Japonya, Japonca ve Japon Şiirine Dair

60
Görüntüleme
I.Doğu’da Batılı bir ülke Japonya
Japonya bizler için hep uzaklarda, sevimli, küçük, çe­kik gözlü, çalışkan insanların ülkesidir. Aynı hislere Ja­ponya’nın komşuları olan diğer milletler (II. Dünya Savaşı’nda Japonya’nın neredeyse tüm komşu devlet­leri işgal etmesi sebebiyle) sahip olmasa da, Japon­ya’nın I. Dünya Savaşı’nda Osmanlı’ya, Türkiye’nin II. Dünya Savaşı’nın sonunda Japonya’ya, sembolik de olsa savaş ilan etmesi bu tabloyu değiştirmez.

II. Dünya Savaşı sonrasında (Japonya’yı Sovyet Rusya’sına kaptırmak istemeyen) Amerika ve Batı’nın hima­yesinde bir sanayi ve teknoloji ülkesine dönüşen Japonya, bugünlerde ülkemizde üstün teknoloji ürünleri, elektronik cihazları, “İnsanımsı” robotlar gibi ürün­leriyle tanınsalar da Japonya deyince, insanımızın zih­nine kıyafetleriyle otantik bir mekanda çay servisi ya­pan Japon kadınlardan pek öte bir şey gelmez. Bir de buna, son yıllarda büyük şehirlerin kaburüstü semtle­rinde açılan Suşi lokantalarını eklemeliyiz.

Bizden çok uzaklarda da olsa Çin, Hint medeniyetle­rine, tarihî dönemlerine (kültür tarihi açısından) dair az çok hepimiz bir şeyler biliriz. Aynı şeyi Japonya için söyleyebilir miyiz? Diğer bir ifadeyle bir Japon mede­niyetinden bahsedebilir miyiz?

Bu sorunun cevabını “İdealocya Örgüsü” isimli eserinde üstad Ne­cip Fazıl Kısakürek veriyor; üstad Büyük Doğu’yu oluşturan kadim milletler olarak, Çin, Hint, Fars, Arap ve Türklerden bahseder. Ja­ponların tarih boyunca Batı’yı tak­lit etmekten pek öteye geçeme­diğini bu yönüyle Doğu’ya hiçbir katkı sağlamadığını ileri sürer. Ja­pon tarihi bunu ispatlar nitelikte­dir. Bunu Japonya’da, Japon kül­türünde; mimarisinde, resminde, müziğinde, edebiyatında görmek mümkündür. Bunlarla ilgili birçok örnek aktarılabilir. Burada vurgulanmak istenen Japon kül­türündeki aşırı derecedeki Batı etkisidir. Yoksa Japonların kültü­rel anlamda hiçbir şey üretmedi­ği iddası büyük insafsızlık olur. Bununla birlikte bugün bile Ja­ponya’nın Japonlar tarafından doğunun “Western”; Batılı bir milleti olarak tanımladığını unut­mamak gerekir.

II. Ural – Altay Dil Ailesi ve Japonca…
İstanbul’da bulunan Japon Kon­solosluğu’nun bir gazeteye verdi­ği ilanda, konsolosluğun Japonca kursu düzenlediğinden bahsedili­yordu. Burada dikkati çeken Ja­ponca’nın latin harfleriyle öğreti­lecek olduğunun söylenmesiydi. İsteyene, daha sonra iki aylık kursla Japon alfabesi de öğretile­cekti. Öğretimi kolaylaştırmak için ilginç bir yöntem! Bugün Japonya’da iş dünyasında, paranın kullanıldığı her alanda, ingilizce’nin kullanıldığını düşünürsek, bu hiç de şaşılacak bir gelişme değil. Japonlar neden acaba, Türkler gibi tamamen Latin alfabesine geçmiyorlar?

