Pakdil Usta’ya Bağlanma

85
Görüntüleme

Yaratılan her bireyin yükü ve sorumluluğu farklıdır.Kimine rençberlik, kimine çobanlık, kimine sanatkarlık,kimine esnaflık kimine muallimlik, kimine yazarlık, kimine yöneticilik gibi. Her birimizin ise Allahakul, Resulü Hazreti Muhammed (as) ümmet olma bilincine ermesi istenir. Bu yolculukta bizlere rehberlik eden önemli yol göstericiler-yıldızlar da mevcuttur.Bunlardan biri de Nuri Pakdil Usta’dır.

Emeksiz ekmeği biz yemedik. Helal kazanç, her şeyden kıymetlidir. Eylemleri değiştiren,dönüştüren, samimi kılan emektir, helalkazançtır. Alın teri kutlu olduysa emeğin geçmesindendir. Emek alın teridir. Bu bilincinaşısını verenlerden biri de Nuri Pakdil Usta’dır.

Gün gelir, bedavadan kazanılanların, haksız kazançların, haramla elde edilenlerin cemiyeti daha çok bozduğu anlaşılır. Elbette yalnızca birey kaybetmez, cemiyette, devlette kaybetmiş olur. Büyükler “helal rızık yiyin ki ibadetleriniz makbul, dualarınız kabul olsun” derlerdi. Bunu çok kıymetli bulduk. Emeğimizin geçmediği hiçbir şeyi talep etmediğimiz gibi ehil olmadığımız hiç bir şeyi sahiplenmedik,talip olmadık, verilse de kabul etmedik. “Oku” emri, Önderimize emir olduğundan insanlığa da emirdir. Kitabi bir yönümüzün olduğu göz ardı edilemez. Kitap, insanlığa ilmin de irfanın da kapılarını aralar. Sürekli okumalısın kitabı derdi Nuri Pakdil.

Eser sahibi olmak, büyük sanatkarın izinde olmaktır.

Ehliyet ve liyakat meselesi, adaletin ta kendisidir.

Toplum yeniden kendini tanzim etmek istiyorsa, evvela bireylerin tövbesine, akabinde istikametinisırata göre ayarlamasına muhtaçtır. Sırat, “Biat”a bağlı kalmaktır. “Biat, Ahit Kulesi” bezmi elestteki sözün hatırlanması, yeryüzünde Allah Resulüyle yeniden yapılan sözleşmenin adıdır. Burada ki «Biat ve Ahit Kulesi”, rahmete uğurladığımız Nuri Pakdil Üstadımızın eseri olduğu kadar, ruhlarımızın yaratılış sırlarını kavramamızı yeniden keşifle, Akabe biatlarını, ashabı kiramın verdikleri kavillerle içimizdeki,

dışımızdaki köprüleri yeniden onarmak, tazelemek, dirilişe yönelmektir.

Ahit Kulesi”nin “Kün” şiiri şöyle:

Secdeye varacak mekân

Duruyor Kâbe’de zaman

“Yedi Bilge – Yedi Güzel Adam”ın her biriyle bir ömür geçirince onların yokluğunda boşlukta kalıyor insan. İnsan çoğaltmalı bayım. Biriktire biriktire karanlıklardan kurtulacağız. Karanlığa karşı kitap okumalısın.

Kitap, ezeli inanışın yolunu öğretir insana.

Bu gün hava nasıl, Ali, Ahmet nasıl gibi sorardı. Afrika nasıl? Kudüs nasıl? Türkistan nasıl? Bağdat, Halep, Yemen nasıl? Mekk e’den, Medine’den bir haber var mı” diye sorardı. Sorgunun bu kadar asaletli olduğunu Nuri Pakdil’de gördük. “Hacı Bayram Ağabeye uğrayıp, hal hatır ettiniz mi, roman okur musunuz? Okumuyorsanız sizinle dostluk kuramayız”… türden sorular sorardı.

Bir bilinci kuşanmanın en soylu yolu, istikametini bilmektir. “Bir Yazarın Notları”, “Bağlanma”, “Biat” vd. eserlerini yeniden yeniden okuyunca ayıkıyorum kayıp giden zamandan. Ayıkmanın bir anlamı da idrak etmektir.

