Kutlu Bir Sehl-i Mümteni

43
Görüntüleme

Hikâye; öznesi “insan” olan hayatı, za­man ve uzam kurgusu içinde yeniden tasarlayan bir türdür. Dilin imkânlarıyla varoluşu ifşa etme olanağı bulan Batılı aklın ürettiği hikâye ile günah çıkarma­nın mümkün olmadığı Doğulu kalbin an­latısı, “insan” bağlamında ayrı zeminlere oturur. Genel anlamda sanatsal bakış açı­şındaki farklılık buna dayanır. Resim, hey­kel, tiyatro gibi sanat şubeleriyle anlatı türleri bu farklı bakış açısına bağlı olarak kendine yaşam alanı bulur.

Tanpınar, Doğu-Batı ikilemi yaşayan ve bunu en iyi yansıtan sanatçılardan biridir. Onun “yekpare zaman” dediği hayatın doğal akışı, kendi şiirlerinde terennüm edilirken bu yekpare zamanın vücut bulduğu hikâyelerin ise Mustafa Kutlu tarafından anlatıldığını söyleyebiliriz. Tanpınar’ın anlatılarındaki güçlü kurgu, estetik kalem ile birleşince romanlarında girift bir anlatıma dönüşür. Hâlbuki Kut­lu’nun kalemi anlatının girift süslerine bulaşmadan Yunusça bir akış bulur. Bu akış, okuyucuya bir anlatıyı okuma de­ğil, seyretme imkânı sunar. Kutlu, kolay söyleyişin kapısını aralarken olup biteni kendi doğallığı içinde sehl-i mümteni bir derinlikle yapar.

Kutlu’nun hikâyesinde an’ın fotoğrafı ve/ya dönemin panoraması vardır. Onun anlatısında Anadolu ve bizim insanımı­zın hayat serüveni, yine kendine özgü bir üslupla anlatılır. Her bir hikâyesinde hayatı doğru okuyup iyi anlayan bir “tip/ karakter” vardır. Sağlam ve yapmacıksız bir dille inşa edilen hikâyeleri, “hikmet”e varan ana yolun küçük patikalarıdır. Sır­ra erme, onda varolma, kıssadan hisse çıkarmayı ustaca kurgular. Batı anlatısını Doğu’ya taşırken yepyeni bir kurmacayı yakalar.

Kutlu, hikâyelerinde çoğunlukla post-meddahlık kimliğiyle karşımıza çıkar. Kahvede çay içerken sade, süssüz ama bütün dikkatleri üstüne çeken meddahın tatlı diline teslim olur her şey. İskemlede oturan insanların “sıradan bir anı”nı tas­vir ederken bize ait olanı bir çırpıda ken­di bütünlüğü içinde yansıtıldığını ancak hikâye biterken anlarız. Toplumu doğ­ru okuyup yorumlayan Kutlu’nun “aşırı yorum”a kaçmadığını rahatlıkla söyleye­biliriz.

Hikâyeleri, çoklu anlam katmanlarına sa­hiptir. Ampirik okurun anladığı ile örnek okurun anladıkları birbirinden farklıdır. Kutlu’nun başarılı yönlerinden biri de,

her okurunu hikâyenin kurmaca dünya­sında tutabilmesidir. Toplumdan bireye, bireyden topluma geçişleri tümel ve tikel bir ustalıkla gerçekleştirir.

Kutlu’nun hikâyelerindeki izlek, genellik­le kent ve kentli etrafında şekillenir. Kent ve kentli hayatın getirdiği değişim ve dönüşüm, hikâyelerinde esas odak nok­tasıdır. Yalnızlık, yozlaşma, yabancılaşan bireyin bunalımları, yoksulluk, kimlik ça­tışması… gibi temalar hemen her hikaye­de görülebilir.