Dil ailelerini incelerken Japonca’nın; Türkçe’nin de dahil olduğu Ural-Altay dil ailesinin bir üyesinin oldu­ğunu, diğer bir ifadeyle, bu dil grubu içinde tasnif edildiğini öğrenince garipsemiştik bu durumu. Biraz derinlemesine bilgi edinince, bu tasniflemenin kesin­leşmiş bir hüküm, yargı olmadığını öğrendik. Japon­ca’nın Ural-Altay dil grubuna ait olduğu, günümüz­de bile tartışma konusudur. Bununla ilgili dünyada bir çok dil bilimci tarafından çeşitli eserler yayınlan­mıştır. Hatta Türkçe’de de Japonca’nın Ural-Altay dil ailesine ait olduğunu kanıtlamaya çalışan Talat Tekin tarafından kaleme alınmış “Japonca ve Altay Dilleri” isimli bir eser de mevcuttur.
Bu yönüyle Japonca’nın Ural-Altay dil ailesinin ciddi­yeti tartışmalı, asil olmayan bir üyesi gibi gözükse de, aslında Ural-Altay dil grubunun da gerçek bir aile olup olmadığı tartışma konusudur.

Dilleri tasniflemeye çalışan dil bilimciler; dillerdeki ge­nel özellikleri, ortak noktaları belirledikten sonra tas­niflerini yapmışlar. Hint-Avrupa dil grubu, Hami-Sâmi dilleri, Çin-Tibet dilleri gibi.

Bütün bu tasniflemeler soncunda bazı yönleriyle ben­zer olan ama diğer dil ailelerini oluşturan özellikler gi­bi, tam bir bütünlük, birlik oluşturamayan bu dil gru­bunu Ural-Altay dil ailesi altında tasnif etmişler.

Çok fazla detaya inmiş olacağız ama Ural-Altay dil ai­lesinin altında toplanan dillerin (Fince-Macarca, Türk­çe, Moğolca, Japonca…) başlıca benzerlik noktalarını aktarmadan geçemeyeceğiz.

1. Ses uyumu ortaktır.
2.   Sözcük cinsiyeti söz konusu değildir.
3.   Artıkel yoktur.
4.   Çekim ve sözcük türetme eklerle yapılır.
5.   İsim çekiminde özne, yüklem­den önce gelir.
6.    Söz diziminde özne, yüklem­den önce gelir.
7.   Sayı sıfatlarından sonra gelen isimler tekildir.
8.  Ünlüler ve fiil biçimleri zengin­dir.
9.  Edatlar sözcüklerden önce de­ğil sonra gelir.
10.  Ayrı bir sözcük eki vardır.

Bütün bu benzerliklere rağmen kimi dilciler yukarıda sıralanan benzerliklerin Ural-Altay dillerini akraba saymaya yetmeyeceğini, bu benzerliklerin bir bölümünün diğer dillerde de bulunduğu gö­rüşündedir.

Aslında elimizde bu gruptaki dil­lerin kökeni sayılan “Ana Ural Di­li” ve “Ana Altay Dili” hakkında en küçük bir bilgi yoktur. Bu se­beple akrabalık konusuna karşı çıkan dilciler bile aynı terimleri kullanmaktadır. Japonca ise bu müphem ailenin en ayrık üyesi­dir.

III. Geleneksel Japon Şiirine Dair…

Türkiye’de Japon şiiri denilince; şi­irle, dünya şiiriyle ilgilenenlerin aklına ilk olarak Haiku (Hayku da deniliyor) gelecektir ve buna bağ­lı olarak Orhan Veli’nin Haiku de­nemeleri… Günümüz Türk şiirin­de de benzer örneklere rastlıyo­ruz. Bu Japon şiir akımı ülkemiz­de en çok tanınan, tanımlanan (bu konuyla ilgili çeşitli edebiyat, şiir dergilerinde yayınlanmış yazılar ve bir de kitap mevcut) bir tür­dür. Biz burada çok kısa olarak, bu türü de kapsayan, geleneksel Japon şiirinin ana hatlarını aktar­maya çalışacağız.

