yaz okumaları

242
Görüntüleme

Başlığa bakıpta, okumanın yazı kışı mı olurmuş demeyin. Okuma düşkünlerinin kendileri için icat ettikleri “zaman, zemin ve mekân” gerekçesinden kısaca sözedersek, ne demek istediğimizin daha iyi anlaşılacağını sanıyorum. Yani; zamanın uygun, zeminin müsait, mekânın ise okumayı destekler mahiyette olması lâzımdır. “Boş zaman doldurma” anlamında ele alınmayan okuma, gelenekselleşmiştir ve bir hikmete yönelik anlama ve anlamlandırma işidir.Sıkı okumaları, karlı günleri bol bir memlekette yaşıyorsanız, kış mevsimine bırakabilirsiniz. Bazı istisnaları hariç, dışarıda gezmenin tat vermediği bir zaman boyutudur kış mevsimi… Kendinize özgü bir mekânda, etrafınızdaki sohbet seslerinin rahatlatıcı etkisi altında kitap sayfaları arasında kaybolmak… Hoşunuza giden bir bölümü tekrar tekrar okumak. Özel olarak seçilmiş renkli kalemlerle size önemli gelen yerlerin altını çizmek… Hatta bazı sözleri ve mısraları, bir dost gibi sürekli yanınızda taşıdığınız (Lütfen burasını, kaldı mı öyle dostlar sorusunun cevabını aramadan okuyun) defterinize itinayla kaydetmek… O anda defteriniz yoksa ya da sayfaları dolmuşsa bulabildiğiniz kağıtlara yazmak.Bunlar okumanın sizce kurgulanmış, önemsendiğini gösteren törensel nitelikleri olabilir. Okuduğunu anlama ve okunanların insanı, yeni düşünce açılımlarına sevketmesi açısından gereklidir belki bu kurgu.Bu arada, okumalarınızı gerçekleştirdiğiniz mekândaki müzikler de önemlidir. Siz; önünüzde kitap, bir yanınızda defter, elinizde kalem, okuma eylemini gerçekleştirirken, ortama yayılan müzik, sizinle okuma arasında bir bağ oluşturmalı, ilham kapılarını açmanızda yardımcı olmalıdır. Kafa şişirici, köksüz ve geleneksiz olmamalı… Hem zaten, bu iş için seçilmiş bir mekânda da böyle şeyler olmaz.Ev okumalarında (eğer belli bir saatten sonra fırsat bulabiliyorsanız) bu şartların bazılarını hazırlamak elinizdedir. Fakat, her ne hikmetse (Aslında hikmeti erbabının malumudur); yazar, çizer takımı, yazdıklarının çoğunu, belli zamanlarda devam ettikleri bu türden oturma yerlerinde meydana getirirler. Yazdıklarından ve onlarla ilgili olarak yazılı olanlardan bu konuyu pekâlâ öğrenebilirsiniz.Gelelim yaz okumalarına… Çoğu kişi yıllık iznini bu mevsimde aldığından, yazın ortalık seyrekleşir. Havanın sıcaklığından herkes kendini bir tarafa atar. Kimi dağa, kimi bağa, kimi denize… Son yıllarda tatil için denize gidenler azalsa da, yine de gözdeliğini kaybettiği söylenemez. İşte bu mevsimde siz, şehre sadık bir kişi olarak ya da başka sebeplerle buraları terketmemişseniz, mûtad hale getirdiğiniz cadde ve sokak gezmelerinizde, müşterisi azalan kitapevlerinin cadde kenarına çıkardıkları kitap sergilerinde, o kitaptan o kitaba dolaşmanın, karşılaştığınız az sayıdaki tanıdıklara selâm vererek yürümenin ardından, sıcağında etkisiyle, soluğu yine seçtiğiniz mekânda alırsınız.İçerisi, her zaman ki kalabalıktan uzaktır. Bir yanda müziğin ruha işleyen, bir yanda da dolapların uyutucu sesi altında kitaplara dalarsınız. Eğer tek kitapla yetinmiyorsanız, elinizin altında birkaç kitap mutlaka vardır. Biraz ondan, biraz bundan, biraz ötekinden derken; zamanın nasıl geçtiğini anlamazsınız bile… Eğer; okurken bazı araya girmeler de olmazsa; keyfinize diyecek yoktur.Arada bir, devamlı oturduğunuz mekândan sıkıldığınız olursa, küçük bir değişiklik yapmanızın kimseye zararı olmaz. Bu durumda, kısa süreli yer değiştirmenin okumayı sürdürmeye faydası olacağı söylenebilir.Sıcağın bunaltmadığı, serinliğin klimasız sağlandığı böylesine tabii bir ortamda (meselâ bir yayla şehrinde), yaz okumalarının dinlendirici etkisi tartışılmaz bana göre… Hele bir de; tedâisi güçlü bir mısraa ya da söze rastlayıp da; kalemi elinize alıp bir yazı çıkardığınızda… İçinizi bir rahatlığın kaplayacağı kesin.Bir yazarın da dediği gibi;”Yaz günlerini öldürmemeli insan. Hele kendini amaçsız, başı boş bir yerlere atmamalı. Sakin, ruhuyla baş başa kalacağı mekânlar bulmalı; ama, dostlardan da büsbütün kopmamalı. Hepten yalnızlığa vurmamalı kendini.”Eğer; hem yazan ve hem de okuyan kesimdenseniz, içinizi bazen “Önce bir şeyler yazıp, sonra kitap mı okusam, yoksa okumayı öne alıp, yazma işini sonraya mı bıraksam?” şeklinde bir kararsızlık sarar. Aslında emin olun; kitap okumayı, yazmadan çok sevenlerin sayısı hiç de az değildir bunların içinde… Ancak yazmadan da olmuyor ki? Tıpkı şu mısralarda dile getirildiği gibi:(…)Bir şehrayindir ıssız da yaşamakDüşünerek dolaşarak ve özgürceVe hayat ağacının gür ırmaklarca beslenmesi içinOkumak okumak ve yazmak (İ.B)Arınmak, düşünmek ve yazmak istiyorsanız yaz okumaları gibisi yoktur. İsterseniz bir deneyin…

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

ikindi vakti / Celal Türk
hocam Cahit KOYTAK’a / Ferman Karaçam
zurnanın ölümü / Mehmet S.Rindokur
zamanın dışına çıkmak / Bilal Kemikli
yaz okumaları / İsmail Bingöl
Tümünü Göster