Hayatın Kuramı, Kuramın Hikâyesi: Ansızın Hayat

37
Görüntüleme

Hayat, hepimizin ortak paydası. Ancak hiçbirimiz bir başkasının hayat algısına sahip değil. Hepimiz için hayat bir başka şey. Bu başkalık içerisinde yine çoğunluğun ortak noktası hayatı düşünmemek. Yaşadığımız hayatın ne olduğu, nasıl olduğu ya da nereye varacağı birçoğumuzun gündeminde yer almaz. Bu, belki de bir kaçıştır. Yaşanılan anlamsızlıkla yüzleşmekten kaçış. Hayat anlamsız mıdır peki? Tabii ki hayır! Anlamsızlık hayatın özünde değil, bizim ona giydirmiş olduğumuz elbisenin yakışmamasındadır. Bu yüzden çoğu zaman aynaya bakmak iste­meyiz. Aynaya bakmak insanın varlığıyla yüzleşip, varoluşunu sorgulama riskini barındırır. Niteliği üzeri­nde düşünülmeyen bir hayat rahat yaşanır. Ancak bu rahatlık en basit tabirle hayata karşı acımasızlıktır. Hayat bunu kabullenemez. Herhangi bir gün, her­hangi bir yerde, herhangi bir şekilde sen ondan kaçarken ansızın karşına dikilir ve “ben buradayım” der. O güne kadar kendini hissettirmeyen hayat bir bakışla, bir sesle ya da bir yağmur damlasıyla varlığını iliklerimize kadar hissettirir. Hayatın kendini hisset­tirmesi hiç de kolay ve erken olmaz. En sonunu, tükenişin son noktasını bekler. Öyle bir an onun -dolayısıyla kendimizin- farkına varırız ki orası geç kalmışlığın tam olarak kendisidir. İşte bu da hayatın bize karşı acımasızlığıdır. Bu noktada fark ediyoruz ki “yürümeden insan kendine varamıyor… o da zaman alıyor, bir ömür.” Hayatın bu acımasızlığıyla –aslında bu bizim kendimize olan acımasızlığımızdır-karşılaşanların hikâyelerini anlatıyor Necip Tosun “Ansızın Hayat”ta.

“Ansızın Hayat” kitabındaki öykülerin geneli hayatı ıskalayanların hikâyesi. Hayatı ıskalamak her an hepi­mizin başına gelebilecek bir durum. Cinsiyetimizin, yaşımızın, mesleğimizin ya da uğraşlarımızın ne olduğu hiç önemli değildir hayat karşısında. Herkes aynı tehlike altında. Nitekim bu hikâyelerin kahramanları da bütün bir hayatın içinden seçilmiş. Yaşlı-genç, kadın-erkek, ev hanımı-hâkim… Hayatın daha da acımasız yönü; kahramanlar arasında oku­makla hiç alış-verişi olmayanlar da var, okuyup yazmakla hayata isabet ettiğini zanneden kitapla içli dışlı olanlar da.

Hal böyleyken bu tehlikeden nasıl kurtulur, hayatı nasıl yakalayabiliriz? Öncelikle şunu bilmeliyiz ki hayat kuma kabul etmiyor. Hayatımızın merkezinde kendi hayatımız olmalı, gayri her şey onun uydusu. Hayatın anlamı yine hayattır, varoluşumuzdur. Hayatın önüne geçireceğimiz her şey hayattan kaçmaktır.

“K-A-Ç-M-A-K

Evet, sözcüğümüz bu. Çünkü hep kaçtın, hep, hep. Arzudan, heyecandan, ateşten. En çok da kendin­den. Fıtrattan. Tanrı sana bir hayat verdi. Ama sen onu öldürdün, hem de Tanrı için. Onu hep yanlış yorumladın. Çünkü ölümün her türlüsü öğretilmişti sana ama nasıl yaşanacağı öğretilmemişti.” Nasıl yaşanacağını bilmeyen kendi hayatından kaçar, kendi hayatından kaçan başkalarının hayatını yaşar, başkalarının rüyalarını görür, başkalarının hikâyelerin­de kurgulanır. Sonra anlarız ki “o ruh bizim değilmiş meğer, ruh da ansızın sırıtırmış insan üstünde.”

Hayattan kaçan bazıları gibi bazen de kitaplara sığınır, “kitaplarla hayatın bütün gizi çözeceğini, bütün yolları açacağını” sanan kahramanımız gibi düşünür ve kitapların içinde hayatı kaybederiz. Oysa kitaplardaki “hayatlar yaşamak için yaratılmamış… seyretmek için yaratılmıştır.” Ve sonunda anlarız ki aslında “Kitaplardan hayat gözükmüyor.” Bilmeliyiz ki “insan sözcüğün anlamını sözlüğe bakarak değil, ancak yaşayarak öğrenir… ve her insan sadece kendi sözlüğünü tamamlamak için yaşar.” Aslında hayat herkesin “kendine ait sözlüğü oluşturma serüvenidir.” Kendi sözlüğünü oluştururken insanın etrafındaki kabuğu kırması gerekir. Çünkü “Etrafta çember, oyuncak, sarıldığı hey şey kırılınca insan ortaya çıkıyor.”

Necip Tosun, hayatın hikâyesini yazmanın yanında kuramsal olarak da öykü üzerine kafa yoran bir yazar. Kuramsal çerçevedeki çalışmalarını “Modern Öykü Kuramı”, “Öykümüzün Kırk Kapısı”, “Doğu’nun Hikâye Kuramı”, “Öykümüzün Sınır Taşları”, ”Günümüz Öyküsü” ve “Öyküyü Sanat Yapanlar” isimli çalışmalarında kitaplaştırmıştır. Okuma, yazma serüvenindeki birikimlerini de bir rehber mahi-yetindeki “Edebiyat Atlası”nda bir araya getirmiştir. Biliyoruz ki edebi eserler de veren kuramcılar eserle-rinde kuramsal açıklamalar yapmaktan geri durmaz. “Ansızın Hayat”taki öykülerde de sık sık kuramsal göndermelere, öykü yazmanın ruhuna ilişkin ayrıntılara rastlıyoruz.

“Genç Ölmek” öyküsünde hikâyeyi yaşayanla yazan arasındaki kıyaslama; “Mürekkep Lekesi” öyküsünde yazarak her şeyi geri getirme, her şeyin canlanması ve çoğalması düşüncesi; “Hikâyenin Çağrısı” öyküsünde başkalarının hikâyelerinde yaşamanın sancısını duyup kendi hikâyesini yaşamak için yola çıkan kahramanın hissettikleri yazının ruhuna ilişkin ipuçları verir.

Tüm bu yapısıyla “Ansızın Hayat”ta Necip Tosun; hayatın ıskalanması ve ansızın karşımıza dikilmesi temel izleğiyle hayatın kuramını yazmış; öykü yazımı, hikâyenin kurgusu, yazarın hisleri gibi meseleleri anlatısına yedirerek de kuramın hikâyesini en ince şekilde anlatmıştır.

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

Ahsenü’l-Kasas / Şeref Akbaba
Ege Türküsü / Ali Yaşar Bolat
Semender / Ebubekir Koçak
Bir Umuttu Hayat / İbrahim Kaya
Eksik Yanım / Nurşah Karaca
Tümünü Göster