Japon şiirinde üç büyük akımdan bahsedilebilir. Birinci akım, “Tan­ka” şiiridir. Eski zamanlardan be­ri mevcut olan bu şiir türü, dört mısra ve 31 heceden ibarettir. Es­ki üsluba en yakın bir şekilde, biz­zat imparator Meiji ve imparatoriçe şiir yazmışlardır. İmparator 100.000 kadar Tanka yazmıştır. Muhafazakar Tankalar O-uta-do- kora, yani imparatorluk şiir kolek­siyonu bürosunda saklanır ve ser­gilenir. 1893’ten itibaren, özellik­le Öçiay Naobumi ve arkadaşı, yeni bir Tanka türü yaratmak is­temişler ve böylece, 31 hece esa­sına göre kurulan bir çok yeni akımlar meydana gelmiştir. Çok güzel eserler yaratılmış ise de, bu çerçeve içinde esaslı bir yenilik getirmek zaten imkânsızdır.

Haiku isimli 17 hece ve üç mısradan ibaret olan ikinci şiir şekli, daha fazla gelişmiştir. Haiku’nun en büyük üstadı Matsua Başö (1644-1694) idi. Bu alanda ikinci olarak öne çıkan isim ise Kobayaşi İssa (1763-1827) dır. İssa’nın tesiri, Meiji döneminde çok kuv­vetlidir. Bu türün üçüncü ünlü ismi ise Masaoka Şiki’dir. Şiki, an­cak 36 sene yaşadığı ve hayatının büyük bir kısmında hasta olduğu halde, 18 cilt dolusu şiir yazmıştır ve en büyük modern şair olarak tanınır. Şiki’nin özelliği, temiz, sade, tabi bir şekilde şiir yazmasıdır. Bundan önceki Haikularda aynı do­ğallığın bulunmadığı söylenir. Haikular Osmanlıların son divan edebiyatında olduğu gibi, artık klişe haline gelmişlerdi. Herkesin Haiku yazabildiği bir dönemden bahsedilir. Bunlarda duygu, his eksikliğinden şikâyet edilmektedir.

Bunlar bütün Haikular gibi tercüme edilmeyecek ka­dar incedir.

Tipik bir haiku örneği;
Yılbaşı günüdür…
Kuru, son bir krizanten
Taşlığın köşesindedir…

Şiki’nin ölümünden sonra (1902) özellikle Kato Hekigato ve Takahama Kyoşi’nin Haikuları meşhur olmuş­tur. Hekigato Haikuların daha serbest olması ve içle­rinde mutlaka, mevsimlere taaluk eden kelimelerin bulunmaması taraftarıdır. Böylece, 1912’de “Yeni Akım” meydana gelmiştir. Fakat bu akım uzun sürme­den etkisini yitirmiştir. 1950’li yıllarda eski şiir, Kyoşi ve arkadaşları tarafından sürdürülmüştür. Bununla birlikte “Serbest” veya “Yeni şiir” (Şintayşi) denilen bir şi­ir türü de eski tarza karşı bayrak açmış, uzun süre et­kisini sürdürmüştür.

On dokuzuncu ve yirminci yüzyılda Japon şiiri, yeni şiir-Şintayşi; Avrupa ve Amerika şiirinin akımları altında kalmıştır. Bununla birlikte geleneksel Japon şiirini sür­düren, bu şiir geleneğine bağlı kalan, bu türlerde eserler veren şairler günümüze kadar hiç eksik olma­mıştır.

Kaynakça
1.     idealocyo Örgüsü – Necip Fazıl Kısakürek. Büyük Doğu Yayınları
2.     Uzak Doğu Tarihi. Prof. Dr. W. Eberhard. Türk Tarih Kurumu Yayınevi
3.     Dil ve Anlatım. Atilla Özkırımlı. Ümit Yayıncılık
4.     Japonca ve Altay Dilleri – Talak Tekin. Kabalcı Yayınevi
5.     Newsweek September 12/2005






Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

What is The İmam? / Gülşah Nezaket Maraşlı
Şirâze’den Şirâze’ye Saklı Mektuplar -18 / Şiraze
Dost İlinden Gelen Ses / Kadriye Yılmaz
Japonya, Japonca ve Japon Şiirine Dair / Muhittin Fırıncı
Beyaz Bilyeler / Zuhal Gedik
Tümünü Göster