Saklı Mektuplar XXXIII

266
Görüntüleme
ayân beyândır da kimse görmez
sırat keskindir


izahsızım firâk düştü düşeli, mahşer misâli
bütün tonlamaların gerisinde kendini büyüten hemeze
Titus Tüneli boyunca peşimden seyirtir.
tarihin içine sızsam, taşların arasından derinlere insem;
adımı silsem de şâhikalarda doğsam sâniyen…
tarih olmaktan sıyrılsam, aşk’ı nisyân tabakasında bulunsam
tecbîn mi derler, tecdîl mi ederler
ve vururlar mı derdimi can damarından?
yani sen’i, yani Şiraze’mi…


karşımda Cebel-i Bereket, müstesnâ beyitlerde dolaşırım gün boyu. Şiraze, yorgun değilim yoklanma­lardan; yorgun değilim araya araya kaybolup durakalmaktan. yorgun değilim Şiraze, ceste ceste aralanmaktan, aralıklarımdan ceste ceste akmaktan, ceste ceste yanmaktan. Boğaz’a bakan vîrâneyim, hangi kalabalığa dalsam ezilen yanımla sana dönerim ve biter kelimelerim, istikrârını Şiraze. geç gel­din ve gecikmelerden düştü nasibimize buhrân. geç geldin diye Şiraze, işkence karıştı gündelik işleri­mizin arasına, eydan. ve vurdular yazgısını delirin alnının çatından ve vurdular kün ne varsa, dan dan dan…

“Ey su güzeli! gerd olmuş İstanbul’dan al da gel sevdiğimi.
beni bana sezdirmeden, aşk ile aşk’ı fâşetmeden; safsatasız gel su güzeli. tütün kokusunu, bat rengi kavgamı ve azdan arta kalan ne ise al da gel.

Ey su güzeli! tütsülendiğim Peştere’den, İset’in şûh güzelliğinden,
Beyaz Deniz üzerinden gel.
perestroyka’dan, intellijenti’den, pravda’dan gel.
dilersen dünyayı dört dön öyle gel.
her hâlini soyun da libâssız dilersen, dilersen arşa uzan da iştiyâksız gel. gel de nasıl nereden gelirsen gel.”


başımda bir militan parkasına gömülmüş soğuk mermiler sıkıyor, başımda militan Şiraze beynimin her yerinden beni vuruyor. Şiraze, başımda bir militan beni azar azar yiyor, bitiriyor, varsa zarafetimi Tan­rı Dağlan’nda ibraz ettim, varsa mehâbetimi Beregin nine’ye zîzefûn gölgesinde zerk ettim, zavallı bir kahrın elindeyim de Şiraze, mahzenin dip köşesindeki bölmeye itelendim, manifestoyum bir serencam içinde; sebeb-i ah’m kaç düstûrdan müteşekkil kılındığını ifşa ile meşguliyetim.

sakın Şiraze, kendini ben’den sakın, ola ki çıkma karşıma, çözülmesin bu kör düğüm, efsûnu ömür üs­tüne ömür sürsün de sürsün, sakın Şiraze, bu aşk’ın nişinden ebede değin sakın, ne iştir ki düştün “çilem” diye bahtıma; kârım değilsin, zorum değilsin, arzûm değilsin; değilsin hemvâr Şiraze. arın­mak ya da aydınlanmak için vur kendini incir ağacma, durum bundandır ibaret.

sakın Şiraze, ben’i sen’den; sen’i berdimden, nevmîdimden, vînimden ve vîlemden… korkarım ki aşk’ı incitirim

Şiraze’den Şiraze’ye…
Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

Yirmi Beş Issız Gece-5 / Mazlum Civan
Yarı / Cihat Duman
Yarenlik / Zeynep Dilyare
Veda Vakti / Meral Afacan
Suya Düş Kalışlar IV / Celal Türk
Tümünü Göster