Yüzlere Akseden

6
Görüntüleme

//“İşin gücün rast gelsin.” diye bir ses duydum.

Uzaklardan, çok uzaklardan geliyordu.

Tanımakta güçlük çektiğim bir sesti bu…// Göz ucuyla izlemeye başladım olan biteni. İğne atsan yere düşmeyecek türden bir kalabalıktı gözlerime ilişen. Biri diğerine benzemeyen binlerce yüz bir aradaydı. Esmer ve sonra sarışın ve sonra kumral… Ömrünün baharında ve yolu yarılamış ve orta yaş üstünde ve yolun sonunu gören kadınlar, erkekler… İsimleri lazım değildi. Akıbetleri kimseyi ilgilendirmiyordu. Garip ve kaçamak bakışlardan bunu ayrımsayabiliyordum.

Yeni yaşam alanı diyorlardı buralara. Gözler de kulaklar da ayaklar da aşina olmuştu artık. Hemen hemen her semtte vardı. Her gün indirim, sınırsız eğlence ve alışverişin doyulmaz tadıydı buralarda aranan ve bulunan. Her türlü ihtiyacın karşılanabileceği bölümler, zengin ürün yelpazesi mevcuttu. Olmayan hiçbir bir şey yoktu.

Hızlı yaşa, hızlı tüket ve hiç bekleme… Ne koparırsan kârdı, şu üç günlük dünyada.

Alışveriş merkezine gelenler adımlarını daha içeri atar atmaz büyülü bir dünyanın içinde bulsalar da kendilerini, yüzlerine yansıyan ve onları durmadan rahatsız eden bir eksiklik vardı sanki. Bedenen orada olsalar da akılları hep başka yerlerde gibiydi. Dikkatli bakılınca hemen fark edilebiliyordu bu ilginç durum. Kim bilir, belki de bana has bir durumdu bunu görebilmek.

Alışmıştım artık bu türden manzaralara. Nihayetinde güvenlik görevlisiydim. G-8543’tü sici-lim. Böyle hitap ediliyordu bana. Oysa güzel bir ismim vardı. Zemin kattan içeriye seğirtenlerdi yine ilk olarak dikkatimi çekenler. Bir zaman gelişigüzel bakındım.

/“Buraya gelmekle çok iyi ettim. Biraz kafamızı dinler, gezer, eğlenirim. Günün yorgunluğunu atarım böylece. Çalış, çalış… Nereye kadar. Yeni bir elbise almalıyım, yarınki toplantıya bu yeni elbiselerimle katılırım. Cep telefonumu değiştirsem mi acaba? Maaşım da zar zor yeti­yor, ama olsun. Kuaföre uğrayıp saçlarımı kestireyim. Yoksa kestirmesem mi. Tam karar veremedim. Üff! Sinirlerim bozuldu. Kararsız kalınca hep böyle olurum zaten. En iyisi ben gidip biraz yemek yiyeyim.”/

Birinci kata çıktım. Buradakiler genelde büfe önlerinde, lokantalarda ve kafeteryalarda oturanlardı. Bir köşeden etrafı seyre daldım yine. Yan yana oturan, ama birbirinden habersiz yüzlerdi gördüğüm.

Garipsiyordum bu yüzleri. Tuhaf geliyorlardı bana.

/“Bir şeyler atıştıralım, kahvelerimizi içelim ardında da sinemaya gidelim. Yeni çıkan filmi çok merak ediyorum. Umarım tanıdık birileriyle karşılaşmayız burada. Kimseyi görmek istemi­yorum. Hepsinden nefret ediyorum hatta. İşim olmasa hiç kimsenin yüzüne bakmam. Yeni yatırımlar yapmak için yarın yurt dışına çıkacağım.”

“Ne dedin?”

“Sen beni dinlemiyor musun?”

“Af edersin, dalmışım!”/

//“İşin gücün rast gelsin.” diye bir ses duydum.

Uzaklardan, çok uzaklardan geliyordu.

