Mehmet Nuri YARDIM İle Söyleşi

26
Görüntüleme

Gazeteci, yazar ve edebiyat araştırmacısı olan Mehmet Nuri Yardım, aynı zamanda bir aksiyon adamı. Sayısız kitap, köşe yazısı ve etkinliğe imza atan, düzenle­diği programlarla dünü bugüne taşıyan, bu gün aktif olanların tanıtımına öncülük eden ve hep üreten bir yazar. Nedir bu enerjinin kaynağı?

Bu şekilde görülmek şükrü gerektirir elbet­te. Keşke olabilsek. Ama kanaatimce bugün benden çok daha kalıcı çalışmalara imza atan, dergi çıkaran, eser ortaya koyan ve muhte­lif projeleri hayata geçiren değerli dostları­mız, ağabeylerimiz vardır. İnşallah ferdi görün­se de aynı gayeye hizmet eden bu kolektif ruhlu faaliyetler boşa gitmeyecek, emekler zayi olmayacaktır. Doğrusu bendeniz çalışma­larımda hep “Büyüklerimi örnek almalıyım.” diye düşündüm. Onların yollarından gitmeye, izlerini sürmeye, yaşayış biçimlerine özenme­ye gayret gösterdim. Ama nerde… Onların onda biri bile olamadığımı müşahede ettim. Meselâ bir Süheyl Ünver, Cemil Meriç, Ekrem Hakkı Ayverdi, Hâmid Aytaç, Ali Fuad Başgil, Ahmet Kabaklı ve diğer büyüklerimiz çığırlar açmış, abidevî eserler inşa etmiş, nesiller yetiş­tirmişlerdir. Bu üstatların küçük de olsa bir talebesi olabilirsem kendimi bahtiyar addede­ceğim. Ama görüyorum ki çok zor. En azından onların geniş yollarında emeklemeye çalışan biri olarak şunu söyleyebilirim: Çalışmalarımdaki güzellikler, iyilikler ve hasenat onların, kusurlar, eksiklikler ve seyyiat fakirindir. Böyle biline, bu şekilde anlaşıla… Enerjinin kaynağı, görevdir aslında. Geçmişte hizmet etmiş üstatlarımız, medeniyetimize hizmet etmiş sanatkârlarımız ve yüzakı eserlerle günümüze ışık düşüren kalem erbabımız var. Bugün gençlerimizin büyük çoğunluğu bu güneşlerden habersiz. Küçük ışıldakların etrafında pervane olmaya çalışıyorlar. Asıl kalb ısıtıcı ve gönül okşayıcı güneşleri göremiyorlar. İşte bu büyük aydınlığı genç kardeşlerimize işaret etmeyi kendime görev saydım. Sanata hevesli gençlerimiz, eski/ mez değerleri yakından tanırlarsa, hayatlarını öğrenirlerse, eserlerini okurlarsa kendilerine olan güvenleri çok daha fazla artacak ve büyük işler yapabilme gücünü kendilerinde görecek­lerdir.

Editörlüğünü yaptığınız önemli eserler var ve unutulmaya yüz tutmuş önemli isimleri tarihin tozlu zamanlarından çıkarıp günü­müz okuyucusuna sunuyorsunuz. Aynı zamanda unutulmuş isimler için toplantılar tertip ediyorsunuz. Mehmet Nuri Yardım için, “Değerleri yaşatan isim” diyoruz.. Bu zorlu yolda yaşadıklarınızdan bazı kesitler aktarır mısınız?

Allah, bu hüsn-ü zannınıza lâyık eylesin. O sıfatı şöyle düzeltebilir miyiz: “Değerleri yaşatmaya çalışan bir hizmetkâr.” Evet bugün için nisyana terkedilmiş, hatırlanmayan, adı sanı unutulan bazı şairler, yazarlar, hattatlar, musikişinaslar ve kültür adamları için çalışmalar yaptığım doğru­dur. Haklarında yazılar yazdım, kitap çıkardım. Dostlarla birlikte anma toplantıları düzenledik. Bunların bir kısmı şükürler olsun ki gündeme geldi. Ziya Osman Saba, Safiye Erol, Bahaeddin Özkişi, Özkan Yalçın, Abdülhak Şinasi Hisar, Nihad Sâmi Banarlı, Ziya Şakir, Sâmiha Ayverdi, Münevver Ayaşlı, Mehmet Çınarlı, Vehip Sinan, Hâmid Aytaç, Süheyl Ünver, Mustafa Düzgünman, Kemal Batanay vd. Daha başka şahsiyetler de var. Bir de yaşayan çınarlarımız… İlim hayatımıza, kültür ve sanat dünyamıza, aydınlık büyük medeniyetimize hizmet etmiş bu şahsiyetleri yâd ederken destek olan ve katkıda bulunan dostlar da oldu, lâkayıt kalanlar da… Hatta bazı zatların yakınları bile uzak durdular, önemsemediler. Tabii bu da çok garip ama acı bir hakikat.

