Kalbe Yük Değil Bir Mendil

13
Görüntüleme

-Kudüs’e-

Ömürlüktü mendiller; yıkanırdı bıkmadan, usanmadan ve itinayla katlanırdı her zaman. Kâğıttan değildi çünkü dostluklar, işi bitince bir kenara atılmazdı. Su gibi azizdi dostlar; ipek bir mendil gibi ömür boyu taşınırdı kal­bin üstünde yıpratmadan. Çünkü kalbe yük değildi bir mendil.

Ömürlüktü mendiller, ömrü ziyan etmeyen âşıkların cebinde. Verilen sözler oyalı bir mendildi; asla vazgeçilmezdi bir mendilden ve sözden. Uzatılan al rengindeki mendili alıyorsa sevilen “sevdan kabulümdür” demekti. Çünkü kalbe yük değildi bir mendil.

Ömürlüktü mendiller, yere düşer düşmez eğilip alan bir sevdalı er’in yüreğinde yeşeren ümitti. Asıldığında gizli bir emel, sallandığında giden sevgilinin ardından “tez gel” demekti. Ayrılık olsa da kaderde, kavuşma ümidi vardı işlemeli bir mendilde. İşlenen tek bir kırmızı gül ise hep gönülde…

Altı üstü bir mendil deyip geçmemişiz işte! Kalbin üstünde taşırken bir de üstüne türkü­ler yakmışız, maniler dizmişiz. “Mendilim işle yolla / İşle, gümüşle yolla” derken asıl der­dimiz kafiye midir sanırlar? Bir mendil sabrı ve inceliğiyle işlemişiz sevgiyi ve biriktirmişiz mendillerin içinde. Âşıkların bir “mendil dili” vardı eskiden. Her renk ayrı bir mana, her nakış sevgiden yana idi. “Mendil astım dilek­ten / Sevmiş idim yürekten” derken sevgi ile mendilin aynı yerde durması tesadüf olabilir mi? Sevgi yürekte, mendil dilekte ve dili olmuştur âşıkların.

İki insan arasındaki ebedi bağın da nişanesi­dir ayrıca. Mendil alındı mı evlilik akdinin ilk adımı atılmış, artık söz kesilmiş demektir. Şu feleğin işine bakın ki bir taraftan söz bağının, diğer taraftan -adına ayrılık derler- bir yürek dağının ifadesidir bir mendil. Ayrılık demektir aynı zamanda ve bazen de sabırsızlanarak “Mendil verem mi, mendil ayrılık derler, ken­dim gelem mi?” demişiz türkülerde. Özay Gönlüm bu sabırsızlığımızı ne de güzel dil­lendirirdi. “Yâren” adını verdiği sazıyla yare­nimizdi bizim.

Mendil ayrılıktır der türküler ama şerh düşer: Yârdan “ayrı gezen, yürek değil beden”dir. Nitekim “ayırılmak”tır, “ayrılmak” kelime­sinin aslı. Yani ayrılık bahsinde edilgendir seven. Ayır-ıl-mıştır illa ki. Bir ucunda âşık, diğer ucunda maşuk vardır ayrılığın. Peki, ihanet eder mi mesafeler? Daha da önemlisi yâr kimdir, yâran kimdir? Can kimdir, cânân kimdir? 18. yüzyıl şairi Nedim’e sorarsanız “yok bu şehir içinde” yâr. “Bir peri-sûret, bir hayal görünmüştür” ona. Mendil ise, bu hayalî güzelin nazıdır.

Ucu işlenmiş bir mendil zarafeti ve estetiğin­dedir sevgilinin nazı. Klasik şiire yeni bir tarz, yeni bir soluk getiren şair Nedim’in İstanbul Türkçesini gönül mendilimizin ucuna işledik. Unutmadık İstanbul’u anlatan şiirini ve bir taşına, feda ettiklerini.

Çünkü gönül mendilimize unutmamak üzere attığımız düğümlerden biridir bu şiir. Bazı unutkan kimseler mendillerinin ucunu düğümlermiş eskiden. Eski kafalı biri olarak gönül mendilimizin ucunda bin bir düğüm vardır bizim de.

“Ona olan eritici aşkımın ve gevşemez bağ­lılığımın vecd destanı” dediği Esselâm adlı kitabında Necip Fazıl Kısakürek; mendile farklı bir bakış açısı getirmiştir:

“Ey sema, mavi mendil!

Resulün alnını sil!”

Üstadın “bir ruh çilesi” içinde yazmaya başla­dığı Esselâm’da mendilin rengi neden mavi­dir? Gökyüzü mavi olduğundan mı yoksa mendil dilinde mavinin “kederlerdeyim” manasına geldiğinden mi?