Anımsamaya başladığım bir sesti bu…//

Asansörle eksi ikinci kata indim sonra. Marketler, çocuk oyun salonları vardı bu bölümde. Yukarılara göre daha sakindi burası. Çocukların neşeli sesleri yayılıyordu etrafa. Çoğu anne-baba çocuğunu bırakıp gözden kaybolmuştu yine.

/“Şu çocuğu büyüttükten sonra yenisi mi asla! Elimi kolumu bağladı kaç zamandır.

Kendime daha fazla vakit ayıracağım, ömür geçti gidiyor! İşime dönmeliyim en kısa sürede.

Evde boğuluyorum!”

“Bir şey mi dediniz?

“Yoo, size öyle gelmiş!”

“Ne kadar kalacak efendim?”

“Saat kaç?”

“On iki!”

“İkiye kadar kalsın, ben biraz dolaşıp geleceğim.”

“Telefon numaranız?

“05…”/ Teras katta çıktım sonra. En sevdiğim yerdi burası. Manzarası çok güzeldi. Kapalı ve açık alanın her ikisi de doluydu. Buradakilerden biri diğerlerinden daha fazla dikkatimi çekti her nedense. Kenarda, tek başına oturan bir gençti bu. Suratı asıktı, çok gergin görünüyordu. Masasının üstünde sigara paketi vardı. Paketin yanında da çakmak… Küllüğün içi ezilmiş izmaritlerle doluydu.

/“Hayat ne kadar da anlamsız… Şu deniz, şu hava, şu yeşillikler hiçbir şey ifade etmiyor benim için. En güzel okulları bitirdim, çok iyi de bir işim var aslında. Benim yerimde olmak isteyen niceleri var, ama ben hiç memnun değilim kendimden. Hayatımda bir şeyler hep eksik kalıyor, bunu çok iyi biliyorum. Ne olduğunu bulamıyorum. Bazen aklıma güzel şeyler geli­yor, ama onları yapmak da çok zoruma gidiyor. “Sonra!” diyorum, işi oluruna bırakıyorum. Bir kuyuya düşmüşüm sanki. Şuradan kendimi aşağıya atsam kurtulur muyum bu kahrolası belirsizlikten acaba! Ne diyorum ben böyle! Yeni içtim, ama bir sigara daha içeyim bari…”/

Kalan katlara tek tek uğradım. Oralarda da çok farklı bir manzara yoktu. Dalıp gidenler, konuşulanı anlamayanlar, baktığını görmeyenler, zoraki tebessümler… Tekrar giriş kata geldim sonra. G-8544 beni görünce ayaklandı. Katlarda dolaşıp etrafı kolaçan etme sırası ondaydı. Kulübenin önündeki G-8545 beni görünce “Çok fena!” diye ünledi.

“Hayırdır inşallah?” dedim neyi kastettiğini anlamak istercesine. “Önünden geçen­lerin yüzlerine hiç bakmıyor musun?” diye sözünü tamamladı. “Sadece ben görüyorum sanıyordum!” dedim. “Neyi?” diye yineledi bu sefer G-8545 merakla. İstifimi bozmadan “Hiç, boş ver!” diyerek geçiştirdim onu. Dost bir edayla gülümsedim sadece.

Kol kola girdik ve birlikte güvenlik kulübesine geçtik. Yeni demlenmiş çayın kokusu her tarafa enikonu yayılmıştı. Kulak dolgunluğu ve göz yorgunluğundan olacak üzerime tarifsiz bir ağırlık çöktü. İçim daraldı. Hep böyle olurdu zaten. Her şeye akıl sır erdirmeye çalışmak yoruyordu insanı sanırım. Bereket versin gün akşamlıydı.

//“İşin gücün rast gelsin.” diye bir ses duydum.

Uzaklardan, çok uzaklardan geliyordu.

Tanıdım, babamın sesiydi bu.//

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

İnsan / Şeref Akbaba
Saklı Mektuplar 99 / Şiraze
Rüzgâr Bizi Sürükleyecek / Abdullah Ömer Yavuz
Benin / Bir Garip Müslüman Diyarı / Ahmet Mahmut Şen
Hikmet Burcu Peşinde / Erdoğan Muratoğlu
Tümünü Göster