Rasim Özdenören’in Hikâyelerinde İzlek ve Çağrışım

36
Görüntüleme

Rasim Özdenören; eserlerinde millîden evren­sele, değişimden kendine dönüşe, duruşma­dan duruşa giden göndergeler vermiştir. Onun hikâyeleri arayıştır. Varoluşsallığın temel sorun­larını “mutlak ben”in süzgecinden geçirerek bulmaya çalışır. Ontolojik sorgulayışları, psiko-sosyal sorunları, arayışın ekseninde ve­rir. Onun eserlerinde millî bir anlatı atlasından, evrensel bir coğrafyaya açılmış kurmacalar gö­rürüz. Kadim hikâyecilerden öğrendiği tekniği modern öyküye kadar taşımıştır.

Sosyal erklerdeki negatifleşmeyi irdeler. Bu yoz­laşma, çözülme, özden kopuşu, kutsaldan kaçı­şı; kuşatılmışlığın sosyal mühendisliğine bağlar. Bunun içinde bir direniş, bir duruşma, bir da­yanışma, ortak arketiplerle yürüme, aynı sosyal bağların denkleminde birleşme, temel dinamik­leri besleyen sosyal verilere dönüşü eserlerinde işler.

Öykülenmeye değer olanı düello olarak görür, düellonun kazanını arar.

Onun hikâyesi “öz ben’in” arayışıdır. Medeni­yet seyyahıdır karakterleri. Yerli ve özüne bağlı. İçindeki öz şefkatini arar karakterleri. Çözül­müşler, yozlaşmışlar ezilmişler, azınlıklar, ko­parmışları irdelerken” öz şefkatin” aynasında gösterir. Kendine saygısı olanın, başkasına da saygısı var.”

“Ben duruşmasında” durulanmış, çağrıştırılmış cümlelerle seslenir. Kendi medeniyet haritasının kartografıdır. Bu haritayı çizen temel dinamikler vardır: İslâm, gelenek, kültür, evrensellik, diriliş, duruşma, öz benlik gibi. Fakat hiçbir zaman öy­külerinde doğrudan mesajlar vermez. Yol gös­teren düşündüren, hayal geliştiren, ufuk açan bir yol dener.

Gelenek onun gıdasıdır. Bu gıdanın özü de İs­lâm’dır. Doğu ve Batı kültürüne de hâkimdir. İki kültür arasındaki sosyal erkleri bilir. Toplu­muzun son dönemde yaşadığı değişimler ve bu değişimlerin sosyo-psikolojik derinliğini işler. Bu minvalde düşünce ve öyküler verir.

İslâmî duyarlılığın açık sesi olmuştur. Vakaları, karakterleri bu duruş ve duruşmanın eksenin­dedir. Ama duyarlıdır, etkindir, yetkindir karak­terleri. Metafizik bir çizgide, ontolojik bağla­rımızı, farklı bağlamlar, yeni bağdaştırmalarla işlemiştir. Yazar öykülerinde, “insanlar genelde çözülmüş ve çökmüş toplumun kişileridir. Kül­tür ve inanç temelleri inkâr edilmiş, yıkılmış bir toplum düzeninden artakalmış insanlardır.”(1)

Seküler hayat karşısında çözülmüş, değişmiş, kopuşlar yaşamış millî karakterin, kendine ge­lişini işler. Gerçekle yüzleşmesini işler. Bin yıllık geleneğin yolculuğunu öğretir. Yerelden, evren­sele giden çözülmeleri verir. Ezilmişliğin psikolo­jisini işler. Çok sesli duruşlar sergiler karakterleri.

Kendisiyle buluşma mecralarında gezinir. Ken­dini arar. Kendini ararken, sistemin dışladığı viranelerde bulur. Viranelerdeki kuyuya düşer. Kervan beklemez. Kendi kendine, çıkış arar. Öz şefkatine sığınır. Bunu kabullenir. Seküler ve derin sistemlerin küresel mühendisliklerine karşı güçlü bağlarla o kuyudan çıkmaya çalışır. Kuyuda, Yusuf olmadığını; ancak onunla aynı kaderi yaşadığını düşünür. Uzun süre, seküler sistem onu aynı kuyuda bırakır. Orada olgunla­şır. Orada Yusuflaşır. Orada Yunus Emre hırkası giyer. Dilini Yunus’tan, duruşma yolculuğunu Yusuf’tan alıp direnişe, dirilişe çentik atar. Ve kuyudan çıktıktan sonra asıl duruş ve duruşma hikâyeleri yazar.