Kırılmıştır gökyüzünde dolunay

Çocukların gözyaşı epriyen menekşe

Kalbimse ağrıyan bir dağı andırır

Nedensiz kıylükal, nedensiz vurgun

Mini mini ellerinden öptüğüm çocuk

Tarihin içinden geçip gelen atları çağırır

Ah Filistin, yüreğimden akan ırmak

Ah Kudüs, yar koynunda bırak

Sayısız kuşlar gönderdim sana

Sayıklayışlarla vakti çarçur etmenin gereği yok

Uyanmalısın, tarihin kalbini uyandırmalısın

Saçlarını tel tel ördüğüm ömrüm

Ne azizler kadar soyludur şu gidiş

Ne müptezel bir muamma içten içe öldürür

Oysa, oysa şu erik ağacıdır

Şu yan tarafta duran nar

Al beni koynunda sakla güvercin bakışlı yar

Biliyorum, yağmur her zaman Kudüs’e yağar

1973 yılı olmalıydı. Henüz liseyi bitirmemiştim. Mahallemizde üniversitede okuyan İsmail Aydın Ağabey vardı. Nuri Pakdil’le, “Edebiyat”la iç içeydi. Kitap okuduğunu bildiğimden birbirimize daha çok yakındık. Zincirli Camiine benimle birlikte olmak için, kitaptan, yazıdan, şiirden, edebiyattan bahsetmek için gelirdi. Çünkü o vakitler konuşacak insan bulmak, şiiri, sanatı konuşmak nadirattandı. “Edebiyat” dergisini ilk onun elinde mi görmüştüm? Öyle olmalıydı. Adana’daki kitapevlerinde bulunmuyordu.

Yalnızca abonelerine geliyordu. Dergiyi bana armağan edip uzun uzadıya dergiden ve Nuri Pakdil Ustadan bahsetmişti. O vakitler daha çok dinleyici durumundaydım. Fırsat buldukça edebiyat, şiir, kitap ve yazı üzerinde mütalaalarımız olurdu. Yazıp çizdiklerimizi gözden geçirirdik. Sohbetimizin ana merkezinde Üstat Necip Fazıl, Sezai Karakoç ve Nuri Pakdil duruyordu. Böylelikle Nuri Pakdil ve “Edebiyat” dergisiyle olan ünsiyetim başlamış oldu. Aslında o yıllarda Yeni Devir gazetesi okuyordum. “Büyük Doğu’yu, Diriliş’i, Edebiyat’ı oradan biliyordum.“Mavera” daha sonra yayınlanacaktı.

Nuri Ağabeyin mektuplarını o vakitlerde görmüştüm. Bir iki satırlık mektuplardı bunlar. Daha çok bir emrin tebliğiydi. “Edebiyat”ın yaşamasına yönelik abone bedelinin ivedi olarak gönderilmesiydi. Mektuplar “Reis” imzasıyla geliyordu. Bir de İzzet Türkmen vardı. Edebiyatın çevresinden, Pakdil Ustanın dostlarından. Yunus Develi sonraları bu halkaya dahil olacaktı.

Mustafa Özçelik Cahit Zarifoğlu’nun mektuplarını sorduğunda söylemiştim. Aynı hususu Şeref Akbaba’ya da ifade ettim; benim yazışmalarım seksen öncesi dönemlere ait olduğu için Rahmetli Babam Ahmet Garip ihtilalle birlikte başımın derde girmesinden korktuğu için o dönemlere ait ne kadar İslami harekete yönelik dergiler, yazışmalar (mektuplar), yazı çalışmalarım varsa hepsini yakmış. Bunu yıllar sonra fark etmiştim. Dolayısıyla elimde ağabeylerle ilgili yazışmalarımdan bir teki bile yok.

İhtilaller-darbeler sadece gençliğimizi,umutlarımızı alıp götürmemişti. Geleceğimizi, ilim sanat, düşünce yolculuğumuzu, devleti ve milleti yönetenlere olan güvenimizi de alıp götürmüştü. Dönemin hakikati olan yaşanmışlık öykülerimiz, belgelerimiz, dergilerimiz bir bakıma amel defteri saydığımız güncelerimizi, notlarımızı, yazışmalarımızı, anılarımızı, hatıralarımızı da silip süpürmüş, üzerinden dozerler, paletler ezip geçmişti. Korkunç Yıllar’ın getirdiği hırpalanmışlıklar, dava ve ideal uğrunda kaybettiğimiz şehitlerimizin marşları da, ezgileri de, şiirleri de, savunmaları da toprağa gömülmüş, yakılarak küle dönüştürülmüştü.

