Ali Haydar Haksal’ın Öykü Poetikası

40
Görüntüleme

Yazarlar, genel olarak yazma serüvenine bir düşünceden, bir akımdan ya da akıma dönüş­müş rol model bir sanatçıdan yola çıkarak başlar. Bu genelleme, Haksal için de geçerli. Diriliş ve Edebiyat dergisi ve doğal olarak Sezai Karakoç ve Nuri Pakdil’den hareketle edebi­yat dünyası ile tanışır. “Diriliş düşüncesi” ve “yerli düşünce” Haksal’ın genel anlamda ede­biyat, özel anlamda ise öyküde rotasını belirler. Müslüman bir duyarlılıkla, kendi medeniyeti­nin, kendi halkının öyküsünü yazmak ister. Bu yaklaşım için “İslami öykü”, kimi zaman da “metafizik öykü” tanımlamaları yapılmıştır. Bu öykünün genel özellikleri şu şekilde sıralanabi­lir: 1. Metafizik öykü; reel gerçeklikle değil, ree­lin arkasındaki ele geçirilemez olan sır’la ilgilidir. (Necip Fazıl’ın yaklaşımına göre) 2. Metafizik öykü; teknik olarak modern, içerik olarak yer­lidir. (Necip Fazıl, Rasim Özdenören, Sezai Karakoç ve Cahit Zarifoğlu’nun düşüncelerine göre. Söz konusu sanatçıların hepsi en az bir yabancı dil bilmektedir ve sanata bakış açıların­da Batılı sanatçılar etkilidir.) 3. Metafizik öykü, öykünün teknik unsurlarına yaklaşım biçimi olarak İslam sanatlarının temel unsurlarından biri olan soyutlamayı eksen almaktadır. (Necip Fazıl, Sezai Karakoç, Rasim Özdenören, Cahit Zarifoğlu’na göre) 4. Metafizik öykü, gelenek­sel anlatılar ve kitaplarla bağ kurarak simgesel anlatımı yoğun kullanır. 5. Metafizik öyküde tiplerden çok modern bireyin iç derinliği, arayışı işlenmektedir. (Sezai Karakoç’un “kasaba ede­biyatı” kavramına göre) 6. Metafizik öyküde bireyin derinliği, hakikat arayışı eksen alındığı için anlatıcı olarak “ben” anlatıcı yoğun kulla­nılır. 7. Metafizik öykü, biçim denemelerine açık bir öyküdür. 8. Metafizik öykü, varoluşsal kay­gıları anlattığı için sık sık bilinç akışı, iç mono­log ve iç çözümleme gibi anlatım tekniklerine başvurur. 9. Metafizik öykülerde zaman ve mekân belirsizleşir.1 Ali Haydar Haksal öyküleri, eklemlendiği modern öykü geleneğinin (Necip Fazıl, Sezai Karakoç, Cahit Zarifoğlu ve Rasim Özdenören) hemen birçok özelliğini taşır.

Yazarın kendi öykü poetikasını ele aldığı Öykü Ağacı adlı kitabında yazma gerekçesini “Allah güzeldir, güzeli sever” hadisine dayandırıp öyküsünün temellerinin İslam medeniyeti ve estetiği olduğunu söylemekle birlikte nevi şah­sına münhasır bir öykücü olduğunu ve kim­seyle karşılaştırılmasına gerek olmadığını da ekler. Çünkü bazı yazarlar, Haksal öyküsünün Kafkaesk olduğunu söylerken, Tomris Uyar, Kafka öyküsünün karanlık, Haksal öyküsünün ise aydınlık olduğunu söylemiştir.2

Hâlihazırda on altısı basılmış ve basıma hazır öykü dosyaları ile yaklaşık yirmi öykü kitabı­na imza atan Haksal’ın öykülerinde karşımıza çıkan teknik ve tematik özellikleri şu şekilde sıralayabiliriz:

1. Haksal öyküsü, yazarın okumaya başladığı yıllarda içine doğduğu edebiyat geleneğinin izlerini taşımaktadır. Diriliş ve Edebiyat dergi­sinin yazarın öyküsünün şekillenmesinde etkisi olmuş; bu etki, Haksal’ın öykülerinin soyut/ metafizik bir damar üzerinde şekillenmesini sağlamıştır. Bunda Haksal’ın aile geleneğinin de etkisi vardır çünkü dedesi İsmail Hakkı Efendi hem medrese hem de tasavvuf geleneğinden gelen bir şahsiyettir.

