Cemal Şakar Öyküsüne Genel Bir Bakış

16
Görüntüleme

Yaklaşık kırk senedir öykü yazan Cemal Şakar’ın öyküleri bu süre içerisinde be­lirli değişimler ve dönüşümler yaşamıştır. Cemal Şakar’ın öykücülüğünü belirli evrelere ayıracak olursak ilk üç kitabı olan Gidenler Gidenler, Yol Düşleri ve Esen-lik Zamanları öykücülüğünün ilk evresi olarak kabul edebiliriz.

Kitapların isimlerinden de anlaşılacağı üzere bu kitaplardaki öykülerde genel­likle yol ve yolculuk imgesi başat öğe olarak karşımıza çıkar. Öykü kişileri içle-rinde besledikleri yalnızlıklarıyla bera­ber yollara düşer. Ancak bu hal bir kaçış değil, arayıştır. Çatışmaların son bulduğu, ruhun sükûna erdiği o kapının aranışı… Yazar bunu “Yolculukadlı öyküsünde şu şekilde dile getirir “Ben tükenen be­raberliklerin değil, ulaşamadığım üret­ken yalnızlıkların peşindeyim. Zamana sığmayan bir zamanın, zamanın dışındaki bir yerin bir makamın arayıcısıyım. İnsanın yeryüzüne gönderildiği an/mekân işte birkaç adım ötemde. Ben daha ileriye, daha ileriye gitmek istiyorum.”

Ancak yola koyulmak kolay değildir. Kahramanlar bazen gitmek ve kalmak arasında kalakalırlar. Kalmanın ıstırabı da insana her an başka haller yaşatır. Ayrıca bu öykülerdeki geçmişe duyulan özlem, sosyal değişmeler, yitirilen değerlerin acısı, kalp kırıklıkları, ince hüzünler vs. yol ve yolculuk imgelerini besleyen öğeler olarak karşımıza çıkar.

Cemal Şakar’ın bu ilk dönem eserle-rine acemilik öyküleri olarak bakmanın yanlış olacağı kanaatindeyim. Yazar, ilk kitabında ne kadar ustaysa şu anda der-gilerde yayınlanan öykülerinde de o kadar ustadır. Değişen sadece konuların tahki­ye edilme düzeyidir. Yazar bu ilk dönem eserlerinde dile hâkim, sadelikten taviz vermeyen ancak basitliğe de düşmeyen bir öykücü olarak ön plana çıkmıştır.

Yazarın 2003’te yayınlanan Pencere ve 2008’de yayınlanan Hayalperdesi adlı öykülerini ise ikinci döneminin ilk öyküleri olarak değerlendirebiliriz. Bu iki kitaptan ilki olan Pencere’yi, edebiyatımızdaki bel­ki de en etkileyici dostluk öyküsü olması yönüyle ayrı bir yere koymak lazım. Biri felçli, yatağa mahkûm; diğeri diyar diyar gezip kendi kaderi peşinde sürüklenen iki dostun yıllar sonra karşılaşmaları öyküde farklı bakış açılarıyla yansıtılır. Öykü konu olarak önceki kitaplardaki öykülere ben­zemesine rağmen girişteki sinemato­grafik anlatımı ve konunun farklı bakış açılarından yansıtılmasıyla ileriki yıllarda yazacağı yenilikçi öykülerin prototipi niteliğindedir. Ayrıca öykü hacim yönün­den de Şakar’ın yazdığı en uzun öyküdür.

Cemal Şakar’ın ikinci dönem eserle-rinin ilki 2010 yılında yayınlanan Sular Tutuştuğunda adlı öykü kitabıdır. Bu kitabıyla Şakar’ın öykülerindeki öznenin tahkiye edilme düzeyi “biz”den “öteki”ye doğru evirilmeye başlar. Önceki öykülerde yer alan yol, yolculuk, sosyal değişmeler, eskiye duyulan özlemler gibi bize ait olan kavramlar yerini; Ortadoğu’da yaşanan savaşlar, bombardımanlar, soykırımlar, terör olayları, cinayetler gibi kavramlara bırakır.

Ayrıca yazarın bu dönemde yazdığı öyküler, sadece Ortadoğu’yla da sınırlı kalmaz. “Har” öyküsünde olduğu gibi bazen tarihi olaylara, “Alemdağda Var Bir Panço” öyküsünde olduğu gibi değerlerin karikatürleşmesine değindiği öyküleri de vardır. Yazarın bundan sonra yayınlanacak olan Mürekkep, Portakal Bahçeleri, Kara, Adı Leyla Olsun, adlı öykü kitaplarıyla da bu izlek üzere yoluna devam edecektir.

Şakar’ın bu dönemde yazdığı öyküleri Ertan Örgen’in ifadesiyle kara gerçekçi öyküler olarak niteleyebiliriz.

Ertan Örgen kara gerçekliği şu şekilde tanımlar: Postmodern anlatımın keyif vericiliğine bir tepki olarak gerçekliğin üstünün örtülemeyeceği iddiasıyla bü-tün bu sanal estetiğin uyuşturuculuğuna karşı çıkan, sert bir gerçekliği ideal adına sunan metinlere “kara gerçeklik” denilebileceğini bir kez daha yineleyelim. Cemal Şakar, özellikle son öykülerinde ülke ve İslam coğrafyası etrafında olup bitenleri bu şiddetli gerçekliğin imajlarıyla örselemek adına böylesi bir anlatım biçi­mine ilerlemektedir. (Hece Öykü Dergisi Sayı: 61)

Ayrıca yazarın bu dönemdeki öykülerinin konu olarak birbirleriyle paralellik göstermesine rağmen, biçimsel yön­den modern ve postmodernin sınırlarını zorlayan, kimi zaman görsellikten, kimi zaman internetin imkânlarından faydalanarak deneysel arayışların ürünü olarak karşımıza çıktığını görüyoruz.

Cemal Şakar’ın öyküleri konusunda daha birçok şey söylenebilir. Ancak sözü daha fazla uzatmadan genel bir değerlendirme yapacak olursak şunları söyleyebili­riz: Öyküleri insanın yanı başında olup biten zulmü bir acı olarak hissettirmek amacındadır.

Ayrıca Şakar, öykünün özünün olmasa bile ortaya çıkmasının biçim işi olduğunu bilen öykücülerdendir. Öykülerinde dik­kat çeken en belirgin özellik birçok öyküsünde denediği biçimsel yenilikler­dir.

Ancak yazar bu biçimsel yenilikleri gerçekleştirmeye çalışırken sorumlu­luk bilincini duyuracak kodları da biçi­min içine yerleştirir. Ayrıca bu öyküler-de gerçeklerden kaçış değil, gerçeğin acılı yüzünü sert bir dille iletme söz ko­nusudur. İnsanın idealler içerisinde var olabileceği, umudun daima bulunduğu hissettirilir.

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

Ahsenü’l-Kasas / Şeref Akbaba
Ege Türküsü / Ali Yaşar Bolat
Semender / Ebubekir Koçak
Bir Umuttu Hayat / İbrahim Kaya
Eksik Yanım / Nurşah Karaca
Tümünü Göster