Kalbe yük değildi bir mendil. Küslükler, dargınlıklar ipek mendil kuruyana kadardı. Küslük süresinin ölçü birimi budur gönül dünyamızda. Kurur kurumaz barışılır ve unutulur kırgınlıklar. Ancak diğer taraftan ömürler boyunca saklar hatıraları içinde, evladiyyelik idi mendiller… Hatıra mendilleri basılırdı eskiden. Emek emek işlenenlerinin yanına, sanayileşme ile birlikte baskılı olanla­rını da ekledi ecdadımız.

El emeği göz nuru tasarımlarla Osmanlı; değer atfettiği her olay, durum vs. için millî hafızamızı taze tutan hatıra mendilleri bastı ve halk’a dağıttı. Mesela Hicaz Demiryolu anısına mendiller tasarlanmıştır. Hem duyuru hem propaganda aracı olan hatıra mendille­rinin savaşa dair basılanları da vardır. Hatırla diyor yani ecdad, unutma ki uyumayasın. Savaş anısına, şehitler anısına, sergi anısına, açılış anısına, yıldönümü anısına… Bugünkü plaketler, anı tabakları yerine mendiller vardı. Hatıra mendili geleneği Cumhuriyet’in ilk yıllarında da devam etmişti aslında.

Unutma, dedi ecdad. Unutmayalım biz de. Dünü de, bugünü de. Hatıra mendilleri olsun gönüllerimiz. Bir bir nakşedelim “Kudüs kır­mızı çizgimizdir” sözünü… Sürü sürü İsrail askerinin arasında başı dik yürüyen o çocu­ğun bağlı kara gözünü… Nasıl bir körebe oyunudur bu? Vicdanı kör olanların karanlık oyunudur bu! O çocuğun her bir yaşı için bir düğüm atalım gönül mendilinin ucuna. Sıkı sıkı 14 kez düğümleyelim. Öyle ki bu oyun bozulmadan çözülmesin, çözülemesin. Af dilemek için boynuna mendil bağlardı eskiler. “Görmedim, duymadım, bilmiyorum” diyen­ler, boyunlarına mendil bağlayıp af diler mi bir gün acaba Filistin’den?

Şairin de dediği gibi “Söylesem tesiri yok, sussam gönül razı değil!”. Hani “insan hakla­rı” diyenler, hani demokrasinin sırrına erenler, hani hak-hukuk deyince aslan kesilenler! Hani medeniyim diye kendini beğenenler! Şimdi nerdeler? Millî Şair Mehmet Akif “işte burda, görün!” diye işaret ediyor, görüyor muyuz ve şöyle haykırıyor, duyuyor muyuz?

“Medeniyet denilen maskara mahlûku görün!

Tükürün maskeli vicdanına asrın, tükürün!”

Bu dizeler yazılalı bir asır olmuş, hatta bir asır 5 yıl… Lakin insanlık yine hüsranda… Yüzyıllar farklı, çehreler farklı, deriler rengâ­renk. Vahşetler birbirine yine denk. Maskeler çeşit çeşit, yüzsüz yüzlerde… “Dahilî ve haricî bedhahlar” kimi sinsi özlerde, kimi “sublimi­nal”, kimi açık açık sözlerde… Korkutuyorlar. Hâlbuki “Allah, kuluna kafi değil midir? Durmuşlar da seni O’ndan başkalarıyla kor­kutuyorlar.” (Zümer Sûresi/36).

Hz. Peygamber’i Mekke’den Kudüs’e götürdüğü o gecede şanı yüce Allah’ın bah­şettiği şu ayetleri hatırla gönül mendili. Hatırla ki bu ayetler; her tarafından kuşatılmış­ken Müslümanlara öğretilmişti: “Rabbimiz, unuttuklarımızdan ya da yanıldıklarımızdan dolayı bizi sorumlu tutma. Rabbimiz, bizden öncekilere yüklediğin gibi bize de ağır yük yükleme.

Rabbimiz, kendisine güç yetiremeyeceğimiz şeyi bize taşıtma. Bizi affet, bizi bağışla. Bizi esirge, Sen bizim mevlamızsın. Kâfirler topluluğuna karşı bize yardım et.” (Bakara Sûresi/286).

Mesafeler ihanet eder mi? Gözden ırak diye gönülden de mi ırak olmalı Kudüs? Mesela gözden ırak ama gönle yakındır Irak. Mesela şimdi çok uzaklarda Medine; oysa “Yarım kal­mış gençliğimi alarak / Yaşlı gözlerle sonsuz ufka dalarak / Gönlümü bıraktım Medine’de / bir kış ikindisi.”

Yaraları sarar bir mendil, gözyaşını siler, hüznü damıtır. Yırtılır gece ve “âh”larla çev­rilir ucu. Nakış nakış Kudüs işlenir tam da kal­bine gecenin. Taşınır kalbin üstünde sonra. Çünkü kalbe yük değil bir mendil.

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

Teheccüd Ezanı / Şeref Akbaba
Saklı Mektuplar 98 / Şiraze
Vaveyla / Ferhat NİTİN
Virgül / Mehmet Sertpolat
Tecellî / Birol Yıldırım
Tümünü Göster