Mısraların Dul Annesine

181
Görüntüleme
İçimiz – dışımız yek.
Başımızdan çok şey geçti
geçmedi efkarımız.
Geçmez bir tek
süründükçe merhem,
yaramız.

Ağrılıyız.
Ciğerimize tırnak geçirilmiş
gibi tınlıyoruz.
Beller bükük, tüy dökeriz.
Boynumuz çemberden geçirilir
ve hala kusuyoruz.

Unutkanlıkla,
Sıkılarak, alnımız kırış kırış olup
sırtüstü uzanıp
Uzuyoruz yıldızlara.
Esrarı, ipten geçirilen boyunları,
boynumuzu unutup.

Yeri gelmişken.
sınır taşlarını da kaldırmalı mı ne?
Zincir geçirmeli
törpülenmiş cesetlere.
Et yığınlarına,
kirli anlaşmalara.
Kırılgan kemiklere, yapışkan mermilere
“sin”meli, sarılmalı.

Kitabeler dolusu mürekkep içmeliyim.
Sanırım iyi gelecek
göz ağrılarıma.
Doğurgan kalemlerle
deşmeliyim göğsümü ki,
Müdahele edilsin en yetim yanlarıma.

Usancıma yenilmeden
Yemin etmeliyim belki
mısraların dul annesine:
“Seni seviyorum” diye…
Keklik gibi sekmeliyim,
Babam iyi avcıdır
kalbimi kan içinde sunsam hediye.

Anlaşılır mı bilmem ki…
Korkutuyor yine de
eli koynunda kalmak.
Üzgünüm.
Daha fazla yormak olmayacak.
Ben yaşlı ve yorgunum
Çalınıyor olsa da düğünüm,
bu nikah olmayacak.

Söyleyin.
O küskün anneye haber verin.
O kırılgan, o yol ve yıl yorgunu kraliçe arıya
Hizmetçiniz dayanamadı deyin.
Dağ yamacına…
Yüzüm Kâbe’ye, sırtım güneşe gelsin.
Ne denirse densin.
Söyleyin,
bari toprağımı öpmeye gelsin.

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

Yirmi Beş Issız Gece-5 / Mazlum Civan
Yarı / Cihat Duman
Yarenlik / Zeynep Dilyare
Veda Vakti / Meral Afacan
Suya Düş Kalışlar IV / Celal Türk
Tümünü Göster