Düşününüz ki meşhur bir yazarımızın eserleri­nin telifini sıkı sıkı takip eden bazı yakınları, aile büyüklerinin tanıtılmasına, hatırlanmasına des­tek olmadıkları gibi bu tür faaliyetleri gereksiz bile buldular. Ne diyelim bu da bir nasip mese­lesi… Ama şunu söyleyeyim, daha hatırlanma­sı, anılması, hakkında toplantı yapılması, yazı yazılması, eser telif edilmesi gereken yüzlerce ilim, kültür, sanat ve medeniyet adamımız var. Bizler büyük bir hazineye sahibiz ama ne yazık ki bunun farkında değiliz. Karınca kaderince bir gayretimiz oldu ama inşallah yeni nesiller, bizden daha çok çalışacak ve sisli iklimlere terkedilmiş âbide şahsiyetlerimize sahip çıka­caklardır.

1979 yılında gazeteciliğe başladınız ve kültür sanat hayatının içinde oldunuz. Yayınevlerinde görevler üstlendiniz ve ESKADER’i kurdunuz. Ödüller veriyor, farklı aktivitelerle kültür hayatına katkı sunuyorsunuz. Büyük bir organizasyon… Sizden dinleyelim.

Gazetecilik iyi kullanılırsa hayırlı ve güzel bir meslek. Ben daha ziyade kültür sanat gazete­ciliği yaptım. Şükürler olsun ki yüzlerce şairle, romancıyla, yönetmenle, hattatla, senaristle ve sanatın diğer dallarında bilinen kıymetli zevat ile tanışma hatta röportajlar yapma imkânı ve fırsatı doğdu. Şiirimizden Portreler, Romancılar Konuşuyor, Dersimiz Edebiyat ve Bâbıâli’de Hayat kitaplarımda bu mülakatların bir kısmı var. İdealist gençlerimizin gazeteci olmasını isterim. Çünkü hayatı daha dolu yaşayabilir ve mühim şahsiyetlerle bir araya gelme fırsatı elde edebilir, birikimlerinden istifade edebilirler. Gazetecilik ve yayıncılık bu anlamda değerli mesleklerdir. ESKADER’e gelince.

Bu müessese, edebiyat sanat dünyamızdan seçkin ağabeylerimizle ve doslarımızla birlikte oluşturduğumuz bir dernek. Mütevazı şart­larda, iyi niyetle ve halisane kuruldu. 4 Mart 2008 tarihinde Cağaloğlu’nun küçücük bir han odasında “Bismillah” denilerek temeli atıldı. Şükürler olsun ki, ESKADER, bugüne kadar pek çok faaliyette bulundu, daha önce kurulmuş olan müesseseleri de harekete geçiren bir mis­yonu oldu. STK’lar arasında belki de en yoksul ama en çalışkan derneklerden biridir. Şimdi başında Şerif Aydemir ağabeyimiz var. Ekibiyle birlikte aynı aşk, şevk, heyecan ve gayretle çalı­şıyorlar. ESKADER birleştirici vasfıyla öne çıktı, bu kadar sevilmesinde bu hususiyetinin yeri büyük. İnşallah daha iyi, daha büyük ve güzel hizmetlerle bu kutlu yolda devam edilir.

Araştırma, inceleme ve biyografi kitapları­nız var. Hepsini burada zikretme imkanımız yok. Unutulmuş şahsiyetleri hatırlattığınız Kayıp İstasyon, Unutulmayan Edebiyatçılar ve Kalem Efendileri de benim okura tavsi­ye ettiklerim. Mizah ve çocuklarla alakalı eserleriniz de var. Çok yönlü bir yazarsınız. Çok yönlü olmaktan memnun musunuz? Bu meyanda gençlere tavsiyeleriniz neler?

