okumak

195
Görüntüleme

Ev çökecek gibi.Dışarıdan bakınca öyle görünüyor ama, geçen yıllara rağmen çökmedi, ayakta işte.Toprak damlı bir evdi. Yağmurlu günlerde akardı hep.Evin avlusunda bir dut ağacı var. Ne günler gördüğünü bir anlatsa!… Bahçemizden kalan son ağaçtı. Geçen sene yanındaki kara ağacı kestiler. O günden beri yalnız dut ağacı. Gövdesinde bir hastalık başladı. İçin için çürüyordu. Bizler bu duruma çok üzülüyorduk ama elimizden bir şey gelmiyordu. Dut ağacımız gitti-gidecek derken bir zaman sonra hepimizi şaşırtan bir gelişme oldu. Dut ağacı dipten yukarıya doğru gövdesini yenilemeye başladı. Çürüyen kısım gelişen yeni gövdenin içine gömülüyordu. Bu böyle birkaç yıl devam ettikten sonra yeni gövde bütün güzelliği ve diriliği ile çürüyen kısmı bastırmıştı. Dut ağacımız kurumaktan kurtulmuştu.Babam avluda geziniyor. Alnında derin çizgiler, kısa boylu, beli bükük, elinde tespihi, dilinde “Allah” zikri… Dut ağacına yakın bir taşa oturdu. İçeriye seslendi:- Hanım, çocuk nerede?- Buyur bey… Ne dedin, duyamadım?- Çocuk nerede diyorum, görünmez oldu, yine nereye gitti?- Dışarıda, oynuyor bey!- Yahu bu çocuğun ödevi yok mu, okuldan geldiği gibi kendisini sokağa atıyor!- Ödevimi akşam yaparım dediydi.- Hep öyle der zaten sonra da yorgun argın gelip uyur.- Ne yapalım bey, çocuktur!- Olmaz hanım, oyundan başka düşündüğü bir şey yok, böyle olmaz!- Daha çocuk yahu düzelir.- Hep senden yüz buluyor zaten!- Öyle mi?- Öyle ya “annem” diyerek naz yapıyor sana, sen de maşâallah hiç üzmüyorsun bu çocuğu!- Ne yaparsın bey, anne yüreği…- Devam et bakalım, sonu ne olacak?- Hayırlı olur inşâallah-daha küçük- oynasın hele!O yıllarda çizgi romanlar yaygındı. Mahallede her çocuğun bir çizgi roman kahramanı vardı. Hatta o çizgi roman kahramanları çevresinde küçük küçük gruplar oluşmuştu. Tatlı çekişmeler yaşanırdı, tatlı gerginlikler… O kitaplar daha çok Selim’de bulunurdu. Selim belli bir ücret karşılığı kitapları kiraya verir, okuturdu. Siyah-beyaz çizgilerde akıp giden serüvenler, heyecanlar, korkular, umutlar vardı. Sonra kitaplar oyunlarımıza dahil oldu. Çizgi romanlarımızı yanımızda taşıyorduk.Yani kahramanlarımızı…Güneş dağların ardına çekiliyor. Çocuklar oynamayı bıraktılar artık. Şimdi eve doğru kimi yürüyor, kimi koşuyor. Elimde bir çizgi roman var. Kapağı pırıl pırıl… Elimi üzerinde gezdiriyorum. Yırtılmasından, kırışmasından korkuyorum. Sayfaları özenle çeviriyorum.Kitap ile başlayan bir yolculuk…Sonraki günlerde, aylarda devam etti bu okumalar. Bir zaman sonra çizgi romanlardan masal ve hikâye kitaplarına geçtim. Sınıf kitaplığındaki kitaplar yetmez oldu. Her çarşıya çıkışımızda anneme, babama kitapçıdan kitaplar aldırırdım. Fakirdik ama kitap için ağlayınca bizimkiler hiç dayanamazdı. Zaman içinde ufak bir kitaplığım oldu. Kitaplarıma gözüm gibi bakıyordum.Okuduğum kitaplar sevinç kaynağım oldu. Her kitapta başka bir hayata yürüyordum. Başka kişiler tanıyordum. Başka olaylara tanık oluyordum. Böylelikle hem eğleniyordum hem de bilgileniyordum.Okulda kütüphanemiz vardı. Üye olmuştum hemen. Her fırsatta kütüphaneye giderdim. Sağ olsun, kütüphane memuru da yardımcı olurdu; yakınlık gösterirdi. Ne güzel günlerdi!…Pencereden bakıyorum. Sert bir rüzgâr esiyor, yere sarı sarı yapraklar dökülüyordu. Dut ağacının dalları kırılacak gibiydi. Rüzgâr cam aralığından içeriye hücum ediyordu. Pencere yanındaki kitabımı alıp babama yakın oturdum. Babam hasta yatağından doğruldu. Kısık bir sesle: “Oku yavrum oku” dedi.

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

ikindi vakti / Celal Türk
hocam Cahit KOYTAK’a / Ferman Karaçam
zurnanın ölümü / Mehmet S.Rindokur
zamanın dışına çıkmak / Bilal Kemikli
yaz okumaları / İsmail Bingöl
Tümünü Göster