İlk okuduğumda “Bağlanma” dan çok etkilenmiştim. Dil, üslup, kurgu, anlatım ve yeni bir dil ahenginin çekiciliği; yeniden yeniden okumamı sağlamıştı. Sonra, “Korku”, “Batı Notları”, “Çağdaş Arap şiiri”, “Biat”, “Umut”, “Bir Yazarın Notları”, “Harikalar Taplosu”, “Ay Operası” Rahmetli Akif İnan’ın “Hicret”, İsmail Kıllıoğlu’nun “Ateş Yalımı Üstünde Bir Toplantı”, Arif Ay’ın Hıra”, Cahit Zarifoğlu’nun “Yedi Güzel Adam”, Erdem Bayazıt’ın “Sebep Ey” gibi eserleri sayısız kez okuyup, okuttum.

Bu çağın en çok “Bağlanma” ve “Biat” kültürüne ihtiyacı var.

Büyük Sorgu” her geçen gün yaklaşıyor.

Sahici olmalısınız. Sahtelikler çağının yüzeyselliği bir fırtınayla yok olup gidecek. Sahici olan kalıcıdır oysa. Samimi, içten, doğal ve yeryüzünü kucaklayan bir yönü vardı. Bu yönüyle “Edebiyat” her birimizi ısıtıyordu. Afrika’yı, Cezayir’i, Eritre’yi, Filistin’i, Türkistan’ı yeryüzünü Nuri Pakdil’den öğrenmiştik. Son yıllarda daha çok görme imkanı buldum. Bir çekingenlik hali her diam üzerimizde durdu. DPT’ de çalıştıkları dönemlerde sayısız kez Ankara’ya gelip Nuri Ağabeyi görmek istesem de her defasında geri döndüm. Rasim Özdenören ağabeye bir şekilde uğrayıp, çayını içtikten sonra sessizce merdivenlerden inmeyi tercih ediş sebeplerimden biri belki görürüm, karşılaşırız diyeydi.

Örnek olsun kabilinden aktarmakta yarar görüyorum; Tüyap Kitap Fuarında kitaplarını imzalamak üzere gelecek bilgisini Necip Evlice’den öğrenmiş olsam da görme heyecanım üzerine 10 Kasım 2015 günü Tüyap’a gittim. Birkaç saat beraber olma fırsatı buldum. O gün imzalattığım birkaç kitaptan biri “Konuşmalar” eseridir. Bana şöyle yazmıştı;

Sevgili Kardeşim, Sayın Recep Garib’e,İslami Devrim Özlemiyle yüklü kardeş selamlarımla sunu. 10.11.2015 İstanbul, Tüyap Kitap Fuarı Nuri Pakdil imzasıyla, birde Kuran harfleriyle Nuri Pakdil yazısıyla”.

Otel Gören Defterler -3” ‘te 20. Sayfada şöyle yazıyor;

Nöbet tutuyorum ben: her noktasında: kimliğimin.”

Sayfanın boşluğuna şöyle not düşmüşüm;

Duraksadın mı kaybedersin. Dur durak yok,durmadan ömür.

Sürekli sesi geliyor perdeli perdesiz çocukların.

En çok bu çağda çocuklar özgürlüğe muhtaç.

Böyle düşününce yağmur, iğne ucuyla yağıyor.

Bir sepet yumurta tamı tamına komşulara benziyor.

Ne çok dikkat gerektiriyor insan, kırılan, toparlanmayan bir cam gibi.

Üşüdüysen eğer, dikkatli okumadığındandır kitabı.

Dikkat, en soylu zamandır bayım.

Bunları şundan dolayı not ettim; Nuri Pakdil okuyucusu bir atölyededir ve bu atölyenin müdavimleri sürekli egzersiz yapmak durumundadır. Her okuduğunda yeni keşiflereçıkacaksın ey okuyucu. Sayfalardaki boşluklar senin içindir. Oraları mutlaka doldurmalısın.

Yine aynı eserin 84.sayfasının sonunda şu cümlenin altını çizmişim;

Yazının atardamarlarındaki alyuvarları tutup öpmek, boynuna sarılmak ancak suskuda”.

Bu cümleden sonra benim düştüğüm not ise;

Yazının dudaklarından öptükçe safları sıklaşıyor imgelerin. İçten yürüyüşe benziyor yazı dili. Harfler kelimelere evirildikçe taze mısır tadında bir lezzet hissetmelisin. Kelimeler direnişe hazır seni bekliyor.

Sen içini hazırla.