2. Haksal, öykülerinde kahraman bakış açısını, diğer bakış açılarına oranla daha fazla kul­lanmış, bazen birden çok kahraman anlatıcıyı kullanarak kahraman bakış açısının imkânlarını genişletmek istemiştir.

3. Ali Haydar Haksal, genellikle olay örgüsü çeşidi olarak tek halkalı ve iç içe geçmiş olay örgüsünü kullanmakla birlikte “anlık” adını verdiği küçürek öyküler de yazmıştır. Bu öykü­lerde uzun uzadıya olay örgüsü yer almadığı için bir an’da yaşanan varoluşsal sorunlar işlenir.

4. Haksal, ironik öykülerinde memur ve bürok­rat tiplerine yer vermiştir. Sonraki öykülerinde bir trajedi yaşayan dul kadın, evde kalmış kız, şehirde bunalan erkekler, dindar anneler, sert babalar, Osmanlı bakiyesi yaşlı erkek ve kadın­lar, yaşadığı zamanla uyum sorunu yaşayarak doğaya ya da kendi çocukluğuna kaçmak iste­yen orta yaşlı erkekler, âşıklar, deliler, sanatçılar vb. toplum dışına itilen ya da toplumla uyuşa­mayan tipleri öykülerinde ele alır. İronik öykü­lerde memur ve bürokrat tiplerinin dışındakiler; hayatı, varlığı ve bir bakıma kendi varoluşunu sorgulayan boyutlu kişilerdir.

5. Öykülerde hem gerçek mekânlara hem de düşsel ve metafizik mekânlara rastlanmakta­dır. Haksal öyküsü metaforlara dayandığı için mekânlar çoğu zaman sembolik nitelikler taşır.

6. Haksal öykülerinde zamanın kullanımı yaza­rın biçimsel denemelerine göre değişiklik gös­terir. İronik öyküler ve bireyin trajiğinin işlendiği uzun öykülerde zaman daha belirgin işlenmesi­ne karşın ben kavramının yoğun olduğu öykü­ler ve küçürek öykülerde zaman belirsizleşir. Haksal öykülerinde olaydan çok bireylerin psi­kolojik durumları işlendiği için zamanda geriye dönüş, iç monolog gibi anlatım tekniklerinden faydalanılarak öykü kişilerinin bilinci yansıtılma­ya çalışılmıştır.

7. Haksal öykülerinde dil ve anlatım, yazarın biçimsel denemelerine göre değişiklik göster­mektedir. İlk öyküleri ironik öykülerdir. Bunlarda yazar işlediği olaya dışarıdan baktığı için daha rahat bir dil kullanır. Yazarın bireyin çelişkilerini ele aldığı öykülerinde dil ağırlaşır, iç monolog ve bilinç akımı gibi tekniklerle bireyin içinde bulunduğu psikolojik durum yansıtılır. Yazar, bu tarz öykülerinde kimi zaman noktalama işaretlerini kullanmamış ve çok uzun cümleler kurmuştur. Yazarın “anlık” olarak nitelediği küçürek öykülerde dil ve anlatım diğer öykülere oranla daha yoğundur. Bu öykülerde yazarın diğer öykülerine oranla çok az kelime kullandığı ve bireyin bilincini an’lık görüntülerle yansıtma gayreti belirgindir. Yazarın son öykülerinde aşk ve lirizm yoğunlukta olduğu için şiirsel bir dil ağırlık kazanmıştır.

8. Haksal’ın öykülerindeki konu ve temalar; ironi, modern bireyin trajiği, yitirilen zamanın peşinden koşmak, benin öyküsü/ruhun öyküsü olarak dört genel başlık altında toplanabilir. Yazar, özellikle ilk öykülerinde ironik bir tarz benimsemiş ve iki kitabında bu tarzı kullan­mıştır. Haksal’da ironik öykülerin temel özelliği modern bireyin ve küçük adam’ın hayat karşı­sındaki tavrıyla ilgilidir. Zarifoğlu, Haksal’ yazdı­ğı bir mektupta bu tipleri hastalıklı tipler olarak nitelemesinden sonra yazar, bu tarzı bırakır.

Modern bireyin trajiğinde hayatın kıyısında kal­mış tiplerin psikolojik sıkıntıları derinlemesine ele alınmıştır. Yazar, öykü kişilerinin psikolojik derinliğini yansıtmak için bu öykülerde birden çok anlatıcı kahramanı yansıtıcı figür olarak kullanır.

