Bir Aşk Masalı

Her filmiyle seyirciyi olumlu yönde şaşırtan ve başarı gra­fiğini her çalışmasında bir ivme daha yukarı taşıyan Ça­ğan Irmak’ın “Babam ve Oğlum” filmini izlediğimde, is­ter istemez başlıktaki cümleler döküldü zihnime… “İşte tam bir aşk masalı” dedim kendimce. Fakat nasıl olurdu da karşı uçlarda kadın ve erkek olmadan bir aşk filmi ya­pılabilirdi? Ya da aslında tam olarak şu “Aşk” denen şey ne idi?

Günümüzde bu kelime sadece iki cins arasında geçen duygusal bir bağ olarak lanse edilse de, aslında aşkın da­yanağının ezelde olduğu hatırlatılmamakta nedense. Yüce Allah’ın, nurundan sevip de yarattığı ve O’nun sebebine de âlemleri yarattığı Habibi idi aşkın menbaı. Bunun adına ilahî aşk denildi. Sonra aşk, yeryüzüne indi ve modern ça­ğa gelene kadar çeşitli evrelerden geçti. Hatta büyüdükçe büyüdü ve şunu söylemem yerinde olacak ki artık büyük bir kısır döngüye girdi. Ya da aşk, tahtında oturuyordu da insanlar artık onun gölgesiyle yetinmeyi tercih etti. Ve böylece “Aşk”ın aslı neredeyse unutulup gitti…

Oysa yeryüzünde gezilip dolaşıldık­ça ve tefekkür ufku bir parçacık genişletildikçe, aşkın hâlâ diri olan ne­fesi duyulabilir. Zira bu kavram, sadece iki cins arasındaki duygusal bağ değildir. Bir annenin çocuğuna duyduğu tarifi mümkün olmayan hissin adıdır, aşk. Şehre iner, bir babanın çocuklarının geçimini sağla­mak için verdiği mücadele olur. Dağ başına çıkar, çobanın kavalına olan bağlılığı olur. Köye iner, fakir bir çocuğun bir türlü alamadığı ama hep uykusunda rüyalarını süs­leyen bir ayakkabı oluverir, işte hiç yerinde durmaz aşk, böylece gezip dolaşır devrânı. Belki bizden öğreneceği çok şey vardır. Ama o, bizim öğrendiklerimizin kaynağıdır.

“Babam ve Oğlum” filminde de işte böylesi bir aşk anla­tılmıştır, büyük bir ustalıkla. Karşı uçlarda duran iki ayrı babanın, oğullarına duyduğu aşktır aslında anlatılanlar. Ama hikâye, küçük bir çocuğun gözünden verilir. Her za­man olduğu gibi aşk, hayâllerle süslenir.

Yaşadığı olayları bir hayâlle sürdüren Deniz, doğarken annesini kaybetmiş, babasının ve ev sahibi kadının elin­de büyümüştür. Yedi yaşına geldiğinde, babası Sadık ona köye gideceklerini söyler. Ege’de ufak bir kasabada baba ocağına dönen Sadık, kendi babası Hüseyin Efendi hariç, herkes tarafından büyük bir sevinçle karşılanır. Üs­telik bu, garip bir ailedir. İstanbul’da yalnızca babasıyla yaşayan Deniz, şimdi kendisini kalabalık bir ortamın için­de bulmuştur. Konuşmayan ve kaşları çatık bir dede, to­rununu bağrına basan bir babaanne, çocuk saflığında olan bir amca ve küs teyze… Deniz, dedesinin soğuk tav­rı ile diğer akrabalarının sıcak davranışları arasında kalır. Küçük çocuğun anlamlandıramadığı şey, Hüseyin Efendi’nin neden oğlu Sadık’a kırgın olduğudur. Oysa, Hüseyin Efendi için oldukça geçerli bir sebebi vardır bu dar­gınlığın. Çünkü okuması için İstanbul’a gönderdiği oğlu Sadık, politik olaylara karışmış, hapse girmiştir. Bu neden­le de onu evlatlıktan reddetmiştir. Babasıyla yıllardır dar­gın olan Sadık, baba ocağına dönmek zorunda kalmıştır. Zira hapiste gördüğü işkencelerden dolayı ölümcül bir hastalığa yakalanmıştır. Öldükten sonra da oğlunu ema­net edebileceği tek yer, baba ocağıdır. Deniz, hem kasa­ba hayatına alışmaya çalışmakta, hem de büyüklerin ara­sında olup bitenleri çözmeye gayret etmektedir.

Oysa Sadık ve ailenin diğer bireyleri bilmese de, aslına Hü­seyin Efendi oğlunu ve torununu çok sevmektedir. Sadece belli et­mez. Küçük Deniz, kısa zamanda herkesin hislerine tercüman olacak ve çatık kaşlı dedesinin kalbini fet­hetmeyi başaracaktır. Ancak, aile bu birleşme için çok geç kalmıştır. Çünkü Sadık, artık ölümle pençe­leşmektedir.

Filmin yönetmenliği Çağan Irmak’a ait olduğu gibi senaryosu da aynı kalemden çıkma. Filmin oyuncuları­na gelince… Hüseyin Efendi rolün­de Çetin Tekindor, kendisinden beklenildiği üzere harikulade bir oyun çıkarmış. Kesinlikle görülme­ye değer… Hümeyra, Şerif Sezer, Fikret Kuşkan ve diğer oyuncular da oyunculukları açısından kendile­rinden söz ettirmektedirler.

Ama herhalde daha çok uzun süre kendisinden söz ettirecek olan bir isim de Çağan Irmak olacaktır. So­nuçta, izleyicinin gönlüne Aşmalı Konak’la giren Irmak, Mustafa Hakkında Her Şey ile başarısını sür­dürmüş, Babam ve Oğlum ile de bu başarıyı devam ettireceğe benze­mekte.

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

Çizgi-15 / Behice Kolçak Şark
Şirâze’den Şirâze’ye Saklı Mektuplar -22 / Şiraze
Bir Aşk Masalı / Gülşah Nezaket Maraşlı
En Sevgili’ye / Mehmet Kelebek
Gölgeler / Orhan Güdek
Tümünü Göster