savaştan kaçan bebekler

181
Görüntüleme

“Yaşamak için öldürmek mantığına ayağı takılanlar, bir volkanın lavlarını gözlerinin önüne getirebilseler bile cehennem azabını düşünemezlerdi.”Tarihe bakıldığında “ne çok savaş olmuş” demeden geçemiyorsunuz. Her ülkenin bir zafer bayramı, bir kurtuluş günü, hürmetle anılan kahramanları var. Her milletin tarihini yazan sayfalarda da savaş sahneleri çizilmiş.  “25 Nisan’dan 10 Mayıs 1915’e kadar geçen sürede; İtilâf donanması ve orduları, Gelibolu Yarımadası’nda hayata dâir ne varsa, yakıp yıkmıştı…”Kimisi savunmadadır; kimisi saldırı safında yerini almıştır; belki zorunlu sebeplerden, belki de bir hırsın, bir intikamın, bir arzunun ya da bir deliliğin içine düştüklerinden. “Savaşı mecbur kılan nedir?” sorusunda cevabı vermek çok da kolay değil aslında. Lâkin bu devrin savaşlarından bir güç, bir iktidar kokusu yükseliyor. Rengi de hep siyah ve hep siyah, yine ısrarla siyah. Çocukların yüzlerinde kara lekeler, elbiselerinde yırtıklar var. Ayakları çıplak. Oyuncakları yanmış bir arabadan arta kalanlar; beraberlerinde hep sessizlik, hep sessizlik.“… Torbada ekmek yok, Cüzdanda para yok, Ne var ne yoksa, Almış götürmüş savaş. O halde, kazanımlar kimin olacak, Yoldan geçen yabancıların mı?” **Savaşlar, çatışmalar, ihtilâller, kargaşa ve devrimler… Hepsinden geriye kalan bir acı feryad oldu. Bir de savaş edebiyatı… Bizim edebiyatımızda savaşı konu alan eserlerin çoğu hamasî olmaktan ileri gidememiştir. Bunu belirtirken Mehmet Akif Ersoy’u ise bir destan şairi olarak ilk sıraya oturtmak ve ayırmak gerekiyor.Savaşla ilgili ilk eser, Homeros’un anlatımıyla insanı etkileyen İliada’dır. Yunanlılar ile Troyalılar arasındaki savaş manzaraları çizilmiştir bu yapıtta: “Troia yok artık, o yüce şehir yok, Artık alevler kaldı yalnız arkada. Tozlar yükseliyor, Toz mu bu, duman mı yoksa? Hoşça kal çocuklarımızın doğduğu ülke, Hoşça kal yüce şehir, yüce Troia. Şimdi Yunan gemileri bekler kıyıda”. Savaş zaman zaman bir fon olarak belirmiştir edebiyatta. Rönesans, Klasik ve Romantik dönemlerde olsun, Akıl Çağı’nda olsun yazarlar din ve felsefeyle ve hümanizmayla ve aşkla ilgilenmişler; okurun hem beynine hem yüreğine eğilmeye önem vermişlerdir. Ancak Tolstoy’un “Savaş ve Barış”ında ana konunun savaş olduğunu görebiliyoruz.Yaşanan savaşlar birçok savaş eserinin ortaya çıkmasına neden olduğundan yirminci yüzyılın iki büyük savaşı da edebiyata belirgin yansımıştır. Şolohov, Toller, Hemingway, Malaparte, Aytmatov, Lorca, Neruda, Spender gibi sanatçılar eserlerine savaşı çok güzel taşıyıp onların raflarda en gözde yerlere yerleşmelerini sağlamışlardır. Hepsini okuduk. Bazen dönüp tekrar okuyoruz. Okusunlar diye tavsiye ediyoruz kimi zaman. Okumak öğrenmek demektir çünkü. Okumak anlamak, idrak etmek; idrak edileni bakışlara oturtup öyle bakmak demektir.Keşke hiç savaş olmasaydı da, savaş edebiyatı da doğmamış olsaydı. Ancak yaşanmışları ileriye aktarabilmenin sağlam bir yoludur yazmak. Dünya üzerinde savaşsız geçen zaman dilimleri yok gibi. Her dönemin savaş sebebi farklı, ama ortaya çıkardığı sonuçlar hep aynı. Ölümler, yıkımlar, kayıplar, haksızlıklar ve felaketler… Kimisi çok kısa sürdü, kimisi yıllarca. Birileri kazanmış görünse de aslında savaşta yer alan herkes savaştan zararlı çıktı. Siz hiç savaştan kaçan bebekler gördünüz mü! *        Murad Muhsin**      Friedrich von Logau, Düşüncesiz

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

yüreğim tetik ve kavi / Taner Taştekin
yirmi beş ıssız gece / Mazlum Civan
yenildim sana hüzün / İsmail Bingöl
yâre, yâre / Alâaddin Soykan
taze mezar / Kamuran Bate
Tümünü Göster