Roland Barthes ve Metin Üzerine

16
Görüntüleme

Fransız denemeci Barthes, göstergebilim ve metin kuramı üzerine yazdığı denemeleriyle dikkatleri üzerine çekmiştir. Eleştirel okuma ve yazmaya yeni bir boyut kazandıran düşünür, özellikle dil ve metin bağlamında söyledikleriyle geniş yankılar uyandırmıştır. Ona göre metin, dilin bizzat açılmasıdır. Dilin dil ötesi bir işleve de sahip olduğu gerçeğinden hareketle dili ve dilin dile karşı koyma eylemini öne çıkarır. Dildeki anlamı, bilinçli bir serüvene dönüştürme eğilimindedir. Yazıyı, sabanın toprakta bıraktığı ize benzeten Barthes, bunu anıtsal bir metafor olarak değerlendirir.

Barthes, yazıyı toplulukların kendile­rini “diğerlerinden ayıran bir ritüel” olarak gördüklerinden bahseder. Yazı, insanlık tari­hinde, tanıklık özelliği öne çıkan bir momen­tumdur. Varolması okunurluğuna bağlı değildir. Yazı, yarıklar açar, kazır ve kendini kazır: kâğıt ya da kil, taş ya da papirüs, yazı tüm bunları kazar, yarar, parçalara ayırır. Yazı bir çatlaktır, bir tmesistir. Barthes, yazıyı heykele benzetir. Maddeyi oyup ona şekil vermek neyi ifade ediyorsa, yazı da kazıldığı yerde kalıcıdır ve asla hata kabul etmez.

Yazı, gerçekte kazınan bir yüzeydeki çatlaktır. Bu çatlak, zamana karşı direnç gösterir. Anlam ve bağlam, bu çatlakta daima yenidir. Çünkü okur, onunla karşılaştığı anda, o kendini yeniden var eder. Bu yönüyle yazının süreksizliği her şeyden daha kıymetlidir.

Yazmak, kâğıdın ötesine geçmektir. Dile ait olan ses, kelime ve cümlelerin estetikle buluşması, yazının metafizik bir alana geçmesi­ni sağlar. Dolasıyla yazı, soylu bir eylemin varlık kazanması olarak kabul edilebilir. Yazmak, bu bağlamda bir duruşa sahip olmaktır.

Yazmak, duygu ve düşünceyi resmetmek kadar, imgeyi dile dökmektir aynı zamanda. Yazmak, hayatı tescillemektir kendi adına. Yazmak, varlığa mülkiyet kazandırmaktır. Hayatı, anlamlı bir bütün haline getirmek için küçük seslerden kocaman bir dünya yaratmaktır, yazmak…

Bir yazıyı, metni okumak demek, yüzyıllardır uyuyan geçmişi uykusundan uyandırmaktır. İnsanların dil vasıtasıyla şifreledikleri hayatı çözmek, onun sırlarına vakıf olmaktır. Metin bu yönüyle geçmişin ürettiği bütün dramatik tabloyu barındıran ve bizi kendini ifşaya çağıran fenomenolojik bir güzelliktir.

Bir metin üretmek, dili yeniden düzenlemektir. Yazar, yazdığı metin aracılığıyla okura ulaşır. Ve bu iletişimin zamanı yoktur. Asırlar, bu buluşmaya asla engel teşkil etmez. Yazarın bıraktığı “çatlak”tan içeri giren okur, biliş düzeyine uygun bir eylemle onun dünyasına girmeyi başarır. Bu buluşma, nadir bir hazzın duyumsanmasıdır.

Okur, dil yetisiyle oluşturulan metnin dünyasına girdikçe an’ın temel öznesi olarak sahneye çıkmış olur. Sözcük cennetinde yeniden yapılanan dili, apayrı bir hazla anlamlandıran okurun bu tavrı, ütopik bir dünyaya karşılık gelse de tarifi neredeyse imkansızdır.

Bir metinde sözcüklerle oluşturulan ihtişamın temel nedeni yazarın kendisi midir, yoksa karşılaşacağını umduğu okur mudur? Bu sorunun cevabı, yazıyı metaforik bir varlığa dönüştüren asli nedene, belki de ilk olana, yani söz’e/kelam’a götürecektir. İnsanın bilgeliği belki de burada gizlidir.

Barthes’e göre yazar, daima kurmacaların dünyasına doğru çekilerek savaşa dâhil olur. Bu durumda yazar, imge savaşında bir oyun­caktan başka bir şey değildir aslında. Her zaman mekandışıdır. Çok anlamlılığın etkisiyle körlük dünyasına sürüklenir. Anlam savaşı için kuşanan yazarın değeri bu noktada sıfırdır. Hem her şeyin kendisinden beklendiği kişidir, hem de hiç kimsedir. Metnin anlam ve haz paradoksu içinde kıvranan öznedir, yazar.

Metin, mevsimsiz bir hazzın uç noktasındadır. Okurla buluştuğu anda coşkuya dönüşür. Metne hâkim olan gizemin perdesi okur tarafından aralanınca hem metnin kendisi, hem de okuru arasında farklı boyutta, mahrem bir ilişki ortaya çıkar.

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

Teheccüd Ezanı / Şeref Akbaba
Saklı Mektuplar 98 / Şiraze
Vaveyla / Ferhat NİTİN
Virgül / Mehmet Sertpolat
Tecellî / Birol Yıldırım
Tümünü Göster