Yaşar Kaplan’ın “Sıfırüç Depremleri”

29
Görüntüleme
“Herkes kendi romanını yazsa, kurtulur bu
ülke, kurtulur yeryüzü”
Yaşar Kaplan

Hikâye, “biz”i yani insanı anlatan edebi bir türdür. Epopeden post-modern anlatıya varıncaya kadar çeşitli isimlerle tasnif ettiği­miz metin türleri, aslında kendi varlığını sor­gulayan insanın iç sesinin dışavurumundan başka bir şey değildir. Anlatı, aynı zamanda bir düşünme biçimidir. Buna göre, dil aracılı­ğıyla kendini ifade eden sanatçı; bir bakıma sahip olduğu düşünce dünyasını bu vasıtayla aktarmış olur.

Yaşar Kaplan’ın “Sıfırüç Depremleri” “insanın varoluşu”nu sorgulayan uzun bir hikâyedir. Safları sıklaştırılmış bir söylem, derinlik psiko­lojisiyle kendini çarmıha geren İsevî bir vicdan ve sorumluluk hissiyle sarsılan bir süjenin iç haykırışıdır bu hikâye. Toplumsal varoluşu, milli bir duruşla resmetmenin zorluğudur bu. “Sesli bir düşünme” biçimi, iç aynalar­da kırılıp yansıyan bir çığlık ve amansız bir yüzleşmenin yarattığı müthiş bir zelzele.

Sıfırüç Depremleri, her şeyden önce yapı ve anlatı bakımından dikkat çeken bir eserdir. Yazar anlatıcının sesini teslim ettiği kah­ramanlar, öykü boyunca çoğulcu bir bakış açısıyla “biz”e yeni pencereler açar. Eserin tamamına hâkim olan “iç monolog/bilinç akışı” kahramanların iç öykülemeyi ben odaklı bir tarzda yansıtmalarına neden olur. Bu bağlamda kahramanların benlik sarsıntıla­rı, okuyucuya çağrışım değeri yüksek sanatsal imgeler olarak görünür.

Hikâye bir sorgulamayla başlar. Kahraman, olay örgüsünde belirdiği ilk andan itibaren “arayan” ve “neyi nasıl araması gerektiği­ni” bildiği halde “yanılgıların” kendisi için nedenli kıymetli bir “engel” olduğunun da bilincindedir.

“Diyorum ki ben, istemiyor musunuz? Bir yanılgıyı, daha yarı yerinde kesmek istemiyor muyuz? Bir yanılgının, daha başlangıcında terkedilmesini istemiyor muyuz? Yanılgımızı görmek istemiyor musunuz, kabullenmek istemiyor musunuz? (s.10)

Yaşar Kaplan, hikâye ile düşünmeyi ve düşün­dürmeyi seçer. İnsanın zaman ve mekânla ilişkisini sosyo-politik bir bakışla irdeleyen Kaplan, her şeyi görüp anlatan öznenin kendinden yola çıkarak “biz”e ayna tutması, şuurlu bir bakışın yumuşak geçişkenliğini ustaca yapar. Kurmacayı kıymetli kılan yön­lerden biri de budur. Çoğul seslerin senfonik bir buluşmasıdır Sıfırüç Depremleri. Hikâye, bizim hikâyemizimdir, içinde hepimiz varız. Konuşan, tartışan, sorgulayan biziz.

“Diyorum ki ben, dostuz biz, kardeşiz, iyilikle onarmalıyız birbirimizi ve her şeyden önce de, insanca olmalı ilişkilerimiz. Birbirimize kızarken bile insanca olmalıyız, çünkü insan­ca olmayan her şey kardeşçe de olamaz… (s.11).

Kaplan, yaşanan olayları göstermekten çok anlatmayı tercih eder. Anlatıcının okuru göz ardı etmeyen tavrı, olayların yorumlanışını doğrudan etkilemektedir. Anlatıcının bakış açısı, seçtiği kavramlar ve yaklaşımı sadece teknik anlamda “ilahi” değil; anlatı düzlemi, uzamı ve üslubu itibariyle de ilahidir.

Anlatıcının inşa ettiği dil, bağlı olduğu kültür ve medeniyetin dilidir. Sıfırüç Depremleri’nde kurmacaya dâhil olan her şey, “şuurlu bir dille” anlatılmıştır. Her ismin bir im’i, imgesi vardır. Kurban, Sıtkı, Kürşad, Mehmed Emin, Esma… Bütün isimlerin sembolik bir boyutu vardır hikâyede. Hiçbir isim tesadüfen seçil­memiştir. İnce ince düşünülmüş ve kurma­ca bağlamında olay örgüsüne dâhil edilmiş isimlerdir.