Rasim Özdenören, Mavera’nın çıkış duyurusunda edebiyat konusundaki görüşlerini şöyle ifade eder: “Biz, edebiyatı, amacı kendin­den ibaret kalan bir çalışma alanı olarak gör­müyoruz.

Tarihte hiçbir uygarlık, ilkin bir edebiyat hazırlığı geçirmeden, kelâm eğitimini tamamlamadan, yani düşünce söze, söz de eyleme dönüşmeden, var olma ortamına kavuşmamıştır. Her uygarlık kendi değer yargılarının, erdem anlayışının ilkin yerleşmesini, sonra da yayılmasını ve yaygınlaş­masını edebiyatın aracılığına borçludur” (2).

Hikâyeleri araçtır. Kurmacaları onu düşünce yol­culuğunu verir. Onun medeniyet duruşmasını gözler önüne serer. Onun hikâyesi düşüncenin kurgusudur. Bireyin toplum içinde tutunama­ması sonucu yaşadığı çözülmeleri çağrıştırır. Değişen dünyanın değiştirdiği, feleğin eleğinden geçirdiği, kayboluşları irdeler. Bu ko­puşların aldanış derinliğinde bunalmışları görür. Bulantının sancısıyla ölüm döşeğindeki neslin“ Mutlak Ben”e ulaşma yolunun İslâm’la olaca­ğını anlatır. Kahramanlarının duruşu bellidir. Bu duruşunun niyeti bellidir. Amaçları, düşün­celeri, hayata bakışları, her şeyi nettir. Yaşadığı dönemin sosyolojik bağı hatta kendi yaşadığı psikoloji eserlerine sirayet etmiştir. Sosyal dö­nem, bilincini en çok de bilinçaltını beslemiştir.

Yazarın çoğu eseri, bilinçaltındaki yadsımalarıyla ortaya çıkmıştır. Bu yâdsılar vakaya, kahramana dönüşmüştür. Onun yazma yolculuğunda sim­gesel şifre “yol göstermek.” Hikâyenin diğer formu olan mekân çoğu zaman belirsizdir. Ka­saba, Maraş, İstanbul, Ankara kısmen görülse de mekânlarının yokluğu farklı bir enerji kat­mıştır. Maraş, İstanbul, Eyüp, Ankara, yazarın bilinçaltı ajandasını verir. Onu besleyen verilerin orada birikip kelama dökülüşünü verir. Vakaları yerli, teknik ve dili moderndir. Bize son dönemin dilini, anlatımını, kurgusunu verir. Hikâye form­larıyla içerik paralel şekilde başarılı işlenmiştir.

Hastalar ve Işıklar(1967)’da toplumsal trajedi var. Psikolojik bir eser. Hasta kahramanlar var. Sistemin hastalandırdığı kahramanların kendi bulma yolculuğu var. Bireyin iç dünyasındaki kopuş dehlizlerini anlatır. Ruhsal derinlikte, özü kemiren temel sorgulayışları anlatır. “Hasta” sistemdir. Işık, İslâm’dır. Simgelerle ruhsal çö­zümlemeleri irdeler. “Hasta” olanla, hasta eden aynıdır. Sistemi, hastalık yapan mikrop ola­rak görür. “Hasta” aynı zamanda, çözülmeyi, kopuşu da simgeler. Çözülmüş bir kitle var. Bunu yapan da “seküler hasta”dır. Bu yüzden ışıkları arar. Işık, önce gelenektir, önce arınıştır, önce özdür, tümüyle İslâm’dır.

İkinci öykü kitabı “Çözülme” (1973)’de çoğullaştırıcı sosyal değişimi irdeler. Sosyo-kültürel değişimin temel erkleri nasıl ortadan kaldırdığını anlatmaya çalışır. Batılılaşmanın metodolojik olarak meydan getirdiği sosyolojik çarpıklıklar, hızlı değişim ve tüketimin getirdiği psikolojik enkazı işler. “Çözülme” tek başına derin bir psikolojiyi simgeler. Aynı zamanda, medeniyetin, kültürün değişimin sosyolojik sim­gesidir.

Çok Sesli Bir Ölüm’de (1974) Değişimin, psiko-sosyal enkazını ve bu enkazın sosyolojik atlasını açar. Toplumsal yozlaşmanın, toplumsal arın­madan geçeceğini irdeler. ”Çözülme”nin deva­mı gibi geliyor, bu eser. “Sesli Ölüm” şairane bir simge. Çok şey ifade eder. Tek başına, Batılılaş­manın, bin yıllık gelenekten kopan kahraman­ların, kendi değerleri arasında, kendi vatanında, sesli ölümler yaşıyor. Kırsaldan kente gelmişlerin ezilmişliği, kopuşu, kariyer, makam gibi putların seküler çizgiyle insanı özünden, dininden, kül­türünden kopararak seslice ölüşlerini anlatır.