Efendim yazmak bir nasip işi, farklı türde yazmak da öyle. Cenab-ı Allah’ın belki de bir lütfu, hatta imtihanıdır bize. Neler yazıyo­ruz, nasıl yazıyoruz. Topluma, insanlığa hayır­lı mesajlar verebiliyor muyuz yazılarımızda? Bütün mesele bence bu. Bugün teknolojinin yaygınlaşması sayesinde yazı yazanların, hatta kitap çıkaranların sayısı bir hayli çoğaldı. Ama bütün yazılanlar acaba bir yere varıyor mu, bir hedefe ulaşabiliyor mu, kalplere dokunabiliyor mu, zihinleri açabiliyor mu, beyin fırtınası esti­rebiliyor mu? Belki de buna dikkat etmek lâzım. Genelde edebiyatla ilgilenenler farklı tür­leri deniyor. Ben şiiri çocukluğumdan itibaren denedim ama başaramadım. O ayrı bir hâldir. Nesre yöneldim, hikâyeler de yazdım az da olsa. Sonra denemeye yüzümü çevirdim. Arada araştırmalar, incelemeler… Bende biraz araş­tırma ruhu var sanırım. Bundan dolayı 1980’li yıllardan itibaren Edebiyatçılarımızın Çocukluk Hatıraları’ndan başlayarak bu türde kitaplar hazırladım. Biyografilerde ihtiyaç hissettiğimde o tarzı ihmal etmedim. Mizah vadisinde eksiklik hissedince Edebiyatımızın Güleryüzü’nün başını çektiği bir üçleme nasip oldu. Yani biraz zuhu­rat galiba. Edebiyata ömrünü hasretmiş olanla­rın farklı türleri denemesi bence iyidir. Çünkü her hadise bizi değişik biçimde etkileyebilir. Bu ruh hâlimizin farklı tecellisidir. Herhangi bir olay, bazen bir gazete yazısı yazdırabilir bize bazen de bir hikâye veya deneme… Bence kale­mi özgür bırakmak lâzım. O hürriyeti ondan esirgememeli. Bırakalım kuşlar kaderince uçtu­ğu gibi kalemler de nasipleri kadarıyla yazsınlar. Gün ola, harman ola! Elbette her malın bir alıcısı olduğu gibi, her yazının bir muhatabı, her metnin bir okuyucusu çıkacaktır. Bu konuda da tevekkül güzeldir.

15 Temmuz hakkında İstiklalden İstikbale adlı eseri yayınladınız. Tarihe not düştüğü­nüz bu önemli eser hakkında neler söyle­mek istersiniz?

15 Temmuz Türkiye tarihinde bir milat. Hatta Müslümanların kaderinde de mühim tesirleri olan bir hadise. Sıradan bir kalkışma, isyan veya darbe değil. İslam’ın bağımsız kalabilen neredeyse son yurdu olan, mazlumların sığın­dığı biricik ülke Türkiye’yi parçalama ve yok etme harekâtı idi. İçerideki ihanet şebekesi FETÖ’nün dışarıdaki düşmanlarımızla işbirliği hâlinde bin yıldır üstünde şanla/şerefle yaşadı­ğımız bu toprakları bize mezar etme girişimiydi. İstiklalden İstikbale benim Milat gazetesinde yayımlanan, özellikle 17-25 Aralık günlerinden itibaren başlayan ama 15 Temmuz’u merkeze alan yazılarımdan oluşuyor. Bu yazılarda elbette edebiyattan ziyade vatan sevgisi, İslam hassasi­yeti, memleket şuuru, millî duygu ve düşünce­ler yoğunluktadır.

Dolayısıyla 50’ye yaklaşan kitaplarım arasında bunun farklı ve özge bir yeri vardır. Bilhassa bütün gençlerimizin okumasını isterim. Hatta şair ve yazarlarımızın 15 Temmuz’a dair duygu ve düşüncelerini mutlaka kitaplaştırmaları gerektiğini düşünüyorum. Çanakkale, İstiklal Harbi, Milli Mücadele ayarında bir hareket­ten bahsediyoruz. O zaferler ecdadımızın yedi düvele karşı bir direnişiydi. Şükürler olsun ki muzaffer olduk. Ama 15 Temmuz da kazan­dığımız o zaferlerin taçlanması ve yeni bir diriliş için kazanılmış bir destandır. Hepimiz bir tarih yaşadık, çoluk çocuğumuzla yolla­ra düştük, meydanlara indik, Köprü’ye çıktık, şehadeti göze aldık ve bu aziz ve mübarek ülkeye kasteden alçaklara karşı olağanüstü bir direnç gösterdik. Bu şahlanış ruhu kıyamete kadar hatırlanacak ve anılacak bir millî direniş destanıdır. Şükürler olsun. Yahya Kemal’in dediği “Galib et çünkü bu son ordusudur İslamın” hakikati tecelli etmiş, aziz milletimiz yerli ve yabancı düşmanlarımıza gereken tokadı Allah’ın izniyle vurmuştur. Bu nimetin kıymetini bilmek lazım.

