adamlar …

146
Görüntüleme

Bildiğiniz adamlar bunlar; geçmişten bugüne gelmişler gibi İstanbul’a.Doğudan, batıdan, kuzeyden, güneyden gelmişler aynı anda, aynı duygularla.Zenci, esmer, beyaz, sarı, buğday, kırmızı; Asya’dan, Afrika’dan, Avrupa’dan, Amerika’dan aynı duygularla, aynı duruşlarla, tam kırk kişiler.Kimi uçakla gelmiş, kimi otobüsle, kimi de tren ve gemiyle.Tayyi mekânla gelenler bile var içlerinde.Ellerinde kalem ve tespihleri, zikir hâlindeler sürekli.Omuzlarındaysa heybeleri; heybelerinde bir parça ekmek, kekik ve biraz da baharat! Konuşurken tek bir sözcük çıkmaz ağızlarından; israf sayarlar bunu, gözlerindedir çünkü bildikleri bütün kelimeler; yaşlılarla yaşlı olurlar, çocuklarla da çocuk; engelleyemezler kanlarının köpürüp, delirmesini: ver elini Üsküdar, ver elini Sultanahmet, ver elini Süleymaniye. Durduramaz artık hiç kimse onları; tabiata açılır gibi açılırlar böylece, her bir yanına İstanbul’un. Bu da yetmez, yetmez İstanbul! Binerler saf kan Arap atlarına, açılırlar Anadolu’ya çılgınlar gibi. Bu da yetmez, yetmez Anadolu! Ver elini Ortadoğu, ver elini Uzakdoğu, ver elini bütün uzaklar, ver elini yeryüzü! (Ver elini yeryüzü bakışlım!Ver elini Kudüs! Ver elini Kurtuba!Sevgilim işte yaktım, yaktım bütün gemileriTârık gibi Endülüs sahillerinde!) Mevsimlerden yaz başlangıcını çok severler; aylardansa haziranı. Sevmezler öyle boş oturanı, bulvarlarda piyasa yapanı, hayatı ve insanları hiçe sayanı.Göğe bakarlar dostlarını özlediklerinde; leylek ve kırlangıç arar gözleri bu yüzden ısrarla.Bildiğiniz adamlar bunlar; sermişler kor gibi yüreklerini şehrin altına.Ölmeye yatar gibi keçelerinin içinde, sermişler postlarını şehrin üstüne.Ellerinde dünyanın en güzel çiçekleri; öperler, öperler her gece gözlerinden çocukları.***             ***      ***Adamlar bildiğiniz gibi, geldiler gülleriyleGeçmişten günümüze gibi, şehrimizeYıldızı bol bir gecedeAşkın ansızın kalbimize düştüğü gecedeÖlüm de geldi bir o kadar ansızın(Ölüm nereye, ölüm nereye?)Kar beyazı gömleğiyleBir kelebek hafifliğinde Dediler ki gözleriyle, (sözcüklerle hiç konuşmazlardı zaten!): ölüm dediler, gelmez öyle kelebek hafifliğinde her dâim ve herkese.Her kar tanesini indiren bir melekse, ve kişi buna iman etmiş ise;Ebâbil Kuşları da geldiyse bir zamanlar Mekke semâlarına sürüyle, serdiyseler Ebrehe’yi ve ordusunu yerlere;Göğe merdiven çizmeyi mi denersiniz şimdi, yoksa oturup ağlamayı mı? İşte böyle söylediler önlerinde dalgalanan kalabalığa.İşte böyle söylediler sokaklarda koşturanlara, bulvarlarda piyasa yapanlara.Batan güneşten ayırmadan gözlerini, işte böyle söylediler.Çömelmişlerdi, ellerinde gülleriÇömelmişlerdi, ellerinde yürekleriŞehrin öteye bakan yüzünü konuşuyorlardı bir yandan da gözleriyle…***             ***      ***Adamlar, bildiğiniz gibi kırk kişiydiler.
 

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

-oradan buradan denemeler- / Yeprem Türk
Yüzleşme / Bilal Tırnakçı
yazmak ve yaşamak / Necmettin Evci
yalnızlığa methiye / İsmail Bingöl
sükût…. / Yavuz Ertürk
Tümünü Göster