Trafik

I
şimdi batsın dünyanın tadından yenmeyen kisraları
benim alnımda buruşmuş bir harita var
yıllar geçiyor bir nehir nasıl yavaş akarsa öyle
fakat diyorum nostalji yaparken fütüristikte olalım
mesela bana çıplak bir şarkı söyle

II
bir adam saçlarını ıslatırken gülümsemeli
zaman nasıl siliyor parametreleri
doktorlar hâlâ şifayla doldurmalı reçeteleri
trafik akmalı, akşam olmalı ve biz baş başa
ki sokak lambaları bile hoştur o zaman
anlarsın ya sevgilim yıldızların altında,
başım, gönlüm, ne’m varsa sarhoştur

III
şarkılar güzelse bir şair yaşamaktan mutlu oluyordur
dışarıda kalabalıklar, dışarıda bağırışlar, tantana olsun ne yazar
bu vakti değerlendirmeli, bu geri gelmeyen estetiği oysa bir plastik aliterasyon, cüzamlı sentetiği
bu şehirlere kurulmuş, bu sokak aralarında kopuyor curcuna
vitrinlerin önünde duruyorum, mankenler ruhumu sömürüyor ,
oysa durmanın hiç bir faydası yok dönerken dünya

IV
nakavt edici, sıkı yumrukları var zamanın
kamyon çarpmışa dönüyor aynaya bakınca adam
bir film şeridi geçiyor gözünün önünden
trajik bir dram gibi öpüyor sonra gece
örtüyor tüm istenmeyenleri yüzlerden

V
hep başkalarının söyleyemediği şeyler denemek istedim
mesela denizin üstünde yürüyemedi hiç kimse!
ama denizi yaranlar var
bunu da hatırlatmak istedim

VI
bu trafik, bu akışkan şey
herkesi kinetik enerjisi bitince süpürüyor
yani sokakları süpüren bir çöpçü düşün zamanı
sigarası ağzında, her sabah saat beşte
sizin kapının önünden türkü söyleyerek geçer.

VII
yaşarken elimize yüzümüze bulaştırıyoruz hayatı
acıyı ve mutluluğu taşıdığımız bu kafes
Tanrı’nın soluğundan sonra ikinci armağanıdır.
hatırlamazsın biz seninle tanışmıştık “bela” gününde!
böyle başladı Adem ile Havva’nın sevdası
ama anımsayamıyoruz enstantaneleri, kader!
bir de müthiş bir şey var, şapka çıkarmalık
hani çiçek yetişir, kuşlar öter üzerinde:mezarlık.

VIII
işte bu trafik, bu anlattığım şey
mutlaktır, tüm güzel şeyleri tüketir
ve şey var, şey şey üstüne kurulu bir şeyler söyleyememek ülkesi!
kelimeleri kifayetsiz bırakan bir ifadesizlik özgürlüğüdür orası

biz buraya atılmış oyuncaklarız yarim
fotoğraflarımız bile eskiyor karelerde
pilimiz bitene kadar kendimizle oynama hakkımız var
ya da bizimle çifte telli eşliğinde oynarlar
ve acayip tozlu bir sahnedir hayat
bizlerde kadrolu oyuncu

yönetmensiz dolduruyoruz boşluğu
yönetmen bizi dolduruyor
hoş oluyoruz.
10. Mayıs. 2007 / İslamabad

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

Zafer “Savaş”ta Mıdır? / Nihat Dağlı
Yunus Emre’nin Yirmibirinci Asra Mesajı; Sev... / Şadi Aydın
Yolculuk Nereye… / Fâtımâ Zehrâ Merinos
Yola Çıkan Hikâye / Nergihan Yeşilyurt
Yitene / Ömer Meşe
Tümünü Göster