Bir Umuttu Hayat

16
Görüntüleme

/Bir umut…/

Deniz tarafından usul usul esen rüzgâr bedenleri nazikçe okşuyor, insanların yorgun ruhlarına hoş bir rahatlık sirayet etmesine vesile oluyordu. Öyle ki etraftan insanların neşeli sesleri duyuluyordu. Uzunca bir kuyruktan sonra sıra bana gelince otobüse bindim. Her zaman yaptığım gibi en arka koltuklardan birine yöneldim. Sağ taraf cam kenarına oturdum. Elimdeki pasonun alt tarafında yer alan ve akbil takmak üzere daire biçiminde kesilen kısma bir süre öylece baktım. Bu durum gülümsetti beni. Otobüs hareket etti, şehrin kalabalığında yavaş yavaş ilerlemeye başladı. Günün yorgunluğuyla olacak başımı cama dayamamla birlikte gülümsememe vesile olan süreç zihnimde canlandı.

Üniversitenin merkez kantinine henüz girmiştim. Oturacak müsait bir yer arıyordum ki gözüm camdaki ilana ilişti. Büyük harflerle yazılmış “Öğrenciye indirimli ehliyet kampanyası!” ifadeleri dikkatimi çekti. Yaklaşıp daha yakından baktım bu yazıya. Sürücü kursunun adını, adresini, tele­fon numarasını not defterime yazdım. Çayımı alıp gözüme kestirdiğim bir yere oturdum. “Kurs karşıda, ama fırsat bu fırsat!” diye kendi kendime söyleniyordum. Hem ucuz, hem derslere gitme mecburiyeti yoktu. Ne kadar güzeldi. On sekizime yeni girmiştim. Üniversitede vakitten çok ne vardı ki. Şu ehliyet işi de çıksındı aradan hayırlısıyla… İyi olurdu.

/Bir umuttu hayat./

Ertesi gün hiç vakit kaybetmeden sürücü kursunun yolunu tuttum. Kadıköy, Eminönü derken gide gide Okmeydanı’na ulaştım. Trafik yine her zamanki gibi çekilmezdi. Otobüsten indim. Biraz da yürüdüm. Sora sora kursu buldum. Gerekli şartlar ve istenen belgeleri öğrendim. Kursa gelmeyecek sadece imtihana girecektim. Bu şekilde anlaştım. İstersem yazılı imtihandan sonra direksiyon derslerine katılabilecektim. Ücreti ve gerekli evrakları birkaç gün içinde getireceğimi ifade ederek oradan ayrıldım. Aynı yolu tekrar döndüm. Trafik daha da artmıştı bu arada.

Birkaç gün sonra evrakları teslim ettim ve kurs ücretinin ilk taksitini ödedim. Çalışmak için bir de kitap aldım. İlk Yardım, Trafik, Motor… Öğrenmeden olmazdı. Araba dediğin dört tekerlekli şeytandı bir yerde…

Yazılı sınav günü gelip çattığında ben de artık hazırdım. Aynı yollara bir kez daha düştüm. İki sa-atlik bir yolculuktan sonra ancak varabildim. Kurs merkezinde toplandık, ardından sınav yapılacak okula geçtik. Belirlenen sınıflara yerleştirildik ve sınava girdik. Akşama hemen netice açıklandı. Geçmiştim tabii ki.

/Bir umuttu hayat. Bazen umduğunuza ererdiniz./

Sırada direksiyon uygulama sınavı vardı. Haliç kenarında hoş bir yerde derse katıldım. Birkaç tur sonunda eğiticinin “Sen bu işi biliyorsun, gelmene gerek yok!” demesiyle bir daha da gitmedim. Beklemeye başladım. Sayılı gün çabuk geçti. Uygulama imtihanının vakti geldi. Sıram gelince arabaya bindim, anahtarı çevirdim. O da ne! Araba çalışmadı. Derin bir nefes alıp anahtarı tekrar çevirdim. İkinci denememde çalıştı neyse ki. Gayet rahat bir şekilde yol alıyordum. Söylenenleri tek tek yaptım. Turu tamamlayıp başladığım yere geldim. Tam duracakken bir aksilik daha olmaz mı? Ben gaza bastım, yan taraftaki kurs görevlisi frene mi bastı yoksa başka bir şey mi oldu anlayamadım, ama araç aniden bağırmaya başladı. Vitesi boşa alıp freni çektim ve arabadan indim. Akşam bin bir endişeyle neticeyi öğrenmek için telefon açtım. Sonuç az çok belliydi, ama neyse. Ümit fakirin ekmeğiydi bir yerde.

/Bir umuttu hayat. Bazen umduğunuza ererdiniz. Ama bazen hayal kırıklıklarınız olabilirdi./

Her şerde bir hayır gizlidir, derler ya ona sayalım artık. Uygulamayı geçememiştim. Neyse ki iki hafta sonra tekrarı vardı. Yine aynı mekân… Yaptığım talimler sayesinde olacak bu sefer işlem tamamdı.

