Gamlı ve Gamsız İki Mesaj

26 Ağustos Pazartesi akşamı gelmiş olan mesajı okudu:

“Hâl-i perişan olarak ‘gamzedeyim deva bulmam’ diye kendime sitem ettim.’’

Aradan birkaç gün geçince (sonradan tarihe bakınca görüyor ki bir hafta sonra, yani 9 Eylül Pazartesi sabahı) gayri ihtiyari, gama uğramış olanı sorma zorunluluğu hissettiğinden sordu:

“Gamzede nasıllar? Nasılsınız?’’

Aynı gün, 9 Eylül sabahı yaklaşık yarım saat sonra aldığı cevap:

“Daha neler …’’

Mesajın iki cümlecik devamı da var, ama bu daha neler, sonrasını gözünde sildi ve yok etti.

Çünkü şaşırdı. Daha neler mi? Bir daha okudu: “Daha neler’’ yani yok öyle bir şey, bunu da nereden çıkardın… Sahi nereden çıkardı, olmayan elemi nereden? Bilmiyor, mesajdaki kelimelerin beynine dikte ettiği bir şey işte. Demek ki kelime gibi bir gerçekliği var. (Evet, neyse ki o var, yoksa kendini sorgulayacak.) O zaman bu sözü söyleyenle o satırları yazan başka biri mi? Soran, zaten hâl değişikliğinin bilincinde olarak sormuştu. Yani gama uğramışlığın geçi- ci bir durum olduğunu düşünerek, o gamlı zamana ve şarkıya atfen “gamzede nasıllar?’’ demişti. Ve akabinde de, o zamanın çoktan geçmiş olduğunu düşünerek ikinci bir “nasılsınız?’’ demişti. O zaten ihtiyatlı bir insandı, yaşanıp biteni, geçen zamanı, şimdiyi ve geleceği, kısacası her hâli her vaktiyle göz önüne almak ve tartmak onun işiydi.

En azından şöyle bir cevap olabilirdi: Gam tasa o zamanda kaldı, şimdi çok şükür iyiyim. Ya da, o üzüntümden şimdi eser yok, gibi bir cevap (mesela bu cevap onu gülümsetebilirdi, bu sözdeki neşeyi görürdü). Bunlar ve benzerleri gibi olabilirdi, fakat olmamıştı işte. Açıkçası nasıl bir yanıt alacağını hiç düşünmemişti. Ama ne kadar düşünseydi de, böyle, önceki dediği hâli tamamıyla yok sayacak kadar şaşırtıcı bir cevap kesinlikle aklından geçmezdi. Ruh hâli değişince kişinin söylediği söz de az çok değişebilir elbet. -Ama yok yok, bu hâl değişikliği falan değil, tama- men başka biri, bu iki mesajı yazan iki ayrı kişi olmalıydı-, yoksa çok tuhaf şekilde “ben böyle demedim’’ der gibi, dediğini yok saymak gerçekten tuhaf! Eğer hâlâ o yazı karşısında olmasa herhâlde yanlış anlamışım diyebilirdi. Ama diyemiyordu.

Aslında bu yok göstermek veya hakikaten böyle bir gama hiç uğramamış olması hiç de kötü değil. O an üzüntülü biri vardı oysa gerçekte yokmuş. Bu çok daha güzel değil mi, üzüntülü değilmiş. Kimsenin üzülmesini istemiyor zaten. Evet, bu çok daha iyi. İyi de, o zaman da durup dururken, “bir yok neden var gibi gösterilmiş?’’ sorusu çıkıyor ortaya.

Üstelik de her ikisi için de, yani elemli ve elemsiz görünmek için de hiçbir sebep yokken…

“Yine de neyse ne de ve artık geç’’ dedi kendi kendine, “mademki ne gam ne gamzede var.’’ Ama hayır, geçemiyor. Çok inatçı bir zihni var, tuttuğu kelimeleri bırakmıyor. Daha neler’e bakıyor: Beyni bozuk plak gibi dönüyor, pardon, beyninde o cümleler bozuk plak gibi dönüyor:

Daha neler, ben çok iyiyim. Daha neler, yok öyle bir şey, siz nasılsınız? Daha neler, ya siz, ya siz… pardon, kafası karıştı. Barış Manço’da, Müzeyyen Senar’da aynı şarkıda ısrar ediyor. Onlara da bozuk plak gibi çatabilir, çatıyor da hemen: “Bu ne’’ diyor “gamlı bir şarkıya ‘hey heyle…’ giriş. Hey ünlemi elemi yeterince taşıyabilir mi, taşıyamaz. Hey, en çok seslenmeye yakışır, üzüntüye ise pek az. Bu gamı, ta şarkının başından duyuracak daha gam yüklü bir ünleme ihtiyaç var sanki. Ya da hey hey’e de elemi fazlasıyla yansıtabilmiş, yoruma ve sese. Bak tabii şu da var (asıl yazılışı nasıl bilemediğimden ekliyorum bunu)= Gamze Deyim, anlamında yazılmış olduğunu farz etsek bu kelimenin, o zaman nerede olduğunu haber verir gibi olduğundan bu hey hey’ler yakışmış olur. (Neyse, çatmak bile iyi değil, şu şu nedenler gibi seçenekler böyle her köşeden baş gösterdiğinde…)’’

İkisini birden neden mi dinliyor? Barış Manço’nun yorumundan dinlemek hoşuna gidiyor. Sonundaki bir tek kelime için de (ona göre şarkı bu kelimeyle tamamlanıyor) Senar’a ihtiyaç duyuyor. Manço “Doğrusu ömür yetmiyor’’ diyor. Senar “Doğrusu takat yetmiyor’’ diyor ve o, bu kelime için Senar’ı da dinliyor.

Geliyor yine hüzne… hadi mesajdaki, hâli perişan, sözünü geçiyor. Şu söz konusu şarkı mutluluktan mı bahsediyor, diyor. Allah bilir bununla ilgili yorumları okusa, hemen hemen hepsinin içinde üzüntünün herhangi çeşidinden biri vardır da, ama mutluluğun hiç yoktur. Yorumları okumaya üşense de bunun böyle olduğuna yüzde yüz emin. “Öyleyse’’ diyor “öyleyse ikisini aynı kişi nasıl söylemiş olur?’’

Kafası takıldı ya bir kez, kalkıp kafasındaki plağı kırmak istiyor. Ah, mümkün değildi bu. O plağı değiştirmesi ise, pikaptaki bir plağı değiştirmek kolaylığında hiç değildi.

Peki, ne yapsa, ne yapsa?

Allah Allah, bu Senar’la Manço’ya ne oluyor? Kimse gama uğramış değil, söyleyip durmayın, artık yeter! Kalkıp susturuyor onları.

Ama yazık ki kafasındaki bozuk plak dönmeye devam ediyor.

Ne kadar süreceğini bilemese de, bir müddet daha devam edeceğini biliyor. Onu tez zamanda susturmak için, kaleme havale ediyor.

Artık şarkıyı kalemi söylüyor:

“Gamzedeyim deva bulmam / Garibim bir yuva kurmam / Kaderimdir hep çektiğim / İnlerim hiç reha bulmam…’’ ila ahir…

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

Şirâze’den Şirâze’ye Saklı Mektuplar -100 / Şiraze
Tarihsel Perspektifiyle İran Tasavvufu / Enes Güllü
Aforizmalar – 1 / Naz
Kırık Ney Taksimi II / Yunus Emre Tozal
Gökyüzünden Dökülen Kırıntılar / Muhammed Korkmaz
Tümünü Göster