Kaplan’ın öykücü kimliği değerlendirildiğin­de, onun anlatıya getirdiği “niyet”in bütün diğer hikâye unsurlarını etkilediğini görürüz. Anlatıdaki temel strateji, “niyet”e bağlı ola­rak gelişir. Buna göre “alışılagelmiş” bir serim bölümünü görmek mümkün olmaz. Didaktik bir söylevi hatırlatan çoğulcu konuşmalar, onun ne anlatmak istediğini göstermesi bakı­mından dikkatle irdelenmelidir. Her konuş­ma, her eylem bir aforizma olarak okunup yorumlanabilir.

“…çünkü insan tektir ve iyilikle kötülük tek, insan tektir ve iradesi tek… Özgün olarak yaratılan ve özgün olarak kalacak olan varlık insandır, değişmeyecek olan, iyi yanıyla da kötü yanıyla da bozulmayacak olan iyinin de kötünün de en aşırı uçlarında hep duracak olan varlık insandır”(s.18)

Kaplan’ın anlatıcı tipolojisindeki tavır, ide­olojik estetik diyebileceğimiz bir tavırdır. Anlatıcı tipleri, anlatıya yeni bir sarsıntı kat­mak üzere devreye girer. Çoğul anlatıcıların hemen hepsi neyi nasıl anlatmaları gerektiği konusunda şuurludurlar. Uzamda kaybolan “insan”ın dağılan parçalarını yeniden bir araya getirmek gibi bir görevi üstelenirler. Bu tipler; imamesi kopmuş, düşüp dağılmış tespih tanelerini toplamak ya da puzzle’ın parçalarını yerli yerine yerleştirmek zorunda olan kişileri temsil ederler.

Biri çıkıp “cephelerde kurbanlarımız, cephe­lerde kardeşlerimiz amansız ölümlerle şaka­laşırken biz buralarda bunalımlarla boğulu­yoruz, yapay sorunlarla…(s.27) derken bir diğeri; “denizde dörtnala atlar koşuyor, içim­de dörtnala atlar. Dur diyemiyorum içimdeki atlara, dizginleyemiyorum atlarımı…”(s.33) diyecektir.

Hikâyeye katılan anlatıcı kimliklerin olaya mesafesi yazarın niyeti ile mesajı arasın­daki aracı iradeyle sınırlandırılmıştır. Sıfırüç Depremleri’nin “merkezi”nde her yönüyle insan vardır. Yanılgısı, yılgısı, hırsı, adanmışlığı ve aldanışıyla insanın bütün hallerini okuyan büyük bir gözün uzamda konum değiştiren spesifik yanı vardır. Sorgulayan tipin söylediği “bu aşamada bizden beklenen tek şey, had­dimizi bilmektir” (s.38) repliği, kurmacanın merkezinde yer alanın insanın nihai durumu­nu da özetlemektedir.

Yaşamanın anlamını sorularda aramanın gerekliliğine inanır Kaplan. Ona göre, kuş­kuyu dağıtmanın en güzel yanı sormak­tır. Sorgulamak, var olmanın gereğidir. Öğrenmenin, fark etmenin ve farkında olma­nın tek yolu budur.

Hikâye, temel olarak bir “anlatma ve anlatı­cı” meselesidir. Kaplan, bu gerçeğin farkında olduğu için özellikle dil bağlamında oku­yucuyu kendi âlemine çekecek tarzda yeni­likler yapar. Şiirsel bir akışın hâkim olduğu hikâyeye katılan anlatıcı tipleri, olay örgüsü yerine dikkati “anlatı”nın kendisine çeker. Bu yönüyle şaşırtıcı bir kurguya sahip olan Sıfırüç Depremleri, şiiriyeti olan bir yapıyı da önceler.

Kaplan, olay aktarımı yerine bilinç akışıyla psikolojik sarsıntıları anlatmayı seçer.

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

Ahsenü’l-Kasas / Şeref Akbaba
Ege Türküsü / Ali Yaşar Bolat
Semender / Ebubekir Koçak
Bir Umuttu Hayat / İbrahim Kaya
Eksik Yanım / Nurşah Karaca
Tümünü Göster