Hayatının son 65 senesini ilk 27 senesinde yaşadıklarını anlatarak “harcamıştı.”

Harcamak, sarf etmek… Ne güzel bir harcayış ve sarf ediş.

Kırım Türklerinin şairlerindendi.

1919’da doğmuştu.

Aklı ermeye başladığında adeta bir cennete doğduğunu düşünmüştü.

Köyü Kızıltaş’ın cennetimsi doğasında çocukluğunun cennetinde yaşıyordu.

Gelgelelim, on yaşında iken, Stalin’in “kolhozlaştırma” faaliyetleri başladı.

Sovyet Rusya’da yaşayan insanların “ortak mülkiyet” programı içinde bütün özel mülkiyetlerinden vazgeçerek yaşaması anlamına geliyordu bu.

Herkes köyünden, kasabasından edildi.

Ardından ikinci paylaşım savaşı başladı.

Ardından Cengiz Dağcı Almanlara esir düştü.

Derken hayatı kamplarda geçti.

Derken İtalya’da ve İngiltere’de bulundu.

İngiltere’de lokanta işletmeye başladı ve hayatının sonuna kadar bu işle uğraşıp bu ülkede yaşadı.

Kırım Türklerinin 1928’den itibaren yaşadıkları zulümleri bir bir kitaplaştırmaya başladı.

Sadık Turan’ın şahsında Kırım Türklerini ve Kırım Türklerinin şahsında bütün dünya mazlumlarını romanlaştırdı. 

Oysa edebiyata girdiğinde pastoral ve romantik şiirler yazmış ve hatta bu şiirlerinden dolayı (Sovyet insanını toplumsal idealleriyle yansıtmadığı için) eleştirilmişti.

Toplumsal içerikli şiirler yazmadığı için başının belaya girmesi veya hapse atılması söz konusuydu. 

Bunu telafi etmesi için bir marş yazması istenmişti kendisinden.

Oysa Dağcı’yı bekleyen ilginç bir kaderdi.

Bu pastoral ve romantik şairin kaleminden kısa bir zaman sonra kan damlamaya başlayacaktı.

1928, ikinci paylaşım savaşı ve 1944 büyük sürgün…

Yıkılan minareler, vagonlarda ölen Türkler, ölülerle birlikte yapılan tren yolculukları…

Dağcı, çocukluğuna ve gençliğine denk gelen bu travmatik olayların psikolojik baskısından “yazarak” kurtulmuştu.

Kaleminden kan damlatarak.

“Kan”ıyla “kanayan” yerlerimizi yazarak.

Polonyalı eşiyle birlikte Londra’da bir lokanta açtılar ve hayatlarını bu şekilde idame ettirdiler.

Dağcı, bu süre içerisinde yirmi beş eser verdi.

Bu eserlerin çoğu, Kırım Türklerinin trajik tarihlerine bireysel düzeyde tutulan bir ışıktı.

Dağcı, ırkçılık yapmadı. Rus nefreti aşılamadı. Kalemini gel geç kin ifadeleri üretmek için kullanmadı.

Yazdıkları edebilik ölçüsünü hiç aşmadı.

Yurdunu kaybetmişti ama buna rağmen metinlerini bugün var yarın yok bir nefret söylemine dönüştürmedi.

Böylelikle hem tarihin hem de edebiyatın konusu veya nesnesi veyahut öznesi olmayı başardı.

Tüm dünya mazlumlarının sesi oldu.

2019 yılı Dağcı’nın 100. doğum yıldönümü idi.

Türkiye’de hak ettiği coşkuyla anılmadı.

Bazı yayınlar yapıldı elbette veya bazı anma programları.

Ama gerçek anlamda Dağcı’yı Türk çocuklarına okutacak bir heyecan dalgası yaratılamadı.

Sempozyumlar, özel sayılar, paneller… yapılmadı.

Bunda, bu satırlarının yazarı da suçludur, bu satırlarının okuru da.

Cengiz Dağcı’yı unuttuk. Oysa o bizi unutmamıştı.

Hayatını damla damla Kırım Türklerinin makus talihini kaleme getirmek için damıtmıştı.  

Çok sevdiğim bir kitabın isminden ödünç alarak yazayım:

“Kırım’a damıtılmış bir hayattı” onunkisi.

Çok daha fazlasına hak etmişti.  

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

“Kar Kârdır” / Ay Vakti
Ağaç Baskı / Hatice Bengisu
Özülke’yi Savunanlarla Örülü Bir Halka / Ömer Eski
Yansımalar / Şeref Akbaba
Ev / Zeynep Karaca
Tümünü Göster