Gençleri çok önemsediğinizi ve sanat ala­nında önemli destekler verdiğinizi biliyo­ruz. Gençliğin edebiyata bakışı ve durduğu yer hakkında neler söylemek istersiniz?

Gençlerimiz elbette çok değerli. Onlarla yürü­yor hayat. Sadece hayat mı edebiyat da, sanat da onlarla kaim olacak inşallah. Bazılarının ümit kestiği gençlerimize hep umut bağladım. Evet kültürümüzü yaşatacak, sanatımızı şah­landıracak ve edebiyatımızı taçlandıracaklar, şüphesiz gençlerimiz olacaktır. Yeter ki onlarla ilgilenelim. Ben naçizane düzenlediğim bütün toplantılara onları davet etmeye çalışıyorum.

Gelip değerlerimizi tanısınlar istiyorum. Yazı Editörlük ve Medya Kursu’muz şükürler olsun 11 senedir devam ediyor. Bu kursa devam eden yaklaşık 80-90 gencimiz kitap çıkar­dı. Edötürlük yapanlar, gazete ve dergilerde yazanlar var. Gençlerimiz için ne yapsak azdır, zira onlar bizim geleceğimiz. Muhteşem mede­niyetimizi inşallah onlar geleceğe taşıyacak, İslâm’ı da, millî seciyemizi ve estetiğimizi de onlar yeryüzünde duyuracaklardır.

Edebiyatçılarımız ve yazarlarımız sosyal medyaya büyük ölçüde uzak duruyorlar. Sizin daha yakın durduğunuzu ve sosyal medyayı aktif olarak kullandığınızı biliyo­ruz. İçeriği edebiyat olan bir web sitesi de kurmuştunuz ve adınızı taşıyan başka bir web siteniz var. Edebiyatın sosyal medya­daki geleceğini nasıl görüyorsunuz? Sizce internet, edebiyatı ve kitap dünyasını yaşatacak bir araç olabilir mi?

Azı karar çoğu zarar. Sosyal medya ölçülü kullanılabilirse iyi. Faydalı da olur. Bizim Yeni Dünya Vakfı’nda devam ettirdiğimiz “Bâbıali Enderun Sohbetleri”ni genelde sosyal medya­dan duyurabiliyoruz. Basının durumu mâlum. Dolayısıyla teknolojiyi, hayırda, kültür ve sanat alanında istihdam etmek lazım. Sadece inter­netle yetinenler ise inanıyorum ki kısa bir süre sonra bıkacak ve yine dergilere, kitaplara yöneleceklerdir. Teknoloji aletleri sürekli değişir, yenileri gelir, bugün yeni olan yarın belki de eskiyecektir.

Ama kitaplar ve dergiler eskidikçe kıymet kaza­nıyor. Sahaflardaki kitaplar çok kıymetli mesela. Onun için ümitsizlik yok. Sahip olduğumuz kitap medeniyetini inşallah ilelebed yaşata­cağız. Yeter ki aşkımız azalmasın, şevkimiz kırılmasın. Bu mülâkat için size çok teşekkür ediyorum. Sağ olun, var olun. “Sürç-i lisân ettikse affola…”

Ay Vakti gibi mektep olmayı başarmış bir dergiyi büyük bir cehtle yıllardır çıkaran Şeref Akbaba Beyefendiye sağlıklı, bereketli ve hayırlı bir ömür diliyorum. Ayvakti’nin vakti bol olsun, yüzü ay gibi hep aydınlık olsun. Ömrü uzun, hadimleri kaim, hizmetleri daim olsun inşal­lah…

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

İnsan / Şeref Akbaba
Saklı Mektuplar 99 / Şiraze
Rüzgâr Bizi Sürükleyecek / Abdullah Ömer Yavuz
Benin / Bir Garip Müslüman Diyarı / Ahmet Mahmut Şen
Hikmet Burcu Peşinde / Erdoğan Muratoğlu
Tümünü Göster