Ehliyeti almak için bütün şartlar yerine gelmişti artık. Dosya teslim edilecek ve ehliyet alınacaktı. Son bir defa daha kursun yolunu tuttum. Kursta evrakları teslim eden adam, ellili yaşlarda, bu işe ömrünü vermiş birine benziyordu. “Dosyayı doğruca İlçe Emniyet Müdürlüğüne götürecek­sin!” diye iyice tembih etti, yetmiyormuş gibi bir de kâğıda yazdı ve elime tutuşturdu. “Tamam, anladım abi!” desem de görevli hâlâ kendi sözündeydi. Adam “Bak geçen gün ben Beyoğlu dedim bir kursiyer Beşiktaş’a gitmiş…” diye söylene dursun ben dosyayı aldığım gibi odadan çıktım. Peşimden dış kapıya kadar gelen ve her hâlinden yardımcı olmaya çalıştığı anlaşılan adamın “Bak, ta karşıdan gelmişsin, memurlara iki paket sigara almayı unutma. Böylelikle işin yarına kalmaz ha!” sözleri son duyduğum ifadeler oldu. Ne demek istediğini pek de anlamamıştım.

Tek otobüsle Beyoğlu’na ulaştım. Yolun hemen karşısındaki Emniyet Müdürlüğü binasına yönel-dim. Tam binadan içeri girecektim ki kurstaki adamın söylediklerini hatırladım. Şeytan yaklaştı bir yerlerden. Anlamadığım şeyi anımsattı. Hemen ikna oldum bu fısıltıya. Bütün bildiklerini unuttum sanki. Etrafıma göz gezdirdim. Hemen sağ taraftaki büfeyi fark ettim. En kalitelisinden iki paket sigara aldım ve dosyanın arasına koydum. Doğruca binaya girdim ve ikinci kattaki ehliyet-ruhsat bölümüne çıktım. İçerisi epeyce kalabalıktı. Karakolun soğuk havası herkesin yüzüne sirayet etmişti sanki. Tedirginlikler hemen belli oluyordu. Oysa altı üstü bir ehliyet alınacaktı.

/Bir umuttu hayat. Bazen umduğunuza ererdiniz. Ama bazen hayal kırıklıklarınız olabilirdi. Soğuk yüzler, karışık işler çıkardı karşınıza./

Evrak teslim masasında sadece bir kişi vardı. Yavaş ve ürkek adımlarla masaya yaklaştım. Dosyayı uzattım. Dosyayı alan memur içinden çıkan sigaraları el çabukluğu ile masanın çekmecesine attı. Bu, işin yolunda gittiğinin ilk işaretiydi aslında. Titrek ses tonuyla zar zor “Abiciğim, karşıdan geliyorum. İşim bugün biter değil mi?” diyebildim. Yüzü biraz öncekine nazaran daha yumuşak bir hâl alan memur “Biraz bekle!” dercesine bir işaret yaptı ve arkadaşının yanına gitti. Bir süre konuştuktan sonra tekrar döndü. “Yaparız bir şeyler.” dedi ve yerine oturdu. Biraz olsun rahatlamıştım.

Vakit öğleye doğru yaklaşıyordu ki sigaraları alan memur elbiselerini giyip ortadan kayboldu. Bir süre bekledim, ama gelmedi. Sonra elinde listeyle gelen başka biri “İsimlerini sayacaklarım beklemesin, işlemleri bugün bitmez!” dedi ve ekledi “Diğerleri dışarıda dursun, yemekten sonra devam edeceğiz.”

Listedeki isimler okundukça adımın gidecekler arasında olmayacağı yönündeki ümidim artsa da maalesef sonunda benim de ismim zikredildi. Yaşadığım hayal kırıklığı mıydı yoksa Allah’ın tokadı mıydı bilemedim.

/Bir umuttu hayat. Bazen umduğunuza ererdiniz. Ama bazen hayal kırıklıklarınız olabilirdi. Soğuk yüzler, karışık işler çıkardı karşınıza. Ne olursa olsun doğru olandan şaşmamak gerekti./

Kalabalıkla beraber merdivenlerden inip sokağa çıktım. Doğruca durağa yöneldim. İlk gelen oto­büse bindim. Üzerinde akbil takılı pasomu otobüsün önündeki butona uzattım. Yetersiz bakiye anlamına gelen ve hiç hoşlanmadığım o lüzumsuz ses ortalıkta yankılandı. Herkes bana bakıyor gibiydi. Utandım. Çaresizce otobüsten indim. Yürüyerek Taksim Meydanı’na vardım. Otobüs duraklarının hemen yanındaki akbil dolum büfesine girdim. Cüzdanımı açtım, boş… Elimi cebime attım, boş… “Allah, Allah!” dedim kendi kendime. Büfeden çıkmak zorunda kaldım. Cüzdanıma, cebime iyice baktım. Ama netice değişmedi.