7 Kasım 2015 yılında “Recep Garip ArmağanıKayşad (Kayseri Şairler, YazarlarDerneğinin Vefa gecesi için hazırladığı bir kitaptı. Şu cümleleri Kayşad Başkanı Emel Demirezen’e yazdırmıştı;

Recep Garip benim en ciddi arkadaşlarımdan birisi olmuştur. Kendisi dürüst,namuslu, hasbi; Allah ve Resulüne ödünsüz bağlıdır.

Şimdi bu vurgulayacağım husus çok önemlidir. Sapına kadar antifiravunist bir kardeşimizdir. Recep Garip’le tanışmış olmak beni her zaman mutlu etmiştir, gönendirmiştir. İnşallah bu sarsılmaz kardeşliğimiz hiçbir sarsıntıya uğramadan devam eder. Umarım Recep Garip de bu dileğime aynen katılır.

Çağımızda ciddi arkadaşlık, ciddi dostluk zor kurulabilen olaydır. Buradan Recep Garip kardeşime en kalbi duygularla İslamcı, devrimci selamlarımı yolluyorum.

Tabi ki gönül isterdi ki bana ulaşan kardeşimize telefonda yazdırmak yerine ben yazaydım…

Bitti.

Nuri Pakdil”

Vefatlarıyla yoksul kalan bir iklimden geçiyoruz.Lakin her canlının ölümü tadacağına iman ettik. Nuri Pakdil Üstadımız, eserleriyle bundan böyle yol göstermeyi sürdürecektir. Duruşlarımızı, kalemlerimizi “Kalem Kalesi”ne ayarlayarak sürdüreceğiz. Yolumuz “sıratı müstakim” üzere olacaktır. Pakdil Ustanın ifadesiyle; “İnsanın vazgeçilmez önceliği: İnanmak ateşini yakmak.”

2019 Temmuz ayı olmalıydı. Nuri Ağabey telefonla aramış, hal-hatır sormuştu. Hürmetle, telefonda da olsa ellerinden öpsem de yine ellerini öptürmemiş, el öpmek yok Recep’çim demişlerdi. Sonra da bir duruma binaen epey kızmışlardı. Kızgınlığı bana değildi lakin yapılanlara, edilenlere, yazılanlara karşı bir tavır alışıydı. Sakarya’da arabada çocuklarımla yolculuk halindeydik. Onlar da dinlemişlerdi aramızda geçen konuşmaları. Neden kızıyor Nuri Pakdil Ağabey diye sormuşlardı. Ben de Necip Evlice kardeşimi arayarak yediğim fırçadan bahsedince epeyce gülüşmüştük. Son dönemlerde yakın dostlarına böyle yapıyor. Kızınca, canı yanınca yakın bir dostunu arayarak Allah ne verdiyse söylüyor cinsinden yarenliklerdi bunlar. Nedenini kuşkusuz biz biliyorduk. Nur içinde gönen Nuri Ağabey. Tanıklığımız ebediyen sürecektir.

Duyarlı bir mümin duruşuyla “Kalbimin Üstünde Bir Avuç Güneş” bırakarak Efendimizle (as) buluşmaya gitti. Kuşkusuz eser sahipleri yaşamayı sürdüreceklerdir.

Kitabın son sayfasına düştüğüm notlarla bitirmek istiyorum.

“Konuşmalar içten içe sürüyor.

Birinci Bay – Ne anladın?

İkinci Bay – Sorgunun mütemadiyen sürdüğünü.

Düşünmenin sürdüğünü. An içinde var oluş

imgesi inanç. An var yalnızca. Yarın yok.

Birinci Bay – Desene yürüdün?

İkinci bay – Yürüyüş, anla, anların ittifakıyla

oluşuyor. Böylece Tanrıyı seçiyorum. Tanrım,

ellerime, yüreğime güller koyuyor.

Birinci Bay – Nasıldı yürüyüşün rengi?

İkinci Bay – Siyah, simsiyah. Zifiri. Zift. Bir metre

sonrası yok. Siyah ölüm.

Yeryüzünde sayısız ölümlerle bir yanımız sürekli

eksiliyor.”

Rabbim Nuri Pakdil Üstadımıza gani gani

rahmet eylesin. Nur içinde yatsın.

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

Şirâze’den Şirâze’ye Saklı Mektuplar -100 / Şiraze
Tarihsel Perspektifiyle İran Tasavvufu / Enes GÜLLÜ
Aforizmalar – 1 / Naz
Kırık Ney Taksimi II / Yunus Emre Özsaray
Gökyüzünden Dökülen Kırıntılar / Muhammed Korkmaz
Tümünü Göster