Metanın hâkimiyetiyle kaybolan metafi­zik, bir sancı gibi sirayet eder hikâyele­rine. Kentin cazibesine kapılan Anadolu insanı, yokluk ve yoksulluk içinde savru­lur. Modern hayata yenilen insanımızın yenilgisi, aslında topyekûn bir yenilgidir. Profan ve seküler hayatın geleneksel ola­na karşı sürdürdüğü tahakküm, kalaba­lıklar içinde yalnız ve kimsesiz olan insa­nımıza farklı maceralar yaşatır. Ruh, kalp ve akıl üçgeninde “mutsuzluk parodisi” iç mırıldanmaların sessiz hikâyeleri olur.

Kutlu, modernizme karşı geleneksel olanı koyarken dikte etmez, sohbet eder. Der­dini, düşüncesini, davasını naif bir dille ifade eder. İyi ve güzel olanı “insaflı” bir yaklaşımla çoğaltmayı seçer. Hikâyelerin­deki sembolik dil, zaman zaman ironi ve paradoksla birleşir. “Allah varsa trajedi yoktur” düsturunca olayları ajite etmek yerine ironiyle vermeyi daha doğru bulur. Bize özgü olanı modern zaman aracıyla ifade ederken şarka yakışan bir kimlikle var olmayı önceler Kutlu. Politik olana uyma yerine onunla hesaplaşmayı seçen Kutlu, kent olgusunu şarkî bir bakışla değerlendirir. Modern toplum yurttaşı ol­mak yerine “kendi olmak”, herkesleşme­mek ana vurgulardan biri olarak görülür.

Mustafa Kutlu, gelenekçi ekölü olduğu gibi kabul etmez. Onu, kutlu bir poeti­kaya dönüştürme derdindedir. Gayesi “insan” olan sanatçı, onun ontolojik var­lığını felsefi bir kaygıyla değil; daha basit ve anlaşılır bir olgu olarak ele alır.

Mustafa Kutlu, kentli yaşamın getirdiği değişim ve dönüşümü “dert edinmiş” ve bu olguyu hikâyelerinde “insanımızın açmazları” ortaya koymuştur.

Yengi ve yanılgılarımızı hikâyelerindeki tip karakterlerle yansıtan Kutlu, hikâye dünyasına yepyeni pencereler açmayı başarmıştır. Kutlu, Yokuşa Akan Sular’da 1980 sonrası toplumun geçirdiği deği­şim ve dönüşümü, Yoksulluk İçimizde hikâyesinde modernizm eleştirisini, Ya Tahammül Ya Sefer’de var olmanın fark­lı boyutlarını, Bu Böyledir’de geleneksel değerlerin yozlaşmasını, Sır’da bireyin ve toplumun modernleşmeyle başlayan bu­nalımlarını, Hüzün ve Tesadüf’te bireysel kaygıların topluma yansıyan taraflarını, Uzun Hikâye’de aidiyet meselesini, Bey­hude Ömrüm’de bir olgu olarak göçü, Mavi Kuş’ta sembolik olarak hayatın bir oyun eğlence yeri olmadığını, Tufandan Önce’de politik ironiyi, Rüzgârlı Pazar’da göç ve yoksulluk temini, Chef’te parayı, Menekşeli Mektup’ta aşkı, Kapıları Aç­mak’ta kimlik sorununu, Huzursuz Ba­cak hikâyesinde modernizmi, Tahir Sami Bey’in Özel Hayatı’nda kurmaca dün­yanın yapısını, Zafer yahut Hiç’te kentli bireylerin sorunlarını, Hayat Güzeldir’de şükür, kanaat, merhamet, rıza ve paylaş­mayı, Akasya ve Mandolin’de İstanbul’u, Yoksulluk Kitabı’nda her yönüyle kenti sehl-i mümteniyle göstermiştir.

Düşünce, Kültür ve Edebiyat Dergi­si Ay Vakti İdealonline Süreli Yayın Veri Tabanında.

www.idealonline.com.tr

Dergiye Erişim:

http://bit.ly/2PmjLRH

Ay Vakti’ni aşağıdaki adresten ta­kip edebilirsiniz.

https://idp.org.tr

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

Ahsenü’l-Kasas / Şeref Akbaba
Ege Türküsü / Ali Yaşar Bolat
Semender / Ebubekir Koçak
Bir Umuttu Hayat / İbrahim Kaya
Eksik Yanım / Nurşah Karaca
Tümünü Göster