Devlerin “Çağrı”sı

Dolu dizgin olur devlerin çağrısı. Elbet coşkun olur; pek cevval, yerinde durmayan, aktıkça akan, çevre­sinde ne varsa peşinden sürükleyen ve sevinç ya da hüzün olarak çehresinde ne varsa alıp götürendir. Bir de bu çağrı, sinema perdesinin arkasından gelen bir fısıltıysa eğer, adeta efsuna dönüşür de herkesi per­denin önünde çakılı bırakır… Kulaklarını ve gözlerini, bakmakla ve görmekle; bedenlerini oturduğu yerde saatlerce esir etmekle “Büyülenmiş” addeder önün­den geçenleri. Devlerin çağrısı bu olmalı. Hayır, aslın­da ya da belki de, evet, herhalde devleşen “Çağ­rı”ydı… Gerçeğin ta kendisini söylemek gerekirse, devleşen Mustafa Akad’dı.

Ne yazık ki, İslâmiyet’in yayılışını anlattığı “Çağrı” fil­miyle hiç abartısız tüm dünyaya sesini -sesimizi- duyuran yö­netmen Mustafa Akad, 9 Kasım’da Ürdün’ün başken­ti Amman’da düzenlenen, 57 kişinin öldüğü 115 kişi­nin yaralandığı bombalı saldırılarda hayatını kaybetti.

Akad Akabe’de cu­ma günü yapılacak bir düğüne katıl­mak üzere Ürdün’e gelmişti ve orada kızıyla buluşacaktı. Grand Hyatt otelin­de kalan ünlü yönetmen, patlama olduğu sırada otel lobisinde kızını karşılıyordu. 33 yaşındaki Rima Akad Monla, orada hayatını kaybetti. Babası Akad ise boynundan yara almış ve çok kan kaybetmişti. Asıl kan kaybına uğrayan ise si­nema idi.

Mustafa Akad, 1935 yılında Suri­ye’nin başkenti Halep’te doğdu. Annesi -sanırım Gaziantep’li- bir Türk kadını idi. Ne acıdır ki, bizler onun kıymetini yeterince bile­medik. Çünkü onun Türkiye ve Osmanlı tarihiyle ilgili çok büyük projeleri vardı. Hiç birine omuz vermedik. Hatta bir çoğumuz, bu projelerini ölümünden sonra öğ­rendi. Onu tekrar rahmetle anma ve ruhunu yad etme gereğini his­sediyorum. Sizlerle bu büyük yönetmenin hayatının bazı kesitleri­ni paylaşarak…

Libya lideri Kaddafi’nin hiçbir fe­dakârlıktan kaçınmayarak yaptığı destek ile 1976’da çektiği “Çağrı” (The Message) filmi, Akad’ı zirve­ye taşıyan ve üzerinden yıllar geçmesine rağmen o zirveden bir basamak dahi indirmeyen bir başyapıt olmuştu. Çağrı, hem Müslümanları hem de başka inançlarda olan insanları derinden etkilemişti. Genç yaşlı herkes, büyük bir be­ğeniyle izliyordu. En önemlisi de, başka inançlarda olanlar, “Çağrı”nın çağrısına kulak verip İslâmi­yet’i seçiyordu. Peygamber Efendimiz (sav)’in amcası ve süt kar­deşi Hz. Hamza’yı çok başarılı bir
şekilde canlandıran Anthony Quinn’in bile Müslüman olduğu söy­lentileri yayılmıştı.

Bundan başka, Çağrı’nın müziği de insanları müthiş etkilemişti. “Arabistanlı Lawrence”, “Ömer Muhtar” ve Ölü Ozanlar Derneği”
gibi ses getiren bir çok filmin mü­ziğini yapan Fransız Maurice Jar­re, Çağrı’nın da müziğini yapmış­tı. Böylelikle Jarre, film müziği sektörünün zirve isimlerinden bi­ri olduğunu bir kez daha kanıtla­mıştı.

