Yüzleşme

247
Görüntüleme

Yağmurlu bir mahallede ıslak düşüncelerle yürünmüş bir yol gibi. Birazdan bir hüzün çıkıverecek karşına ve senin gözlerine bakarak bir kuytuda ağlamaya davet edecek. Yıllar önce kaybettiğin bir bilyeni hatırlatacak, düşüp yaralandığın o anı, kalbinin ilk acıdığı o günü, annenden ayrıldığın o buğulu tren penceresini. Slogan attığın meydanları, sloganlardan düşüp kırılan kristal umutlarını. Zamanın hızla dönen tekerleği üzerinden geçerken kırılan umutlarını hayallerini. Ansızın çıkacak karşına, apansız alıp götürecek gözlerini uzaklara, bakmaya kıyamadığın kelimeler ıslanacak birazdan. Gel benimle hadi… Umutsuz yaşanmaz derlerdi eskiler, yeniler onsuz olmaz diye intiharlara kalkışıyorlar. Kaldırımlarında ayak izinin kaldığı kaç kaldırım hatırlıyorsan hepsini tekrar bir daha kontrol et. Bilmem kaçıncı kez değiştirilmiş bulacaksın.  Bilmem kaçıncı yağmur bu, bilmem kaç kış geçti. El salladığın trenler bilmem kaç defa o istasyona uğradı da senin elin ceplerindeydi. Ne uğurlayacak birileri vardı, nede karışılmaya gelenler. Evet zaman değişti, takvimlerden kaç yaprak düştü habersizce, kaç saç beynindeki uğultuya dayanamayıp ta intihar etti. Zaman şimdi kaçı gösteriyor, akrep zehirlediği yelkovanın üzerinden her geçişinde ona acıyarak bakıyor. Meydanı kendine kalmış olmalı ki, boş kadranın kabadayısı gibi dönüp duruyor. Zamanı birlikte tükettik sanıyordun. Sen bıyıkları terlemiş yeni bir delikanlıyken, ve ben sana aynalarda gülümserken. Zaman bize emanettir ve hiç bitmeyecektir sanıyorduk değil mi ? Çizgisiz yüzümüz, titremeyen ellerimiz ve acıyan ama bastırabildiğimiz yanlarımız vardı. Kalbimiz her defasından namlusunu ipten boşanmışçasına terk eden bir mermiyi andırırdı ve öylesine sert vururdu ki nabzımız bizi görenler “delikanlıdır” der ve mesafeli dururlardı. Şimdi dinliyorum da nabzımı, vursam mı dursam mı diye vuruşunu da kimselere söyleyemiyorum. Çok mu acı verdi sözlerim sana, çok mu nostaljikti, çok mu gerçekçi. Ne sayarsan say işte. Baştan uyardım seni,bir an çıkacak karşına ve sana ıslak kelimelerle gelecek demiştim. Öylesine doğal, öylesine gerçekçi, öylesine acımasız olmasını ben istedim. Sana kelimeler biriktirmiştim, dinleyesin diye. Her harfin arkasına saklanıp birkaç harfle birlik olup sana saldıran kelimeler bunlar işte. Bulutlardan önce gelen, yağmurlarla birlikte yağan kelimeler.   Düşürüp kırılmış onca kristal düşe rağmen hala düş kurabiliyorsak ne mutlu bize değil mi? Hala ağlayabiliyorsak. Hala ıslanabiliyorsak yağmurda,  yağmur hala tanıyorsa bizi. Çekip gittiğimizde mezarımızı ziyarete gelme sözü verebiliyorsa. Ne bahtiyarız değimli. Aynada beni unuttuğundan beri, cümleler kurdum sana, seni sana hatırlatabilmek için. Şimdi elinden tutup ağlamaya götüren kelimelerin sebebidir o günler. Gel şimdi benimle artık, gizleyecek hiçbir şeyimiz kalmadı. Unuttuğun yerdeyim, hatırlamak istemediğin kadar eski, görmeye kıyamayacağın kadar sıcak. Haydi uzat ellerimi ve tut şimdi… Aynalarda bıraktığın gibiyim.
 

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

-oradan buradan denemeler- / Yeprem Türk
Yüzleşme / Bilal Tırnakçı
yazmak ve yaşamak / Necmettin Evci
yalnızlığa methiye / İsmail Bingöl
sükût…. / Yavuz Ertürk
Tümünü Göster