“Çarpılmışlar “(1977,burada diğer eserlerden farklı kurgu, farklı psikolojik ajanda var. Yazar, iç çatışmalarla, dış çatışmalar arasında kalan kahramanların yolculuğunu verir. Kahramanlar, günah merkezindedir. “Günah” eserin aynası­dır. Günahın normalleşmesiyle ortaya çıkan içsel çatışmaların ruh dengesini nasıl etkilediğini ve­rir. Bu yüzden trajik sonları bir derstir. Yanlışların oluşturduğu kopuş ve kopuşa kapılmışların trajik sonlarını işler. Yanlış hayatlar, toplumsal uçurumlar oluşturmuş. Ve kahramanlar, siste­min mühendislerince, ya da bilinçsizce bu uçu­rumdan düşmektedir. Bu eser, modern hikâye kapı aralar. Bilinç akışı tekniğini kullanması, tam olarak başarılı da olmasa da modern hikâyeye geçişi verir.

Kuyu(1999), Hz. Yusuf Kıssası imgesi etrafında dönen uzun bir hikâyedir. Tasavvufi bir arınma­dır. Günah ile arınma, arınma ile kâmil olma ara­sındaki mistik çizgiyi irdeler. Yazarın hayal ettiği, kahramandır. Seküler hayatın içinde çığ gibi gü­nahın içinden bir tarikata sığınış. Orada arınış. Orada, kendini bulup sosyal ve kâmil bir ben’i simgeler. Biraz kendisidir, en sevdiği kendisidir, bu hikâye. Arınmış kendini bulmuş, duruşu ve dirilişi olan mistik bir kahramandır Yusuf. Biraz, kendisidir, biraz istediği biz…

Rasim Özdenören’in hikâyeleri düşündürür. Bir düşünce adamının yolculuğunu verir. Niyetlilik ilkesindeki aydınlığı görürüz. Eserlerinde farklı bakış açıları görür. Bütüncül yapı ve onun alt birimlerini kurgulayan hikâyeleri var. Estetize edilmiş metinlerden oluşuyor. Öykünün formla­rıyla ilgili zayıflık görülmez. Fakat tüm formlara hâkim değildir. “Hâkim bakış açısını” sıklıkla kullanmıştır. Bu tekniği kullanırken mecburen “anlatma” tekniğine başvurmuştur.

Görülen ve görülmeyen yaşantı birlikteliği, “özetleme “tekniğine çok rastlamıyoruz. Za­man özetlemesi birçok hikâyesinde görülse de başarılı bir teknik olarak göremiyoruz. “Göster­me “ tekniğini “Çarpılmışlar “ da kullanmıştır. Çok başarılı olmasa da” bilinç akışını “kullana­rak hikâyemize bir soluk getirmiştir. Hikâyeleri teknik formlar açısından ayrıca irdelemek ge­rekse de başarılıdır. Yazarımızın diliyle ayrı bir parantez açmalıyız. Hikâyeleri; konusu, işleyişi, sanatsal formları açısından kendini hep yenile­miştir. Kısmen görülen teknik kusurları da güzel vakalarla kapatmıştır. Ama diliyle ilgili ayrı bir yazı yazmak lazımdır. Dilindeki temel sorunlar­dan arınmış Özdenören, Türk hikâyeciliğinde kalburüstülüğü daha pekişirdi.

Kaynakça:

1. Türk Edebiyatı Tarihi (Kabaklı, 2006: 722) (2)

2. Yedi İklim Dergisi 1999 – 24

3.ÖZDENÖREN, Rasim (1998b). Çarpılmışlar, İstanbul: İz Yayıncılık

4.ÖZDENÖREN, Rasim (1998c). Çok Sesli Bir Ölüm, İstan­bul: İz Yayıncılık.

5.ÖZDENÖREN, Rasim (1998ç). Çözülme, İstanbul: İz Yayıncılık

6.ÖZDENÖREN, Rasim (1998e). Hastalar ve Işıklar, İstan­bul: İz Yayıncılık.

7.ÖZDENÖREN, Rasim (2000b) Kuyu, İstanbul: İz Yayıncılık.

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

Ahsenü’l-Kasas / Şeref Akbaba
Ege Türküsü / Ali Yaşar Bolat
Semender / Ebubekir Koçak
Bir Umuttu Hayat / İbrahim Kaya
Eksik Yanım / Nurşah Karaca
Tümünü Göster