Kültürel Mekânlar Olarak: Çınaraltılar

14
Görüntüleme
Bunların en meşhuru Beyazıt Cami’nin sahaflardan çıkarkenki meydanın girişindeki Çınaraltı’dır. Caminin yan giriş kapısına bakar. Çınaraltı adında edebiyat dergisine isim babalığı yapmıştır. Meydanın şaşaası, kalabalığı, üniversiteye bakması ve merkezi olması bakımından revaçta olan bir mekândır. Anarşinin olmadığı zamanlarda bir hayli faydası dokunmuş tarihî bir mekândır. Anarşi olduğunda malum olduğu üzre dışarda oturmak tehlikeli olmaktadır ve dolayısıyla o mekânı işleten için de masa sandalye sorunu zuhur etmektedir. Masası sandalyesi olmayınca da muhabbeti, sohbeti terennüm etmek mümkün olmamaktadır. Gençliğimde oradan geçer, gıptayla orada oturanlara bakar biraz çekingen olduğumdan dolayı da masaların arasından süzülür sahaflara; eğer sahaflardan o tarafa gitmişsem ya Süleymaniye tarafına ya da hukuk fakültesine doğru yürür Şehzadebaşı’na giderdim. Eskiler buraya meşhur “Çınaraltı” derler. Beyazıt’taki Küllük gibi Sirkeci’deki Meserret gibi ünlenmiş yazarların, şairlerin, fikir adamlarının uğradıkları bir mekândır. Geçmişin izi kalıyor. Bayazıt Çınaraltı‘nın çoğumuzda vardır bir hatırası elbet.

Sonra, yıllar sonra öğrendim ki bu Çınaraltılar bir tane değilmiş meğer. 1968 yılının Mayıs ayında Beylerbeyi’ne taşındıktan bir müddet sonra duydum ki bir Çınaraltı da Çengelköy’de mevcut imiş ve üstelik oradaki çınar ağacı da epeyce gün görmüş bir çınar ağacı hüviyetini taşıyormuş. Tabii ki kendileriyle tanıştık, altında oturduk, çay içtik, az da olsa sohbet imkânı bulmuş olduk. Gerçi tarihe geçmiştir ama gene de söylemek istiyorum. İsmail Kazdal Beyfendi’nin ısrarlar karşısında dayanamayıp kaleme aldığı hatıratında vardır. Serencam adlı hatıratın özü bu Çınaraltı’nda oluşmuştur adeta. Çünkü bir mektep vazifesi görmüştür bu kocaman dallarını denize doğru uzatmış çınar ağacının altı. Bilhassa İsmail Kazdal ekolü diyebileceğimiz bir düşünce sistemi burada neşvü nema bulmuş, bir çok kıymetli genç buraya uğramış, İsmail Kazdalı dinlemiş, icabında tartışmış, düşünce platformunda yerini almıştır. Serencam adlı hatırat okunduğunda kimlerin en azından Çengelköy
Çınaraltı’nda çay içtiği görülecektir. Sonradan vay be denilecektir
muhtemelen: Kimler uğramış buraya yahu!..

Gene; sonra demek zorunda kaldığımı itiraf edeyim. Çünkü bu defa ben fakir şiire iyicene bulaşmış bir vaziyette Cuma gezmelerine çıkmaktayım. Niyetim ise büyük tarihî camileri görmek, ziyaret etmek, her hafta değişik bir camide cuma namazı kılmaktır. Beylerbeyi’nden otobüse biniyor Üsküdar’a doğru yolculuğuma devam ediyorum. Otobüs yolcu almak-indirmek için Kuzguncuk durağında durunca sağ tarafı­ma bakıyorum ve caddeye bakan camın önünde saçıyla sakalıyla şair Can Yücel’i görüyorum. Oturmuş dışarıyı temaşa et­mektedir. Başımı kaldırıp tabelayı gördü­ğümde ise şaşırmıyorum desem olmaz tabii. Durakta doğal olarak bir çınar ağacı vardır ve dükkân sahibi belki bu çınardan dolayı, belki de Bayazıt Çınaraltı’nı hesaba kata­rak Çınaraltı Cafe adını vermiştir. Hani bir yerde iyi etmiştir dememizde fayda var. Çünkü buraya da şair, yazar, entelektüel ta­kımı gelmekte, görüşmekte, sohbet etmek­te, fikir alışverişinde bulunmakta, bir yerde de kafasını dinlemektedir. Beylerbeyli şair Suat Vardar Beylerbeyi’nde oturmaz gider orada oturur çayını kahvesini içer. Hem ki­tabını okur hemde dinlenir. Demesine bakı­lırsa mekândan memnun kalmıştır. Bense hâlâ hayıflanır dururum neden bir gün gidip Can Yücel’le iki laf etmedim diye. Can Yücel’ in mekânı da Kuzguncuk’tur. Cuma gez­melerimde Kuzguncuk durağına varınca orada oturan şair Can Yücel’e mutlaka ba­kar tereddütler geçirirdim. Ölünceye kadar da hep Kuzguncuk durağında başımı sağa çevirip baktım camın önünde oturan koca şaire. Demek ki dedim kendimin bile zor duyabilecği bir sesle, hâlâ üzerimde o utan­gaç imge mevcut. Yoksa neden çekindim peki?.. Neden yanına varıp bir merhaba de­medim?…

Bu dördüncü Çınaraltı, Üsküdar’da bu­lunuyor. Aşağıdan belediyeye doğru gi­derken küçük dükkânlardan oluşan çarşı­nın girişinde yer alıyor. Mekân Çınaraltı diye biliniyor. Çantacılar, kasetçiler, kitap­çılar çarşının esnafları. Şimdilerde buluş­mak, sohbet etmek için ideal bir adres. Yazlık bir mekân. Merkezî olması önemli. Karşısında tarihî görkemiyle Gülnuş Vali­de Sultan (Yeni Cami) Camii var. Kahve­rengi tabureleri, hemen yanı başında ren­gârenk menekşeleri şiirsel bir imgeye kapı aralıyorlar adeta. Sıra hâlinde dizilmiş ma­salarda çayınızı içerken iki büyük caminin birbirini takip eden ezan sesleriyle şöyle bir yerinizden doğrulup namaza gitmek de var kolaylıkla. İnsanı coşturan bir çağı­rış halindeki sesler münavebeli olarak dal­ga dalga yayılmaktadır. Uhrevi algılamala­rın ışığında vaktinizi idrak ediyorsunuz. Artık Mekân Çınaraltı da ünlüler sınıfına katılmış şairi, yazarı, bilumum entelektüeli ağırlamaya başlamıştır bile. Kaldırımda yü­rürken solunuza baktığınızda tanıdık simaların oturduğunu, sohbet ettiğini, fikir yoğunluğu içinde bulunduğunu görürsü­nüz. Demek ki bu Çınaraltılar böyledir, bir alıştınız mı artık bırakamıyorsunuz. Çınarlar şahitleridir zamanın.
Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

Tarihi Mekân Edinmek / İsmail Bingöl
Unutulmak / Özcan Ünlü
Mekânsız Konuştum Hep / Taner Taştekin
Nişantaşı’nda Bir Gül Fidanı / Nurullah Genç
Kültürel Mekânlar Olarak: Çınaraltılar / Nurettin Durman
Tümünü Göster