Aldığım iki paket sigarayı hatırlamam uzun sürmedi. Hesapsızca yaptığım iş neticesinde peş parasız kaldığımı ancak anlayabilmiştim. Bir süre ne yapacağımı bilemeden öylece dolaştım. Kalabalıktan sıyrılıp yol kenarındaki bankın birine oturdum. Başımı iki elimin arasına alıp bu sıkıntılı durumdan nasıl kurtulabileceğimi düşünmeye başladım.

Lise yıllarında bir hocamızın derste anlattığı emanet konusu aklıma geldi. Hocamız, “Karşıya geçtiniz yahut uzak bir yere gittiniz ve dönüş için yanınızda paranızın olmadığını fark ettiniz. Bu durumda evinize nasıl dönersiniz?” diye bir soru yöneltmişti sınıfa. Değişik görüşler ortaya atılmıştı, ama hiçbiri çözüm olabilecek türden değildi. Öğrencilerden birinin “Güvenilir bir yer bulur, durumu izah ederim. İhtiyacım kadar para talep ederim. Gerekirse emanet olarak da kimliğimi bırakırım.” deyince hocamız bu zeki öğrenciyi önce kendisi alkışlamış, sonra da bütün sınıfa alkışlatmıştı. Hayat tecrübesi böyle bir şeydi demek ki. Bu zamanda bana inanacak böyle bir yeri veya kişiyi nasıl bulabileceğimi düşünürken minarelerden ezan sesi yükselmeye başladı. Heyecanla yerimden fırladım.

/Bir umuttu hayat. Bazen umduğunuza ererdiniz. Ama bazen hayal kırıklıklarınız olabilirdi. Soğuk yüzler, karışık işler çıkardı karşınıza. Ne olursa olsun doğru olandan şaşmamak gerekti. Mutlaka yeni yollar açılırdı./

Camiye vardığımda ezan henüz bitmişti. Abdestimi tazeledim ve içeri geçtim. Caminin manevî havasına kapılan cemaatle saf tuttum. Gözüm imamın üzerindeydi. Her nedense namazdan sonra imama yaklaşıp derdimi anlatma cesaretini bir türlü kendimde bulamadım. Ne kadar zormuş iste­mek. Alan el olmak ne de kötüymüş. Allah kimseyi muhtaç etmesindi. Ben cesaretimi toparlamaya çalışa durayım cemaat ve imam bir bir ortadan kayboldu. Büyük bir hayal kırıklığı içinde caminin bahçesinde müsait bir yer bulup oturdum. Karar vermiştim. İkindi namazını bekleyecek, bu sefer imamla mutlaka görüşecektim. Acıkmıştım, ama musluktan su içmekle yetindim.

Nihayet ezan okundu, cemaat yine toplandı. İmam önde, cemaat arkada ikindi namazı eda edildi. İmamın yanına yine yaklaşamadım. Derdimi bir türlü anlatamadım. Sadece “Allah’ım bana bir yol göster!” diye uzun uzun dua etmekle yetindim.

Ümitsiz bir şekilde camiden çıktım. İki elimi iki cebime atıp yürümeye başladım. Sağ cebimde bulunan pasoyu gayriihtiyari elime almıştım ve parmaklarımın arasında can sıkıntısından olacak dolaştırıyordum. Gözüm birdenbire pasonun üzerindeki akbile ilişti. “Tabii ya!” dedim kendi kendime. Buydu.

/Bir umuttu hayat. Bazen umduğunuza ererdiniz. Ama bazen hayal kırıklıklarınız olabilirdi. Soğuk yüzler, karışık işler çıkardı karşınıza. Ne olursa olsun doğru olandan şaşmamak gerekti. Mutlaka yeni yollar açılırdı. Bir umuttu hayat…/

Hızla tekrar akbil dolum ve satış büfesine gittim. Akbili verdim ve depozitosunu aldım. Büyük bir zafer kazanmış gibiydim. “Elhamdülillah!” dedim içimden. Önce üç bilet aldım. Biletin biriyle Mecidiyeköy’e geçecek, ikisi ile de oradan karşıya devam edecektim. Kalan parayla da güzel bir karışık tost yedim. Açlıktan olsa gerek tostun tadına doyamadım. Param olsa mutlaka bir tane daha alırdım. Her şey yoluna girmişti artık. Şükrettim.

Oturanların ayaklanmasıyla oluşan kargaşa, zihin dünyamdaki bu kısa süreli yolculuğu da nihayete erdirdi. Etrafa daha dikkatli bakınca ineceğim durağa geldiğimi fark etmem zor olmadı. Başımı camdan çekip doğruldum ve inmek üzere hazırlandım.

Şehrin üzerine yavaş yavaş karanlık çökmekteydi. Akbili olmayan pasoya şefkat dolu gözlerle bir kez daha baktım ve sonra onu gülümseyerek cebime koydum.

/Bir umuttu hayat./

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

Ahsenü’l-Kasas / Şeref Akbaba
Ege Türküsü / Ali Yaşar Bolat
Semender / Ebubekir Koçak
Bir Umuttu Hayat / İbrahim Kaya
Eksik Yanım / Nurşah Karaca
Tümünü Göster