Çağrı filmiyle sinema zirvesine sa­pasağlam bir düğüm atan Akad, 1981’de “Çöl Aslanı” filmini çeke­rek bu düğümü artık çözülmez hâle ge­tiriyordu. Fransızlara karşı özgür­lük mücadelesi veren Libyalı lider Ömer Muhtar’ın anlatıldığı “Çöl Aslanı” (Lion of the Desert) da heyecanla karşılandı, geniş yankı­lar uyandırdı. Pek çok yönetmen, meslek hayatlarında filmleriyle iniş çıkışlar yaşarken, Mustafa Akad sürekli yükseğe tırmanmak­taydı. Yine Ömer Muhtar rolüyle Anthony Ouinn, başarısına bir ye­nisini ekliyordu.

Bunlardan başka, Akad’ın filmografisinde yer alan 1976 yapı­mı Er-Risâle’nin de yeri önemlidir. Çünkü Anthony Ouinn ve İrene Papas gibi ünlü oyuncularla zen­ginleşmiş olan ve İslamiyet’in do­ğuşunu konu alan “Çağrı”, “Er-Risâle”nin İngilizce versiyonudur. Daha sonra yapımcı kimliğiyle öne çıkan Akad, doğduğu Halep şehrinden 1950 yı­lında ABD’nin sinema merkezi Hollywood-Los Angeles’a yerleşti. Sonrasında ise “Halloween” korku film­leri serisinin yapımcılığını üstlendi, adı gündemden hiç düşmedi.

Ama onun büyük projeleri henüz bitmemişti. Annesi Türk olan dünyaca ünlü yönetmen, son zamanlarda İstanbul’un fethini anlatan dev bütçeli tarihi bir film çekmeyi planlıyordu. Ne acıdır ki hem dünya sinema­sı, hem hayranları, hem de biz Türkler, Çağrı gibi ba­şarılı olacak böyle bir filmi göremeyeceğiz. En azın­dan Akad’ın elinden…

Çünkü İslâmiyet’in doğuşu filmi “Çağrı” ile gönüllere taht kuran Mustafa Akad’ı, bir terör saldırısında kay­bettik. Çünkü Akad, memleketi Halep’te toprağa ve­rildi. Çünkü Akad, artık aramızda değil.

Ürdün sınırındaki Suriye’nin Nasib kasabasında, Ür­dün Başbakanı Adnan Badran ve Suriye Başbakanı Naci Otri’nin de hazır bulunduğu bir törenle Akad’ın cenazesi ailesine teslim edilirken, iki başbakan birbirlerine başsağlığı dilemişti. Otri, Akad’ın ölümünün “Samimi evlatlarından birini kaybeden Suriye için bü­yük bir kayıp olduğunu” söylemişti. 70 yaşında haya­tını yitiren Mustafa Akad, Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esad’dan devletin en büyük onur nişanının sahi­bi oldu.

Ama ona en büyük ödülü seyircisi veriyordu. Onu si­nemanın zirvesine çıkarıyor, o zirvedeki en güzel tah­ta oturtuyor, adeta onu taçlandırıyordu. Çünkü o, za­manımızın en büyük Müslüman yönetmeniydi. Daha önemine bile varamayanlara karşın, sinema sanatının gücüyle İslâmî tebliğin en güzelini yapıyordu. Her şeyden önemlisi o, İslâm dünyasında da büyük film­ler yapılabileceğini göstermiş, genç Müslüman sanat­kârlara örnek olarak yolu açmıştı. İnanıyorum ki, onun açtığı yolda nice Müslüman sanatkârlar yürüye­cek… Ama Mustafa Akad gibi bir sanatkâr, her hâlde artık dünyaya gelmeyecek.



Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

Kaygısı Hakikat İşi Güzellik Olan Bir Şair / A.Vahap Akbaş
Cellatla / Alâaddin Soykan
İki Âkif’ten Biri / Mustafa Özçelik
İstanbul’a Çığlık / Recep Garip
Nurettin Topçu ve Bugünkü Türkiye / Muammer Çelik
Tümünü Göster