Yalnızlık Büyütüyor Seni Diyecektim

215
Görüntüleme

Görülmeyi bekleyen bıçak gibi birşey bu. Ya da bana öyle geliyor. Çünkü ben nedense bir şaşkın gibi davranarak söylemek istediğimi bir türlü doğru dürüst tanımlamaya tabi tutup açıklayamadım. Bana öyle bakıp da yani ne demek istiyorsun lafıyla birlikte ben de kendime dönüp yahu ben ne demek istiyorum acaba diye içimden doğru kendi kendime söylenmiş oldum. Sahi ben ne demek istemiştim de şimdi böyle bocalayıp duruyorum… Yani açıkçası, diyemedim. Yahu şu iş böyle böyle olmalı aslında. Hani hep bir yokluktan söz ediyoruz ya işte o bizim varlık sebebimiz oluyor. Biz esasında varlığımızı o yok olasıca yokluktan devşiriyoruz. O olmazsa biz essahtan bolluk içinde belki de boğulmaya kadar gideriz. Işin aslını demek belki bana düşmüyor ama bu böyle olmalı. Yoksa bu kadar nazın bu kadar acındırıcı bakışın ne kıymeti kalacak ki. Bu böyledir. Çünkü yokluk girdabından kurtulmayı istemiyoruz ki! Ama baktım bu da değil. Bunu anladım. Bunu anladığımdan beridir de boyuna kendime eziyet edercesine kaykılıp duruyorum. Eziliyorum, büzülüyorum nafile. Yahu diyorum önce bir dön de kendine bak. Bak ki ondan sonra çık meydana. Ne kendine dönüp bakarsın ne de meydandan vaz geçersin. Bu böyle olmaz. Hem öyle bir şekilde olmaz ki şaşıp kalmamak için görmüyor olmak lazım. Etraf oldukça açık bir vaziyette görülmeseydi bunları demek abes olurdu elbet. Ama apaçık bize bakıyor. Bizi gözetliyor adeta. Içimize, içimize kadar sığınmak istiyor da biz kaçıyoruz. Kaçmak çözüm olur mu acaba dedim kendime? Hayır, hayır bu meselenin kaçarı göçeri olmaz artık, bunu böylece bil dedim ardından. Yangını görmüyor musun? Alev alev yükselen kızıllığı. Evleri yutan ateşi. Eğer bunların da farkını fark edemiyorsan vay haline. Düşündüm, baktım gene diyemedim ne demek istediğimi. Sanki kapıldım bir rüzgârın önüne de haydi uçur beni dedim, uçur bakalım nereye kadar sürükleyip götüreceksin veya nerelere atacaksın bu işe yaramaz bedeni! Rüzgârın kokusunu dağın doruğunda bulmak da ayrı bir işgüzarlık oldu benim için. Dağın doruğunda güneşin kızarttığı rüzgârı çalmak yüzüne. Dağlardan dağlara akan bir sırrı ifşaya takat bırakmaz. Evet, öyle oldu. Şehri görmek iyi geldi bana. Nimetin nimet olduğunu anlamak gibisi var mı acaba?.. Ondan da ayrı olarak meseleyi açımlamaya doğru gidilmemesi yordu beni. Açmak istedim olmadı. Zaten dedim kimse açamaz bunu. Öyle bırakmak belki daha hayırlıdır diyerek susmayı aldım kendime. Varsın öyle muğlak kalsın benim ne demek istediğim. Sanki izaha muhtaç kalınmış da ben izah edersem kurtulacakmış gibi şerrin elinden insan. Öyle değil. Söylesem de bir, söylemesem de bir. Kendine aynayı tutup çıkıyor sokağa nasıl olsa. Kanatsız gibi görünüyor ama kanatlarını saklıyor kalabalığın içinde. Ben herhalde onu tanımlamak istemiştim bocalamadan önce. Yalnızlık büyütüyor seni diyecektim, yalnızlık suvarıyor seni. Bu çağıldamak ondandır diyecektim, olmadı… Bu hep böyle gitmez tabi. Bunun bir yolu yordamı olmalı. Bu cendereden çıkılmalı. Bu ipi kesip salıvermeli. Işığın beklediğini ve bundan onur duyacağını unutmamalı elbet. Kapıyı açmaktır önemli olan. Ben herhalde bunu diyecektim en sonunda: kapıyı açmak! Daha ne olsun ki? Elbet yürüyecek birileri çıkar bir gün! Zamanı güzelleştirmenin idrak edileceği bir gün!..

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

zamanı gözlerinden yakalamak / Eyyüp AZLAL
yokoluşun cazibesinde yaşamı düşünmek / Necmettin Evci
yirmi beş ıssız gece-2 / Mazlum Civan
Yalnızlık Büyütüyor Seni Diyecektim / Nurettin Durman
yakındır / Alâaddin Soykan
Tümünü Göster