Ver Bana Gözlerini Bu Akşam Yolum Irak II*

“Ölüm son derbisi yürümelerin” demiştik… Ölümü hatırlatan ne varsa korkulan olmuştur. Her canlı tadacaksa, yeryüzüne intikal eden her varlık için mukadderse, korkmamak lazım. Asl olan güzel ölmektir, güzel olana layık bir ölümün libasını giymektir, ölüm öncesi yaşanması gerekenleri öldürmemek, canlı kılmaktır. Kimi yaptıklarımız, kimi sunumlarımız, kimi heves ve kuşanmışlıklarımız yaprakları canlı tutmak pahasına köklere zarar veriyorsa dikkat etmek, çok dikkat etmek gerekir.

Sun-i teneffüs ikbal-i nefes değildir.

Giderken, ne anlamı var yaşamın dedirtmeyen bir yürüyüş. Giderken arkada bıraktıklarımıza işaret taşı olacak, numune teşkil edecek bir yürüyüş. Bozguna uğramadan, çevremizde olup bitenlerden etkilenmeden, zaman ve mekan değişimine aldırmadan olması gereken gibi olmak ve duruşumuzu bozmamak. Bozmak için bir çok manevra, bir çok handikap, bir çok imkân kemend atabilir, bizi kuşatmak, bizi aşkın değerlerden uzaklaştırmak isteyebilir. Olduğumuz yerde kalıp, her yanımızı bir selamla ferahlatmak kendimizi anlamamıza, ben fıçısını boşaltmamıza vesile olabilir, görüş açımızı darlıktan kurtarabilir…

Bir şairi ağlarken kucaklamak, bir şairi çağdaş Mus’ablardan birinin tabutunu selamlarken karşı selama durmak… Ölümün adı kalleş değil, güzellik. Ölümün sineye çekilir tarafı değil, sigaya çeken yanıyla yüzleşme.

Ver bana gözlerini.

Nedir bu serap, nedir bu yılgınlık, nedir bu kaybediş, nedir bu heyecansız duruş diye ayladır kendimi hırpalarken, o anı alıp donduruyorum. İmkânlar ve şehirli olmanın tüm olanaklarını, zaman ve mekânı, kalb-i emin ve akl-ı selim bir insan prototipi için sabırla harcayan bir serdengeçti için dökülen göz yaşını diriliş armağanı olarak kabul ediyorum… Nerelere gitmedim, kimlerle göz göze gelmedim ki…?

“Yoluna düşen bilir demiştik.”

Köle Addas olmak, Çocuk Mus’ab olmak, Ebuzer olmak, Suffa ashabından olmak, daha ismini yazarken bile cismimizi büyüten binlerce yıldızdan biri olmak neyimize. Ortadoğu yangınında bedeni bir yana, ruhu parçalanmaya çalışılan, çağdaş Hindler tarafından ciğerleri parçalanan Hamzaların acısını duymak bile erdem oldu. Ölüm beğenisiyle baş başa bırakılan insanların fütursuzca onuruyla oynandığı bir dünyada yaşamanın zilleti bir yana, yürek olarak bile mazlumdan yana olmak da erdem sayılır oldu.

Anlatacak çok şey var biliyorum… Mekke’ye, Medine’ye gitmeden de, hicretin beri tarafında da, asrın bin dört yüzünde de. Anlatacak çok insan var biliyorum… Asr-ı saadete gitmeden, belki yanı başımızda, belki yaşadığımız yüzyılda…Ver bana gözlerini…

Kendi içimizde yolculuklara devam edelim. Yakılan sevdaları, yıkılan duvarları onaralım. Yollar ki Allah’a çıkar düsturundan hareketle, yürüyüşe devam edelim. Bir şair tutunur mu tabutumuza, selam verir mi bilmiyorum ama, o güne kadar hesabını veremeyeceğimiz nefsaniliklerden arınarak bismillah diyelim.

Bismillah her hayrın başıdır…

De haydi.

Gülbang-i nigâr aşkına.

*Müştehir Karakaya’nın şiirinden

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

Şafak Tatmış Ağız Kekre / Alâaddin Soykan
Sırrın Ağzı / Mehmet Öztunç
Zamana Bir Velvele Salmak İstese de Yüreğim / İsmail Bingöl
Yirmi Beş Issız Gece-4 / Mazlum Civan
Yedinci Yıl Nobel ve Karışık Kafalar / Ay Vakti
Tümünü Göster