Zaman, Haksal öykülerinin temel sorunsalla­rından biridir. Haksal öyküsünde zaman dört farklı şekilde belirmiştir. Bunlardan birincisi çocukluğa ait zamandır. Hemen her yazar/ şair için çocukluk bir imge kaynağıdır. Haksal öykülerinde çocukluk, daha çok modern kentin bunalımına karşı bir kaçış zamanı olarak yer alır. Çocukluk, modern kente karşı bir alternatif olarak yazarın bellek ve sığınma mekânıdır.

Haksal’ın öykülerinde zaman kullanımlarından biri de anlıklarında belirginleşir. Anlıklar, bir an üzerine kurulan öykülerdir. Yazarın küçürek öykülerinde varoluşsal problemler ön plan­dadır. Zaman, bu öykülerde “ebedi şimdi” kavramı üzerine yoğunlaşmıştır. Tasavvuftaki “ibnü’l vakt” tabiriyle tanımlayabileceğimiz bu yaklaşımda kronolojik zamandan çok an’lar üzerinden evrensel insanı yakalamak ve anla­mak düşüncesi egemendir. Rüya kavramında da yazarın zaman düşüncesi belirginleşmiştir. Rüya da kronolojik zaman algısının dışında bir zaman algısıdır. Yazar, rüyalara ilahi bir yön­lendirme olarak bakar. Yazarın özellikle Rüya Rüya İçinde adlı kitabında Peygamber rüyala­rıyla modern insanın problemlerine eğilmesine, zamanın sınırlayıcı etkisini aşma arzusuna bakı­larak, zamanı sonsuzluk fikrine bağlama niyeti çıkarılabilir.

Haksal’ın öykülerinde belirgin temalardan biri de medeniyet düşüncesidir. Yazarın mede­niyet düşüncesinin yoğunlaştığı öykülerde, Osmanlı’dan kalma konaklar ve bu konaklarda yaşayanlar üzerinden geçmiş zaman ile içinde yaşanan zaman arasında bir bağ kurulmak istendiği göze çarpmaktadır.

Haksal’ın öykülerinde belirgin konulardan biri de “ben” kavramıdır. Ben kavramı değişik şekillerde öykülerde tebarüz etmiştir. Ben kav­ramının yoğunlaştığı öykülerde bir tür “fla­neur” yaklaşımı vardır; bu tip, modern kenti çok büyük bir dikkatle inceler ve buradan bir tür modernizm eleştirisine ulaşır. Modern kente belli bir dikkatle bakan flaneur’ün bakışı kendi içine döner, içinde bulunulan durumu aşmak için yazmak düşüncesine sarıldığı görü­lür. Yazmak, hayatın faniliğine karşı verilen bir cevaptır.

Ben kavramının yoğunlaştığı bir başka tema ise aşk’tır. Aşk, öykü kişilerinin karşı cinse duy­dukları bir istekten çok, İlahi olana yönelik ve aşkın/muteâl bir niteliktedir. Bu sebeple Haksal öykülerindeki aşklar, genelde karşılıksız aşklar­dır. Aşk, kişinin kendi içine yönelerek sonsuzluk düşüncesine varmasını sağlar.

Ben kavramının yazarın öykülerinde başka bir görünümü de ayna metaforunun kullanımında ortaya çıkar. Ayna da aşk gibi kişinin kendi varlı­ğını sorgulamasına yarayan ve kendi ben’ini bir ayna gibi kullanarak kutsalı anlamaya yönelen bir bakışla işlenmiştir. Nitekim ayna metafo­runda olduğu gibi delilik de aşktakine benzer şekilde varlığa sınırlı bir bakışı kırarak kutsala bağlanma niyetinin bir göstergesi olarak öykü­lerde yer almıştır.3

1 Bu özellikleri, Ömer Lekesiz’in çıkarımlarından (Kuramdan
Yoruma Öykü Yazıları, Selis Kitaplar, İstanbul 2006, s. 99-
100.) ve bir bölümünü de kendi okumalarıma dayanarak
belirledim. Geniş bilgi için bkz: Mehmet Özger, Ali Haydar
Haksal Öykü ve Romanlarında Yapı ve İzlek, Kesit Yayınları,
İstanbul, 2018, s. 49-56.
2 Mehmet Özger, s. 66.

3 Bu belirlemelere Ali Haydar Haksal’ın basılmış on altı öykü
kitabının incelenmesi sonucunda ulaşılmıştır.

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

Ahsenü’l-Kasas / Şeref Akbaba
Ege Türküsü / Ali Yaşar Bolat
Semender / Ebubekir Koçak
Bir Umuttu Hayat / İbrahim Kaya
Eksik Yanım / Nurşah Karaca
Tümünü Göster